Kemal Tahir, Kurtuluş Savaşı’nı tahlil ettiği romanında der ki; ”Kurtuluş iki türlü olur. Ya bütün haklarınızı kaybederek ya da bir kısım haklarınızı elde ederek.”
İsrail – Gazze Savaşı bütün hızıyla devam etmekte. Güney Lübnan başta olmak üzere Hizbullah bahanesi ile Lübnan’ın neredeyse tüm sathı ateş altında. Suriye, kasabını bekleyen koyun misali İsrail’in yaptığı tüm saldırı ve katliamlara sessiz. Oysa aynı Suriye paydaşları ile birlikte 15 Mart 2011’den bu yana neredeyse 700 binin üzerinde insanını her türlü silahları, fosfor bombaları da dâhil halkına karşı kullanmaktan çekinmeyerek sözde hür dünyanın ve dahası İslâm dünyasının gözleri önünde katletti. Yahudi Siyonist sermaye çevrelerinin, Hristiyan Siyonist Protestan Evanjeliklerin ve İngilizlerin Ortadoğu’nun bağrına sapladığı Siyonist hançer; Gazze başta olmak üzere bölgeyi kanatmaya devam ediyor.
Katliamların, soykırımın, işlenen insanlık suçlarının ne zaman sona ereceğine dair de bir ipucu yok. Ortadoğu’nun kan-revan içerisinde olduğu bir zamanda Amerika’da başkanlık seçimi, senato ve kongre seçimleri yapıldı. Celladından medet uman mahkûm gibi Kamala mı, Trump mı daha iyi olur seçenekleri tartışılmaya başlandı. Nihayet Trump ipi göğüsledi. Aslında Kamala ile Trump arasındaki fark, beyaz pirincin içerisindeki beyaz taş–siyah taş misali gibidir. Ama doğrusu Kamala beyaz taş idi, Trump siyah taş gibi. Ya da münafıkla kâfir arasındaki fark gibi. Birincisi pirinç tanelerini ağzınıza aldığınızda fark edilir, diğeri almadan fark edilir. Hâsılı Trump’ın siyah taş olduğunu unutmayalım.
Yeni Trump yönetiminde Ortadoğu, Gazze, Filistin, Lübnan, Ürdün, Suriye, Türkiye ve İran’ı ne bekliyor?
Bu sorunun cevabına geçmezden önce Trump’ın kimlerle çalışacağına bir göz atalım. Trump birinci başkanlık döneminde öne çıkan aşırı İsrail yanlısı evanjelikler John Bolton, Jim Mattis, Nikki Holey gibi şahinler söylem ve eylemleri ile tedirgin edici bir atmosfer oluşturmuşlardı. Trump, başta Bolton olmak üzere başkanlığı dönemine neredeyse başkan yardımcısının dışında ciddi değişikler yaparak yoluna devam etti. İkinci dönemi için öne sürdüğü isimlere baktığımız zaman sanki gelenler gidenleri aratacak gibi. Bunlardan Savunma Bakanlığı’na aday gösterilen Peter Hegseth, İsrail Büyükelçiliği’ne aday gösterilen Mike Huckabee, ABD Merkezi İstihbarat Teşkilâtı (CIA) Direktörlüğüne aday gösterilen John Ratcliffe iki devletli çözümü reddetmektedirler. Bunlardan İsrail Büyükelçiliği’ne adı geçen Mike Huckabee daha 2008 yılında yaptığı bir konuşmada; ”Gerçekten bir Filistin diye şey yoktur” demişti. Ve yine aynı Siyonist evanjelik Hristiyan Mike, İsrail’e yaptığı bir gezi sırasında;” Sanırım İsrail’in Judea ve Samaria’ya tapusu var. Kullanmayı reddettiğim bazı kelimeler var. Batı Şeria diye bir şey yoktur. Orası Judea ve Samaria’dır. Yerleşim diye bir şey de yoktur. Topluluklardır, mahallelerdir, şehirlerdir. İşgal diye bir şey de yoktur.”
Amerika’nın atanması düşünülen ve teklif edilen Mike Waltz; Gazze ateşkesini destekleyen kongre üyelerinin ‘antisemitik’ olduğunu ve İsrail’e İran nükleer tesislerine saldırması için serbest el verme sözü verdiğini söyledi. BM’e atanması teklif edilen ABD Büyükelçisi Elise Stefanik, yakın zamanda, Gazze’deki Filistinlilere insani yardım sağlayan ve başlıca tedarikçi BM. olan Filistin yardım ve çalışma ajansına yapılan yardımın kesilmesi çağrısında bulundu.(Rob Eşman FORWARD 13 Kasım 2024)
Dışişleri Bakanlığı’na aday gösterilen Marco Rubio’nun; Ortadoğu, Filistin ve Gazze savaşına ilişkin tutumu ise Netanyahu kabinesinde Maliye Bakanı olan Smotrich ile Ulusal Güvenlik Bakanı Ben Gvir gibi aşırı Siyonistlerden farklı değil. Ona göre Hamas ve Hizbullah tamamen ortadan kaldırılıncaya kadar ve yine İran’ın nükleer programı sonlandırılıncaya kadar müzakere yapılmamasını öneriyor. Bu öneri ve yaklaşımlara rağmen Trump’ın aday gösterdiği Büyükelçiler, bakanlar Temsilciler Meclisi’nden ve Senatodan güvenoyu alabilirler mi? Alırlar. Zira her iki kurum da Cumhuriyetçiler de. Bu arada İsrail açısından kabulü mümkün gözükmeyen ‘ateşkes’ konusu gündeme gelirse ve gerçekleşirse İsrail kabinesi düşebilir. Bunun sonucu olarak da Netenyahu belki de UCM’nin tutuklama kararından önce İsrail yargısı tarafından tutuklanabilir. Bu da uzak bir ihtimal olarak gözükmüyor. Böyle bir gelişme Trump’ın da elini güçlendirebilir.
Şu an itibariyle gerek Gazze’de ve gerekse Lübnan’da ya da Hizbullah cenahında tablo hiç iç açıcı değil. Zira biz Müslümanlar, Filistin dostları her ne kadar iyimser yaklaşım ve tabloları gündeme getirsek de Hamas’ın da, Hizbullah’ın da elit kadroları şehit oldular. Adını bildiğimiz önder şahsiyetlerden neredeyse yaşayan yok. O nedenle her iki örgütün de toparlanması zaman alacaktır. İran, özellikle Suriye ve Lübnan’da en büyük mevzii kaybını yaşadı. Suriye ve Ürdün ise topun ağzında görünüyor. Suriye’de, Beşşar Esed’in amcası Rifat Esed’in 1 Mayıs 2024’de ölümünün ardından Beşşar’ın kardeşi Mahir iktidara göz dikmiş bulunuyor. Zira Mahir’in eli her zamankinden daha güçlü. Muhafız birlikleri, 4. Fırka, istihbarat birimleri Mahir Esed’in kontrolünde.
Diğer yandan Beşşar Esed’in İran’la arası soğuk olmasına rağmen Mahir Esed’in İran’la arası oldukça iyi. İsterseniz Türkiye’nin Suriye’ye uzattığı elin havada kalmasını birde bu zaviyeden okuyunuz. Bu arada Türkiye’yi de bölgesel olarak ciddi sorunlar beklemektedir. Ama Türkiye bu sorunların üstesinden gelebilecek güçte. Unutmayalım. 15 Temmuz sonrası (24 Ağustos 2016) Fırat Kalkanı, 20 Ocak 2018 Zeytin Dalı, 9 Eylül 2019'da Barış Pınarı Harekâtlarını Amerika’ya rağmen yaptı.
Ürdün meselesine gelince, Ürdün parçalanma ya da yıkılma tehlikesi ile karşı karşıya. Çünkü 1967 savaşından bu yana özellikle BM. 242 ve 338 sayılı kararı sonrası iki devletli çözüm sürekli telaffuz ediliyor. Ancak iki devletli çözümün önünde iki önemli engel var. Birincisi Yahudi yerleşimciler, ikincisi ise Filistinli mülteciler. Yerleşimcilerin gasp ettikleri toprakları terk etmeleri beklenmediğine göre FİLİSTİN devleti için toprak lâzım. Şu an bile Batı Şeria’da, Doğu Kudüs’te belirli bir ağırlığı olan Ürdün, muhtemelen topraklarında kurulacak Filistin Devleti için toprak tahsis etmek mecburiyetinde.
Trump, birinci başkanlık döneminde Amerika’nın Tel Aviv Büyükelçiliği’ni Doğu Kudüs-Batı Kudüs ayırımı yapmaksızın Kudüs’e taşıdı. (6 Aralık 2017) Keza Golan tepelerinin de İsrail’e ait olduğunu deklare etti. Şimdi de muhtemel kabine üyeleri ve büyükelçilerin söylemlerinde olduğu gibi Batı Şeria ve Doğu Kudüs’ün de İsrail’e ait olduğunu ilân ederse şaşmamak lâzım. Bu durumda Filistin Devleti nerede kurulacak? Mısır’da, Filistinliler de Sina’da bir Filistin Devleti’ne karşılar. Geriye tek alternatif Ürdün toprakları kalıyor. Bölge ülkeleri, İslâm dünyası edilgen politikalarına böyle devam ederlerse ABD yönetimi ve İsrail daha cesaretlenecektir. Trump, Kudüs’ü İsrail’in başkenti ilân ettiğinde Türkiye’den başka neredeyse kimsenin sesi çıkmadı. İran, neredeyse Ortadoğu’da hiçbir hedefine ulaşamadı. Üstelik Lübnan iç savaşı sonrası ve Refik Hariri suikastı ardından Suriye’nin Lübnan’ı terk ettiği gibi (30 Nisan 2005) Hizbullah’ın aldığı yoğun yaradan sonra Lübnan yönetimi İran’ın Lübnan’ı terk etmesini de isteyebilir. Aynı şekilde Suriye de İran’ı topraklarında istemeyebilir. Zira İsrail’in sürekli Suriye’yi bombalamasının önemli nedeni İran’ın Suriye’deki varlığı nedeniyledir. Bu arada Hizbullah’ın yeni lideri Naim Kasımi’nin BMGK’nin 1701 sayılı kararını kabul ettiğini de unutmayalım. Zira o karara göre Hizbullah’ın silahları bırakması, Güney Lübnan’ı terki isteniyor.
Trump’ın ikinci dönemi bölgemizde şaşırtıcı gelişmelere de neden olabilir. Zira Trump hem tüccar hem de pragmatist bir kimlik. Her ne kadar yönetime aday gösterdiklerinin kahir ekseriyeti Hristiyan Siyonist evanjeliklerden oluşsa da sağ gösterip sol vurabilir. Ve tabii ki birde Amerika’daki müesses nizamı da göz ardı etmemek lâzım. Pentagon’un sahayı boş bırakacağını sanmıyorum. Göreceğiz bakalım Filistin, bir kısım haklarını alarak mı kurtulacak ya da bütün haklarını kaybederek mi?
23 Kasım 2024
Naman Bakaç ile Derkenar...
02.12.2025
Yapay zeka yasası mı geliyor?
29.11.2025
1.5 milyon kişinin borcu silinecek
29.11.2025
Seyfettin Huca ile Derkenar
09.11.2025
İsrail mutlak kötülüktür!
06.11.2025
hud hud projesi RESUL UZAR 04.12.2025
Ulucanlar Cezaevi MEHMET YAVUZ AY 24.11.2025