İSLAMİ HAREKET ÜZERİNE -1

14.10.2018
İsa Özçelik

    İslami hareket, bazılarının adlandırması ile İslamcılık, coğrafyamızda uzun süredir tartışma konularının başında yer almıştır. Zaman zaman alevlenip bazen harareti düşen bu tartışma, gerek halkların gerekse yönetimlerin gündemlerini sürekli olarak işgal ede gelmiştir. Bahsedilen bu konu, ilgili çevreler tarafından hem kavramsal çerçeve hem de tarihsel arka plan bakımından farklı şekillerde ele alınması nedeni ile üzerinde uzlaşmaya varılabilmiş olmaktan uzak gözükmektedir.

    İki kelimeden oluşan bu isimlendirmenin birinci kelimesi olan İslam; İlk insan/peygamber Hz Adem’den, son Peygamber Hz Muhammed’e kadar Allah tarafından gönderilmiş Din’in ortak ismi olarak kabul edilir. Hareket ise Din’in pratize edilmesini ifade etmektedir.

    Bu şekli ile terkip, İslam dini ile eş anlamlı kullanılmış olmaktadır. Ama böyle bir iddia büyük bir iddia olur ki, işin zorluğu burada başlıyor demektir. Çünkü Vahy’e yapılacak her yorum artık ondan gayri olmayabilse de aynısı da olmayacaktır.

    Benzer sorunlar tüm kavramsallaştırmalar için geçerlidir. Bu bağlamda daha yaygın kullanılan İslamcılık kelimesi, büyük tartışmalara maruz kalmıştır. Bu kelime, sonundaki ‘’cı’’ eki dolayısı ile satıcı ve bir meslek takısını barındırdığından ötürü olumsuz olarak nitelenmiştir. Bazıları, İslamcılığı sömürgecilik sonrası tepkisel bir akım olduğu varsayımı ile tenkide tabi tutmuştur. Aynı çevreler, bu akım öncülerinin, kolonyalist güçlerin baskısı altında sağlıklı bir düşünce üretemeyeceklerini iddia edip, İslamcıları köksüz ve modern olmanın yanında eklektik bir dil kullanan ve edilgen bir yapıya sahip kişiler olarak tanımlamışlardır.

    Buna cevap olarak ise İslamcılık kelimesinin kullanımının ''İslamiyyun" şeklinde İmam Eşariye kadar dayandığı (farklı bağlam ve anlamda da olsa ) ve " cı " ekinin taraftar anlamında birçok yerde kullanıldığı, ayrıca yaşadığımız topraklarda herkesin kendine Müslüman adını verdiğini, aradaki büyük eğilim farkının başka bir kelime ile dile getirilmesinin bir zorunluluk olduğu ifade edilmiştir.

     Bu kavram yerine farklı kelimeleri kullanmak isteyenlerde olmuştur.  Her kavram mevzu-bahis olan varlığı tanımlamaya yönelik bir girişim olduğundan,  aslında bu çaba, kavramı üreten ve kullanan zihniyeti deşifre etmesi bakımından da hayati önem taşımaktadır. Mesela Siyasal İslam, Radikal/Fundamental İslam gibi söylemlerin hangi merkezlerde ve ne gibi amaçlarla üretildiği birçok kişi tarafından artık bilinmektedir. Bunun yanında İslami hareket/oluşum gibi ifadelerin bazı çevreler tarafından daha bir içtenlikle kullanıldığı da gözlemlenmektedir.

     Kavramın kendisi, üretildiği yer ve zemin çok önemli olmakla birlikte burada odaklanılması gereken husus, mana ve mefhum olmalıdır. O zaman ittifak edilmesi gereken nokta kullanılan kelimeyle neyin kast edildiğidir. Belki bu şekilde, tartışmacılar daha sağlıklı bir müzakere yürütebileceklerdir.

Yapılan eleştiriler yaşanılan süreci ve bunun getirdiği bir takım zaafları tespit açısından kısmi doğruları taşıyor olmakla beraber, meselenin özünden uzak ve haksız ithamları da içermiyor değil. Bu çizgiyi yeni olmakla-zamanla tahdit etmek isteyenler mahluk aleminde hadis-yeni olmayan bir şeyin olduğunu iddia edebilirler mi ?

    Bu noktada yeni-modern olmakla türedi-köksüz olmak arasında çok büyük farklar olduğu ortadadır. Eğer İslamcılığı tenkit edenler ikinci olumsuz anlamını kastediyorlar ise bu çokta gerçekçi değildir. Öncelikle bu akımı Osmanlı’nın son dönemleri ile başlatanlar, o tarihsel süreci de gözden kaçırmamak zorundadırlar. Çünkü İslam tarihinde Fitne vakıası, Moğol istilası ve Haçlı saldırıları gibi çok derin krizlerin yaşandığı dönemler olmakla birlikte, siyasi ve toplumsal iradenin tamamen Müslümanların elinden çıktığı bir zaman dilimi, modern dönemlerden başka bir zaman aralığında olmasa gerektir.

    Geçmişte zorlu dönemler yaşayan, ağır yenilgilere uğrayan ümmet, Hilafetin kalkması ile ilk kez siyasal iradesi olmayan bir topluluk haline dönüşmüştü. Daha önceki dönemlerde Hilafetin mahiyeti ve fonksiyonlarının hangi ölçüde sağlıklı bir zemine yaslandığı ve işlevsel olduğu tartışılır olmakla birlikte, tüm yönetimler öyle ya da böyle meşruiyetini İslam’a dayandırmak durumunda idi.

    Aydınlanma sonrası dinin işlevsiz kılınmasının etkileri İslam dünyasında çok sayıda yönetici ve aydını etkisi altına almıştı. Din merkezli bir dünyanın mazide kaldığı, hayatın kapitalist ya da sosyalist, materyalizm eksenli idolojiler ile şekillenmek zorunda olduğunun kanıksandığı bir dönemde, özellikle 20. Yy İslami hareketlerinin siyasi, sosyal alanlarda fikir yürütüp emperyalistlere karşı çok yönlü bir direniş göstermelerinden daha doğal bir şey olamazdı.

İslamcı ve İslami Hareket kavramlarından bana daha sevimli geleni ikincisi olmuştur.

- İslamcılık, İslam’ın ideolojileştirilmesi olarak görülmektedir. Bazıları aslında bu bakımdan İslamcılığı daha elverişli bir tanımlama olarak görebilir. Çünkü vahyin her yorumu insani bir katkıyı içerdiğinden, böyle bir fikri çabanın sistematize edilmesinde ne tür bir sakınca var denilebilir. Ama ben burada daha derin bir anlam kayması ve bunun pratiğe bazı yansımaları olabileceğini düşünüyorum.

- İslamcılığın yukarıdaki ideolojik bakış açısına evrilme riski, onu ruhi itminan açısından daha kırılgan yapıyor. Bu noktada tabilerinde ameli/ibadi zaafların daha belirgin olduğu ile ilgili bir kanı oluşuyor.

- Teorik bir çağrışım yapıyor olması onun en önemli iddiası olan bütüncüllüğünü zedeleyen bir unsura dönüşüyor.

- İslami Hareket kavramı ise Asır suresinde belirtilen Dinin özetini bünyesinde taşıyor. Birinci kelime imani, ilkesel kısmı, ikinci kelime ise ibadi ve eylemsel kısmı içeriyor.

- Islah ekolünün içtihat, direniş, cihat gibi kavramlarını ve aksiyoner kimliğini daha iyi ifade ediyor.

- Donukluğu ve durağanlığı değil, sürekliliği ifade gücü daha yüksek.

- Hareket olmak, örgütlülüğü, yüce bir hedefi ve bu hedef için takip edilecek sağlam bir metodu gerekli kılıyor.

- İslami hareket cemaati kapsayan ama onu aşan bir anlam ifade ediyor. Cemaat belki camianın teşkilati yönüne takabül eder. Hareket ise cemaate daha geniş imkan ve ufuklar açar. Cemaat mekan ve zamanla daha bir sınırlı iken, Hareket sürekliliğin ifadesi olmaktadır. Cemaat belirli formları çağrıştırırken, Hareket ilkeyi form haline getirmeyi hedefler. Cemaat denince kişi/ler akla gelir. Hareket denince kişilikler, idealler akla gelmelidir. Cemaat daha içe dönük bir kullanımı, Hareket ise tüm dünyaya açılımı ifade eder. Bunun için Cemaat Hareketin merkezi olmakla birlikte, Cemaatte olmadan Harekete çok büyük katkılar sağlamakta mümkündür.

Yorum Ekle
Yorumlar
Henüz Yorum Eklenmemiş
NewsBox
Ford Servis / Oto Çiftel
  • Dürümiye / Lezzete Davetiye
  • Dürümiye / Lezzete Davetiye