9 Aralık 2019 Pazartesi •

İSLAMİ HAREKET ÜZERİNE 5 – YENİLİK, ASLA BAĞLI BİR USÜL İLE OLMALI

16.02.2019
İsa ÖZÇELİK

   Kişi ve toplulukların yaşadığı zaman ve mekandan etkilendikleri bilinen bir husustur. İbn Haldun ve çok sayıda ilim adamı coğrafyanın, iklimin, şehrin, iktidar gibi çok sayıda etkenin insan ve toplum üzerindeki etkileri üzerinde önemli incelemeler yapmışlardır.

    Şu an değişik bölgelerde yaşayan Müslüman halkların, birbirlerinden çok farklı dinamiklerin etkisi altında mücadele ettiklerini hep beraber müşahede etmekteyiz. Bundan ötürü Müslümanların yaşadığı zamanı iyi anlaması bunun için ciddi bir çabanın içinde olması kaçınılmazdır. Bu çabalar bazen yeni açılımlar yapmayı gerekli kılarken aynı zamanda ciddi riskleri de içinde barındırmaktadır.

    Müslümanlar uzunca bir süredir kendi gündemlerini özgür iradeleri ile belirleyememektedir. Bunun için gelecekle ilgili fikirsel açılımlar ve çözüm arayışları konjonktürel baskı potansiyelini içinde barındırıyor gözükmektedir.

    İslami hareket bu bağlamda yenilgi psikolojisi ile kalıcı dönüşümlerin ( ilkeleri yok eden olumsuz dönüşümler ) önünü açmamalıdır. Mesela bazıları Tunus Nahda Hareketinin kendi şartlarında bile tartışılabilecek bir takım açılımlarını, diğer gruplar için kurtuluş reçetesi olarak sunmaktadır. Özellikle Mısır İhvanı’nın sözde iktidar! tecrübesinde bu yolu takip etmediği için başarısız olduğunu öne sürmektedirler.

     Bu analiz, yaşadığımız gerçekleri yalnızca sonuç odaklı değerlendiren ve hakim paradigmanın kuşatmasını aşamayan bir aklın ürünü gibi gözükmektedir. Kim bilir Rabia direnişi çokta uzak olmayan bir gelecekte İslam dünyasında, büyük başarı hikayemize giden yolun en önemli kilometre taşlarından biri olarak okullarımızda okutulacaktır. Bu örnek topluluğun destansı direnişi yalnız Müslümanlar için değil tüm insanlık için rol model olarak sunulacaktır.

   Nahda hareketi laikliği farklı bir ifadelendirme şekli ile de olsa içselleştirme yolunda gözükmektedir… Bu kabullenme ülke şartlarının bir dayatmasının ötesinde yılarca sürdürülen fikri tartışmaların sonucunda ulaşılmış bir çözüm önerisi olarak mı karşımıza çıkmaktadır ?.. Türkiye’de de bu söylem, siyasiler ve bir takım akademisyen tarafından gündeme getirilmektedir. Ancak Türkiye’nin siyasal dili ve bu partilerin sosyo-kültürel dinamikleri birbirlerinden çok farklıdır.

    Yaşadığımız çağı tanıyıp ona uygun sözler söyleme konusu gündeme geldiğinde İslamcı entelektüeller derhal kadın, İslam hukuku, öteki ile olan ilişki fıkhını tartışmaya açmaktadırlar. Sonra da bu konuda yeni içtihatların gerekli olduğunu öne sürülmektedirler. Türkiye’de İslami hareket değil, ama mevcut iktidar kadın ve aile ilgili birçok içtihatta/kanun bulundu. Bu radikal içtihatların nasıl da yıkıcı sonuçlar doğurduğunu hep beraber müşahede etmekteyiz. Onun için yapacağımız içtihatlar hangi alanda olursa olsun bizim yuvalarımızı değil şer yuvalarını yıkmalıdır.

   Güncel sorunlarımıza çözüm ararken, İslami Hareketin kendi içinde büyük imkanlar taşıdığını ve kendi varoluş şartlarını kendi özünden üretebilecek güce her zaman haiz olduğunu unutmamalıyız.

   Sözü edilen tespit, kuru bir idealizm ya da ütopik bir düşünce değil. Aksine Vahyin bize öğrettiği yaşanmış gerçekliklerdir aslında. Ancak modernizm ile İslam’a karşı güveni sarsılan, post-modernizm ile ise Hakikat algısı dumura uğrayan insan toplulukları bu vakıayı anlamakta zorlanıyor gözükmekteler.

     Bir oluşumun İslami Hareket olabilmesi için meşruiyet sorunu olmaması gerekir. Öncelikle fikri bir meşruiyet krizi yaşamamalıdır. İnandığı asıllar sahih bir temele dayanmalı ve hareket mensupları bu asıllara yakinen iman etmelidir. Burada bahsettiğimiz kelami ya da fıkhi tartışma konuları değil elbette. Mevzu bahis olan, Hareketin İslam’ın bizzat kendisinden yola çıkarak her durumda meydan okuma yapıp yapamayacağıdır. Bu aşamadan sonra Hareket mensuplarının teşkilat, liderlik ve kurumsal kimliğinin meşruiyeti gündeme gelecektir. Eğer ikinci aşama da sahih temeller üzerinde yükselmişse artık bu hareketin meşruiyeti, mensuplarının aralarındaki ve dışarıya karşı ortaya koydukları tavırla tescillenecektir. Eğer kardeşlik müessesi görünür olmuş ve dost düşman bu topluluğun adaletine tanıklık etmeye başlamış ise İslami hareket varoluş şartlarını kendi dinamikleri ile ortaya koyacak demektir.

  

    Arap ayaklanmaları ile geniş bir coğrafyaya yayılan alt-üst oluşlar Türkiye’nin de bulunduğu çok sayıda Müslüman ülkeyi derinden etkiledi. Birilerinin zannettiği gibi Müslüman halklar kanlı darbeler, vahşi katliamlar karşısında teslim olmayacaklardır. Ulvi hedeflerinden vazgeçmeyeceklerdir. Bu mücadele belki on yıllar sürecek ve sonunda batı işbirlikçisi darbeci katiller, doğu destekli katliam yapan diktatörlerin hepsinin birer birer devrildiklerini göreceğiz. Önemli olan o günleri, İslami hareketlerin dimdik, ayakta ve donanımlı bir şekilde karşılayabilmesidir.

     Ümmet, bunun için gerekli tarihi tecrübeyi biriktirdiği gibi, kendini motive edecek büyük acılar da yaşadı ve yaşıyor. Artık halkların ve sistemlerin yüzleştiği krizler, suni ulus devletlerin içine hapsedilemeyecek boyutlara ulaşmıştır. Ya koca bir coğrafya olarak hep beraber köle olmaya devam edeceğiz ya da tarih sahnesinde kendi kimliğimizle yeniden var olacağız.

     İslam dünyasında yaşanılan büyük çalkalanmalar sonucunda ülkemize ve diğer devletlere çok sayıda insan ve İslami mücadele adamları hicret etmek zorunda kalmıştır. Biz tarih boyunca büyük medeniyet hamlelerinin bu tür göç dalgalarından sonra yaşandığını bilmekteyiz. Ümmet olarak bu hareketliliği iyi değerlendirmek zorundayız. Yarının Suriye’si, Mısır’ı, Libya’sı ve bunlara bağlı olarak tüm İslam coğrafyası, şu an yapmakta olduğumuz güçlü iletişim ve gerçekçi bir gelecek kurgusuna bağlı olarak şekillenecektir.

    Küresel bir saldırı ve kuşatma altında bulunan İslam dünyası bu buhranı ancak küresel bir intifada ile aşabilecektir. Bunun için ortak motivasyonlara azami ihtiyaç vardır. Sağlıklı ve güçlü bir iletişim olmadan bu mümkün gözükmemektedir. Bunun için İslami oluşumlar halklara önderlik yapıp, yönetimleri bu doğrultuda işbirliği yapmaya zorlamalıdır. Çoğu yönetim zaten bunun önündeki en büyük engel olsa da estirilecek bu büyük rüzgara boyun eğmek zorunda kalacaktır.

    İslami hareketler bir süredir devlet merkezli söylemden ziyade, medeniyet eksenli bir dil kullanmaktadır. Bunun içinden geçilen süreçlerle yakından ilgisi vardır. Aynı zamanda yaşanılan bir takım olumsuz örneklerin yol açtığı hayal kırıklığının etkisi de inkar edilemez. Ancak İslami hareketin geçirdiği olgunlaşma süreci ve daha geniş bir etki alanı oluşturma isteğinin de burada önemli etkenler olduğu unutulmamalıdır. Eğer sosyal hayatın her alanında, medeniyet söyleminin somut karşılıklarını inşa edebilirsek, zaten siyasi aygıtın ilkelerimiz doğrultusunda şekillenişi doğal bir süreç ile gerçekleşmiş olacaktır.

    Tamda bu noktada İslam adına düşünce ve eylemlilik üreten tüm katmanların, Müslümanların ve tüm insanlığın karşı karşıya kaldığı ve türümüzü helak etme potansiyelini de içinde barındıran post-postmodern sapmaya karşı ‘’asla’’ bağlı bir ‘’usul’’ geliştirerek cevap üretmesi elzem gözükmektedir.

Yorum Ekle
Yorumlar
Henüz Yorum Eklenmemiş
Enti Halı / Makina halıcılığında ÖNCÜ