metrika yandex

Haberler / Yorum - Analiz

Zihin ve Bilgide Kırılmalarla Değişen Hayat Tasavvurlarımız / Mehmet Şaşmaz

25.04.2021

İnsanlık tarihinin kültürel birikimi toplumsal hafızasında saklıdır. Toplumsal hafıza insanlarda kişilik ve kimlik oluşturur. hafızayı oluşturan dildir; dil ise kelimeleri sembol olarak kullanır, kelimelerde dile gelen semboller akla düşer ve düşünmeyi oluşturur. Düşünmenin nerede oluştuğunu insanlık daha çözememiştir. İnsanlığın sembolleşen bu kelimeleri neye göre yaptığı meçhuldür; ekmeğe neden "ekmek" dediler de başka bir şey demediler, sorusunun cevabı yoktur. Toplumsal hafızayı şekillendiren bütün bu sembolleşmiş kelimelerle insan düşünür. akleder iletişim kurar.

Türkiye'nin modernleşme tarihi dili katlederek toplumsal hafızayı silmiştir. Hafızası silinen insan düşünemez, akl edemez. Bu nedenle Türk Aydın tipinin konuşması kekeme, hafızası yitiktir.

"Neden Türk toplumunda dünyaca ünlü Alim, filozof, şair sanatçı çıkmıyor"  diyenler sorunun cevabını yanlış yerde arayanlardır.

Bu şekilde elbette ki çıkmaz. Hafıza geri gelmeden çıkmaz, derinlikli düşünmek için hafıza gerekli ki kelimeler düşünceye gelsin. Hafızası yitik olanlar için tek çare bu nedenle taklittir, her tarafımız taklit!

Düşünce tarihimizde iki kırılma yaşandı. İlki  7. yy' da  Yunan felsefesi ile tanışıldığında, ikincisi ise 17. yy'da modernizmle beraber..

Bu kırılmanın her ikisi de helenistik bilgi ve kelimelerle gelmişti. Yedinci asırda Müslüman filozoflar eliyle Helenistik felsefi bilgilerle yapılan İslam yorumu; vahiy dini olan İslamın,  iman amel esaslarını sarsarak İman esaslarını ve gaybı felsefenin konusu yapmışlardı.

Orta yolu bulmaya çalışan, felsefe hakkında belirli ve tutarlı bir görüşe sahip ender alimlerimizden olan İbn-i Haldun, döneminde yoğun kutuplaşmaların olduğu, Yunan felsefesinden gelen kelimelerin yorumlanmasıyla İslam adına çok sesliliğin olduğu zamanda felsefeye karşı olmadan,  istikametini de göstermiştir.

Felsefenin açmazlarını ve İslam itikadına verdiği zararları gören İbn-i Haldun'a göre de iman ve gayb esasları felsefenin konusu olamazdı; ahiret, cennet, cehennem gibi vahyin bize verdiği kavramsal kelimeler felsefe ile izah edilemezdi. İman esasları ve gayb konuları inanç meselesi idi ve sadece iman edilirdi.

İbn-i Sina, İbn-i Rüşd ve Farabi eleştirilerini yaparken de itikat ve amel konularında açmaza düştüklerini söyler.

Birincisi itikad konularını felsefe konusu  yapmaları, ikincisi "Kur'an'da geçen amellerin amacı Allah'ı daha iyi bilmek olduğu için ameller avâmadır biz aklımız ve düşüncemizle Allah'ı bildiğimiz için ameller bizim üzerimizden düşer" dedikleri için amel konusunda da açmaza girmişlerdir  görüşünü verir.

Aynı şekilde kelam ve tasavvufun da felsefe konularıyla İslam'ı izah yapmalarını hatalı bulmuştur.  kelam ve tasavvuf da  felsefeye bulaşarak inanç ve ameli bulanıklaştırılmıştır der.*

Bütün bu olanlar kelimelerle başladı İslam dünyasında. İslam toplumu ikinci defa 17. yüzyılda başlayan kırılmada da helenizmin kavram ve kelimeleriyle bir kez daha karşı karşıya geldi; bu defa ümmeti tamamen yok etmek üzere geldi.

Kültürü ile, dili ile, yaşamı ile..

Kendi elimizle kendi hafızamızı silerek geldi. Hafızamızı tekrar geri istiyoruz diye haykıranlar olmalı..dert edinilmeli..

Ne var bu coğrafyada ?

Geçmiş toplumsal hafızasına lanet okuyan Aydın tipi, yanlışlarıyla doğrularıyla hafızasına sahip çıkamadığında onun yerine neleri getireceklerdi?

İşte getirdiler!

Helenistik hafıza ve aklı getirdiler ve bu akılla vahyin kelimelerini izaha çalıştılar.

O akıl bu vahyi anlayamaz!

Kur'an okuya okuya deist olan, feminist olan, kapitalist olan, sosyalist olan ve daha bilmem ne olan bu akıldır.

Toplumsal hafızasını geri getirmeden hiç olan bir Aydın aklı.Kelimelerle bilgi oluşturan geleneğe töreye lanet okuyarak geldiği yere bakın.

Yerine ne kondu hiçlik ve boşluk düşünmeyen akıl ve kekeme Aydın.

Tek çıkışımız orta yolu bulmaktır.

7 yy' dan bu yana tartışılan felsefeyi yerli yerine koyup orta yolu bulmaktır.

Bizi biz yapan değerleri kuşanabilmemiz için ihtiyacımız var kelimelerimize..

Şahitlik,fedakarlık, vefa ve takva gibi bütün bu kelime ve kavramların hafızamızın  neresinde olduğuna bakmamız gerekiyor. Müslüman bir ahlaki kişilik oluşturma mücadelesi kelimelerle başlamalı.

Kelimelerin karşılığı bizde var mı, dil ile söylediğimizi akledip düşünüp yaşayabiliyor muyuz.

Vahye muhatap olan müslüman akıl dilin söylediği kelimeleri akledip yaşamakla mükelleftir. Müslümanca bir ahlak inşası için bu olmazsa olmazdır.


*İbni Haldun (Ahmet Arslan)
Felsefe din ilişkisi bölümü.

Mehmet Şaşmaz

Yorum Ekle
Yorumlar (4)
Mehmet şaşmaz | 05.05.2021 00:25
Teşekkür ederim alpaslan kardeşim.Rabbim rızasını kazanacağımız amelleri göstersin. Amin
Alpaslan Arslan | 27.04.2021 22:16
Tebrikler eski dostum, çok güzel yazmışsın. Belki şunu da ilave edebilirdin, toplumsal hafıza Fatih sonrasında durdu, bunun sebebi nedir?. Metin sanki cumhuriyet dönemiyle sınırlıyor zihnimizi. Beş yüz yıllık bir hafıza kaybı söz konusu.
Reşat YILDIZ | 27.04.2021 01:50
Dinimizin ana rahmi dilimizde mahfuz yitirdiğimiz toplumsal hafızamız. Rahimdeki o cenine yüz yıldır Dil Devrimi, Dilde sadeleşme başlığı altında yapılan canice, sezaryen, kürtaj, spiral ve kılıfla edilmedik kötülük kalmadı ancak dilimizi değiştirenlerin nihai hedefiniz dinimiz olduğunun farkına varmak bu ülkede yaşayanların hayat bulması için imanlarının değiştirilemez ve değiştirilmesi teklif edilemez tek şartı olduğunun bilinmesi şart ve kafi.
zeynep dilek | 26.04.2021 01:20
Yitirilen hafızamızla gelen bilinç bulanıklılığı ve çift zihinliliğin oluşturduğu, Zihin ve Bilgide Kırılmalarla Değişen Hayat Tasavvurlarımız. Bize dair bizden şeyler..