metrika yandex
  • $44.73
  • 51.42
  • GA51500

Haberler / Yorum - Analiz

SİLİVRİ’DE BİR ÖLÜM, 15 YIL SONRA GELEN SORULAR: KAŞİF KOZİNOĞLU DOSYASI / Mücahit Altunay

12.09.2026 11:56• Son Güncelleme: 12.09.2026 11:56

MİT Dış Operasyonlar Daire Başkanı Kaşif Kozinoğlu’nun 12 Kasım 2011’de Silivri Cezaevi’nde hayatını kaybetmesinin üzerinden 15 yıl geçti. O dönem kapatılan soruşturma, bugün yeni ihbar ve beyanlar üzerine yeniden gündemde. Adalet Bakanı Akın Gürlek’in açıklamalarıyla birlikte cezaevi personeline yönelik adli işlemlerin başlatılması, Kozinoğlu’nun ölümünü çevreleyen soru işaretlerinin yeniden ve bütün boyutlarıyla araştırılmasını gerekli kılıyor. Bu dosya bize bir kez daha şunu hatırlatıyor: Şüpheli bir ölümde ne peşin hüküm verilmeli ne de sorular cevapsız bırakılmalıdır. Gerçek, ancak bağımsız, şeffaf ve hukuka uygun bir soruşturmayla ortaya çıkarılabilir.

Bazı dosyalar kapanır ama sorular kapanmaz.

Kaşif Kozinoğlu’nun Silivri Cezaevi’nde 12 Kasım 2011 tarihinde hayatını kaybetmesi, Türkiye’nin yakın siyasi ve hukuk tarihinin cevabı tam olarak verilmemiş sorularından biri olarak yıllarca gündemde kaldı.

Bugün ise dosya, yeni ihbar ve beyanlar ışığında yeniden tartışmaya açılıyor.

Adalet Bakanı Akın Gürlek, Kozinoğlu’nun “şüpheli şekilde hayatını kaybettiğini” belirterek, geçmişte yapılan şikâyet ve ihbarların dikkate alındığını ve Silivri Cumhuriyet Başsavcılığının yeniden soruşturma başlattığını açıkladı.

Bakan Gürlek ayrıca, yurt dışında firari bulunan ve hakkında FETÖ bağlantısına ilişkin adli süreç yürütülen eski bir cezaevi personelinin önemli beyanlarının ardından bazı adli işlemler gerçekleştirildiğini ifade etti.

Bu açıklamalar, yıllardır kamuoyunda tartışılan Kozinoğlu dosyasını yeniden Türkiye’nin gündemine taşıdı. Ancak mevcut aşamada soruşturmanın kapsamı ve elde edilen deliller hakkında kesin bir hükme varmak mümkün değil. Haber değeri taşıyan gelişme, öncelikle dosyanın yeniden incelenmeye başlanmış olmasıdır.

2012’DE KAPANAN DOSYA, 2026’DA YENİDEN GÜNDEMDE

Kozinoğlu’nun ölümünün ardından yürütülen ilk soruşturmada çeşitli deliller ve kayıtlar incelenmiş, soruşturma sonucunda kovuşturmaya yer olmadığına karar verilmişti.

Yıllar sonra yeni ihbar, beyan ve deliller doğrultusunda dosyanın yeniden ele alınması, hukuk devleti bakımından önemli bir gelişmedir. Bununla birlikte yeniden soruşturma başlatılması, tek başına önceki kararın yanlış olduğunu ya da ölümün kesin olarak bir suç sonucu gerçekleştiğini göstermez.

Hukuki açıdan belirleyici olan, yeni bilgi ve belgelerin usulüne uygun biçimde değerlendirilmesi ve soruşturmanın bağımsız, tarafsız ve denetlenebilir şekilde yürütülmesidir.

Çünkü:

Bir dosyanın daha önce kapanmış olması, yeni deliller ortaya çıktığında gerçeğin yeniden araştırılmasına engel değildir.

Özellikle kişinin tamamen kamu otoritesinin gözetimi altında bulunduğu cezaevi ortamında meydana gelen şüpheli bir ölüm, bütün yönleriyle incelenmelidir. Devletin sorumluluğu, yalnızca ölümün nedenini belirlemekle sınırlı değildir; olayın öncesini, son saatlerini, sağlık müdahalesini, güvenlik kayıtlarını ve varsa üçüncü kişi etkisini de ortaya koymayı kapsar.

CEZAEVİNDEKİ İNSANIN HAYATI DEVLETİN SORUMLULUĞUNDADIR

İnsan hakları açısından temel çerçeve açıktır.

Bir kişi tutuklandığında özgürlüğünden mahrum bırakılır.

Ama insan haklarından mahrum bırakılmaz.

Devlet, özgürlüğünü sınırladığı kişinin yaşamını ve beden bütünlüğünü korumakla yükümlüdür. Bu nedenle cezaevinde meydana gelen şüpheli bir ölüm, sıradan bir ölüm vakası gibi değerlendirilemez.

Kozinoğlu’nun son saatlerinde ne yaşandığı, sağlık müdahalesinin nasıl gerçekleştiği, herhangi bir gecikme veya ihmal bulunup bulunmadığı ve ölümde üçüncü kişi müdahalesinin söz konusu olup olmadığı araştırılmalıdır.

Bu inceleme yalnızca tanık anlatımlarına değil; kamera kayıtlarına, sağlık belgelerine, otopsi ve adli tıp raporlarına, cezaevi tutanaklarına, ziyaretçi ve telefon kayıtlarına ve diğer maddi delillere dayanmalıdır. Delillerin bütünlük içinde değerlendirilmesi, soruşturmanın güvenilirliği açısından kritik önem taşır.

ŞÜPHE, SUÇLULUK DEĞİLDİR

Burada temel bir ayrımın korunması gerekir.

Soruşturma kapsamında hakkında işlem yapılan hiç kimse, kesinleşmiş bir yargı kararı olmadan suçlu ilan edilemez.

Aynı şekilde Kozinoğlu’nun öldürüldüğü de bugünden kesin bir hüküm olarak söylenemez.

Şüphe, suçluluk değildir.

Fakat şüphe varsa araştırılır.

Yeni delil varsa incelenir.

Tanık varsa dinlenir.

Çelişki varsa giderilir.

Bilimsel inceleme gerekiyorsa yapılır.

Hukuk devletinin görevi tam olarak budur. Soruşturmanın amacı belirli bir kanaati doğrulamak değil, olayın tüm olası açıklamalarını tarafsız biçimde test etmektir.

FETÖ BAĞLANTISI İDDİALARI DA ARAŞTIRILMALI

Vedat Kat’ın tarafıma gönderdiği kapsamlı araştırmanın önemli bir bölümü, Kozinoğlu’nun hedef haline getirilmesi ve tutuklanması sürecinde FETÖ yapılanmasının medya, güvenlik ve bürokratik bağlantılarının rol oynadığı iddiaları üzerinde duruyor.

Bu iddiaların tamamını kesinleşmiş gerçekler gibi sunmak doğru olmaz. Araştırma notlarında yer alan değerlendirmeler, bağımsız kaynaklar ve resmi delillerle doğrulanmadığı sürece iddia niteliğindedir.

Ancak Adalet Bakanı’nın açıklamasında, FETÖ bağlantısı nedeniyle hakkında adli süreç bulunan ve yurt dışında firari olduğu belirtilen eski bir cezaevi personelinin önemli beyanlarından söz edilmesi, bu iddiaların da soruşturmanın delil sınırları içerisinde değerlendirilmesini gerekli kılıyor.

Burada sorulması gereken yalnızca:

“Kozinoğlu nasıl öldü?”

sorusu değildir.

Aynı zamanda:

“Kozinoğlu neden hedef haline getirildi?”

“Hakkındaki soruşturmanın dayanakları nelerdi?”

“Devlet kurumlarından bilgi sızdırıldı mı?”

“Dönemin medya-yargı-emniyet ilişkilerinde hukuka aykırı bir süreç yaşandı mı?”

soruları da cevap beklemektedir.

Ancak bu soruların cevapları, siyasi değerlendirmelerden veya tek taraflı anlatımlardan değil, doğrulanabilir belge ve delillerden çıkarılmalıdır. Soruşturmanın kapsamı genişletilecekse, ölüm olayı ile Kozinoğlu’nun hedef haline getirildiği iddiaları arasındaki bağlantı da somut veriler üzerinden kurulmalıdır.

MEDYA LİNCİ DE AYRI BİR İNSAN HAKLARI MESELESİDİR

Kozinoğlu dosyasının bir başka boyutu da dönemin medya düzenidir.

Bir insan hakkında kesinleşmiş bir mahkeme kararı bulunmadan, medya aracılığıyla “karanlık”, “cunta”, “derin devlet” veya benzeri ifadelerle kamuoyunda suçlu ilan edilmesi, yalnızca basın etiği sorunu değildir.

Bu durum masumiyet karinesini de ilgilendirir.

Eğer dönemin medya-yargı-güvenlik ilişkileri içerisinde bir kişi sistematik biçimde hedef gösterilmişse, bunun da bütün boyutlarıyla araştırılması gerekir. Bunun için haber arşivleri, yayın politikaları, bilgi kaynakları, resmi belgeler ve yargı dosyaları birlikte incelenmelidir.

Çünkü kumpas sadece sahte delilden oluşmaz.

Bazen kumpas;

önce algıyı oluşturur,
sonra hedefi belirler,
ardından delili üretir,
sonra yargısal süreci işletir
ve nihayetinde toplumun büyük bölümünü verilen hükme inandırır.

Bu çerçeve, Kozinoğlu dosyası bakımından bir sonuç değil, araştırılması gereken bir ihtimal olarak ele alınmalıdır.

İNSAN HAKLARI HERKES İÇİNDİR

İnsan haklarının gerçek sınavı, sadece kendimize yakın gördüğümüz insanların hakkını savunmak değildir.

Asıl sınav, fikirlerini benimsemediğimiz kişinin de yaşam hakkını, adil yargılanma hakkını, masumiyet karinesini ve insanlık onurunu savunabilmektir.

Kaşif Kozinoğlu gerçekten suçluysa, bunun cevabını hukuk vermeliydi.

Hakkındaki suçlamalar bir kumpasın parçasıysa, bunun da cevabını hukuk vermeliydi.

Ölümü doğal nedenlerle gerçekleştiyse, bunun bütün delilleriyle ortaya konulması gerekirdi.

Eğer ihmal veya başka bir hukuka aykırılık varsa, bunun sorumluları da hukuk önünde hesap vermeliydi.

Bize düşen hüküm vermek değil, gerçeğin ortaya çıkarılmasını istemektir.

Çünkü adalet bazen “kim haklı?” sorusundan önce şu soruyu sormaktır:

“Gerçekten ne oldu?”

ADALET, 15 YIL SONRA DA ADALETTİR

Kaşif Kozinoğlu’nun ölümünün üzerinden yaklaşık 15 yıl geçti.

Bugün dosyanın yeniden ele alınması, geçmişte cevaplanmamış soruların yeniden sorulabilmesi bakımından önemlidir.

Zaman geçmiş olabilir.

Tanıklar yaşlanmış olabilir.

Belgeler eskimiş olabilir.

Ama gerçeğin değeri zamanla azalmaz.

Bununla birlikte zamanın geçmesi, soruşturmanın güçlüklerini artırır. Delillerin korunması, kayıtların yeniden incelenmesi ve tanık anlatımlarının birbirleriyle karşılaştırılması bu nedenle özel önem taşır.

Bugün yapılması gereken, soruşturmanın sonucunu peşinen ilan etmek değil; hiçbir baskı altında kalmadan, bütün delilleriyle ve hukuk kuralları içinde yürütülmesini istemektir.

Çünkü insan hakları açısından mesele yalnızca Kaşif Kozinoğlu değildir.

Mesele, devletin gözetimi altında bulunan her insanın yaşam hakkıdır.

Mesele, tutuklu bulunan her insanın insanlık onurudur.

Mesele, hakkında soruşturma yürütülen her insanın adil yargılanma hakkıdır.

Ve nihayet mesele, devletin gücünü kullanan herkesin hukukla bağlı olmasıdır.

Bugün Kozinoğlu dosyasında aradığımız cevap belki tek bir soruda özetlenebilir:

12 Kasım 2011’de Silivri’de gerçekten ne oldu?

Bu sorunun cevabı ne siyasi kanaatlere ne medya manşetlerine ne de varsayımlara bırakılmalıdır.

Deliller konuşmalıdır.

Bilim konuşmalıdır.

Hukuk konuşmalıdır.

Ve sonunda gerçek ortaya çıkmalıdır.

Çünkü adalet, yalnızca suçluyu bulmak değildir.

Adalet, gerçeği karanlıkta bırakmamaktır.

 

KAYNAKÇA

1. Adalet Bakanlığı / Bakan Akın Gürlek’in açıklaması
Kaşif Kozinoğlu’nun ölümüyle ilgili yeniden başlatılan soruşturma, geçmişteki ihbar ve şikâyetler, eski cezaevi personelinin beyanları ve yürütülen adli işlemlere ilişkin açıklamalar, Ağustos-Eylül 2026.

2. Hürriyet
“Bakan Gürlek’ten Kaşif Kozinoğlu soruşturmasına ilişkin açıklama.”
Hürriyet, 2026.
Hürriyet haberine ulaşmak için

3. TRT Haber
“Eski MİT görevlisi Kozinoğlu’nun ölümüne ilişkin soruşturmada ikinci dalga operasyon.”
TRT Haber, 2026.

4. Aksiyon Dergisi
“MİT’ten Ergenekon’a Uzanan Hat: Kaşif Kozinoğlu.”
Sayı: 850, 21 Mart 2011.

5. Zaman Gazetesi Arşivi
Kaşif Kozinoğlu ve OdaTV soruşturmasına ilişkin 2011 yılı haber ve yazıları.

6. Kozinoğlu, Kaşif
Kaşif Kozinoğlu’nun Ergenekon Mektupları. İstanbul: Kaynak Yayınları, 2012.

7. Şener, Nedim
Kırmızı Cuma: Hrant Dink ve MİT/FETÖ İlişkisi. İstanbul: Doğan Kitap, 2014.

8. Çiçek, D.
TSK’ya Kurulan Kumpasın Perde Arkası. İstanbul: Kırmızı Kedi Yayınevi, 2015.

9. Yılmaz, M.
Silivri’de Sır Ölümler ve Kumpas Davaları. Ankara: Kriter Yayınları, 2013.

10. Vedat Kat
Kaşif Kozinoğlu’nun Ölümüne Giden Süreç ve FETÖ Yapılanmasının Rolüne İlişkin Araştırma Notları. Eylül 2026, Bursa.
(Yazar tarafından tarafıma gönderilen araştırma metni.)

 

Yorum Ekle
Yorumlar
Henüz Yorum Eklenmemiş