Kazvinli’nin biri bir tellağa (dövmeci) gitti. Omuzuna bir dövme yaptırmak istediğini söyledi. Beriki sordu:
Tellak eline iğnesini alıp deriyi delmeye başlayınca adamın canı yandı ve:
Dövmeci resmin başka bir yerini yapmaya başladı ama bir iki iğne yiyen beriki yine feryat etti:
Tellağın canı sıkıldı ama ne çare… Bir “la havle!” çekip hayvanın başka bir yerine girişti. Canı tatlı olan adam onu yine durdurdu:
Artık dayanamayan usta öfkeyle iğnesini yere çaldı:
Neden bu hikâyeyi paylaşma ihtiyacı duydum?
Bundan önceki iki makalemin başlığı şöyleydi:
“Namazsız Müslümanlık”
“Ahiretsiz Müslümanlık”
Bu gün de “Cihadsız Müslümanlık” konusunu yazmayı düşünürken bu hikâyeye takılı kaldım…
Bizim hikâyemiz ile Kazvinli’nin hikâyesi benzerlik taşımıyor mu?
O kuyruksuz, kulaksız, karınsız bir Aslan arayışındaydı… Biz de “namazsız, ahiretsiz, cihadsız, ahkâmsız bir din” tasavvuruna doğru mu savruluyoruz?
İslam’ı çağdaşlaştırmaya çalışırken işi çığırından çıkarmak… Ya da yerleşik düzenimize ilişmeyecek, alışkanlıklarımıza dokunmayacak, geleneğimizle bozuşmayacak, yaşam tarzımıza ters düşmeyecek, atalarımızla çatışmayacak bir dine ihtiyaç duyuluyor…
Hayatın içinde ama istediğimiz yere çekebileceğimiz bir din anlayışı gelişiyor…
Bize fazla müdahale etmeyecek ama bizim müdahalemize sonuna kadar açık olacak bir İslam arayışı… Kafa konforumuzu bozmayacak, rahatımıza dokunmayacak alabildiğine uyuşumcu, uysal, uzlaşmacı bir dini algı…
Verili sistemle alıp- veremediği olmayan, her şeyi olumlayabilen, muhalif değil mülayim bir din…
Direniş damarı alınmış, ayakları üzerinde duramayan, her yeni duruma, her devre, her düzene eklemlenmeye müsait hale getirilen bir din, omurgasız bir dindir…
Omurgasızlığın sonu onursuzluktur…
Evet, zihinlerde dondurulan, vicdanlarda bekletilen, mabetlerle sınırlandırılan, yaşamın yan ünitelerinden birine dönüştürülen, kültürleştirilen dahası protestanlaştırılmaya teşne bir dini yozlaşmayla karşı karşıyayız…
“İslam mantık dinidir.” mottosundan hareketle mantığa ve menfaate uyarlanmış bir dini algı kabul görüyor...
Fincancı katırlarını ürkütmemek adına, her gün dine giydirilmiş deli gömleklerle karşılaşıyoruz…
Sanıyorum kulluk sınavımızın en sıkıntılı boyutlarından biri bu olsa gerek… Bütünlüğünden ve bağlamından koparılmış bir din her an parçalanmaya ve pazarlanmaya hazır hale getirilmiş demektir…
İlahi uyarıyı daha bir duyarlılıkla dikkate almak zorundayız…
“Yoksa siz kitabın bir kısmına inanıp bir kısmını inkâr mı ediyorsunuz?” içinizden bu şekilde birinin dünya hayıtındaki cezası ancak rezil rüsva olmaktır; kıyamet gününde ise onlar azabın en şiddetlisine itilirler. Allah sizin yapmakta olduğunuzdan habersiz değildir.” (Bakara, 85)
Saadet Partisi'nden hükümete 3 şart
29.08.2026
Kalibaf’tan ABD’ye: Büyük Şeytan
02.09.2026
Otomobil Satışları Durdu
02.09.2026
İktibas Dergisi’nin Eylül 2026 sayısı çıktı
02.09.2026
Ezherli Kuytul AHMET GÜRBÜZ 02.09.2026
BİLGİNİN İNSANİLEŞTİRİLMESİ- 5 ÜSTÜN BOL 28.08.2026
AA’NIN FİLİSTİN SÖZLÜĞÜ YAYINDA ESRA DURU 01.09.2026
Yurtta Sulh Cihanda Sulh AHMET GÜRBÜZ 10.08.2026
MEKKE İTTİFAKI SÜLEYMAN ARSLANTAŞ 09.08.2026
Kasıt ve Kusur: Süleymancılık AHMET GÜRBÜZ 24.08.2026
Genç, Musa ve Hakîm’in hikayesi OSMAN KAYAER 19.08.2026