bazı irtibatların varlığı,
hayatın içinde sürdükçe anlaşılır.
bir insanın telefonunuzda kayıtlı olması gibi. adı oradadır, numarası oradadır.
fakat zaman geçer; aramalar azalır, konuşmalar seyrekleşir.
bir gün fark edersiniz ki telefonunuzda duran şey artık bir insan değil, bir isimdir.
irtibatın kopması bazen böyle sessiz olur.
insanın Allah'la ilişkisi de belki biraz buna benzer.
dilinde Allah vardır. inancında vardır. hayatının bir yerinde vardır.
fakat hayatın bütün gürültüsü içinde O'nunla kurulan bağ ne kadar canlıdır?
bu soru bence iyi bir soru…
Allah ile irtibatın diyorum dost ne kadar sahici...
işte namaz burada başka bir anlam kazanır.
yalnızca yerine getirilen bir ibadet değil,
insanla Allah arasındaki hattın açık kalmasıdır.
orada mısın dost, namaz sadece ritüelleri olan bir ibadet değil,
aynı zamanda Allah ile irtibat sağlayıcı yegane yoldur...
namazı olmayanın fıkhı olarak ne olacağından öte
Allah'la irtibatı kesilenin hali nice olur?
doğru soru bence budur...
bir de o ara namazsızlar kiminle irtibat halinde yaşıyorlar o ayrı bir hikâye…
Allah, musa aleyhisselâma, “beni anmak için namazı kıl.” buyurur. (tâhâ, 20/14)
“beni an…”
insanın unutkanlığına söylenmiş gibi duran iki kelime.
çünkü insanın hayatı, hatırladıkları kadar unuttuklarından da oluşur.
para, iş, gelecek, borç, makam, itibar, telaşlar… günün içinde çoğalan şeyler, zihnin içinde de çoğalır. insan bir süre sonra kendisini var edeni değil,
hayatını dolduran şeyleri düşünür.
ezan bu kalabalığın gürültüsü içinden geçer.
başka bir yere ait bir ses gibi.
namazda insan, hayatın bütün isimlerinden sıyrılıp başka bir isimle karşılaşır:
kul.
kıyam, rükû, secde…
insanın kendisi için kurduğu bütün büyüklüklerin karşısında başka bir ölçü belirir.
para insanı büyütmez.
makam büyütmez.
başkasının bakışı büyütmez.
secde ise insanın yerini gösterir.
ilginç olan şudur: insan Allah'ın huzurunda küçüldükçe, dünyanın karşısında daha az küçülür.
çünkü dünyanın önünde eğilmenin sonu yoktur.
bir makam biter, başka bir makam başlar.
birinin alkışı kesilir, başka birinin alkışı aranır.
bir kazanç yeterli gelir, sonra daha fazlası istenir.
insan kendisine kurduğu dünyanın içinde sürekli yükselmeye çalışırken, nereye gittiğini unutabilir.
oysa yolun kendisinden önce yönü vardır.
çok yürümek, doğru yerde olduğumuzu göstermez.
çok kazanmak, doğru yaşadığımızı da.
namazın içinde bu yüzden yalnızca hareket değil,
yön vardır.
her gün yeniden aynı kıbleye dönmek…
aynı hakikatin karşısında durmak…
aynı secdeye varmak…
hayat ise namazın dışında akmaya devam eder.
insan yine çalışır, kazanır, konuşur, güler, kaygılanır, planlar yapar.
dışarıdan bakıldığında hiçbir şey değişmemiştir.
fakat insanın içinde bir bağın zayıflaması, dışarıdan her zaman görünmez.
önce yön bulanıklaşır.
sonra anlam.
sonra huzur.
belki namazın insan hayatındaki yeri tam da burada belirir.
dünyadan çekilmek değil, dünyanın içinde kaybolmamak.
hayatı bırakmak değil, hayatın içinde neyin asıl olduğunu unutmamak.
beş vakit…
beş kez aynı kapı.
beş kez aynı dönüş.
ve her secdede insanın karşısında duran o sessiz hakikat:
öteki uçta Allah var.
Umran dergisi Ağustos 2026 sayısı çıktı
20.08.2026
Kasıt ve Kusur: Süleymancılık AHMET GÜRBÜZ 24.08.2026
YENİ BİR EĞİTİM MODELİ ÖNERİSİ ORHAN GÖKTAŞ 26.08.2026
Ezherli Kuytul AHMET GÜRBÜZ 02.09.2026