24 Haziran 2019 Pazartesi •

İslâmcılık Modern Dünyayı Nasıl Anlamlandırıyor? - 4 / Abdurrahman Arslan

23.12.2018

İslâmcılık Modern Dünyayı Nasıl Anlamlandırıyor?*

Yazar Abdurrahman Arslan'ın Araştırma Kültür Vakfında yapmış olduğu Konuşmasını, Umran Dergisinin Temmuz 2012 Sayısında yayınlanan "İslâmcılık Modern Dünyayı Nasıl Anlamlandırıyor?" başlıklı yazısınının 4. bölümünü siz değerli okuyucularımızın dikkatine sunuyoruz.

Hertaraf.com  / Haber Merkezi

4. bölüm

Şimdi böyle bir dünyada ya da böyle bir sahnede İslâmi bir anlam arıyoruz. İslâm’ı yeniden çağıracağız.

Senaryosuyla, kostümüyle, dekoruyla, sahnesiyle, oyunuyla İslâm’ı yeniden o eski haline getirmek istiyoruz ya da İslâm’ın şekillendirdiği bir sahne kurmak istiyoruz. Oysa dün bize ait bir sahneydi, ama tek tek elimizden gitti. Şimdiyse başkasına ait olan şeyde bir aktör olarak diyoruz ki, İslâm’ı geri çağıralım ya da İslâmileştirelim burayı. İşte nasıl yapacağız, ciddi olarak bir sorun var burada. Biz artık bu dünyanın içinde yaşıyoruz ve her şeye rağmen modernleştik.

Bu geçmişe dönmek anlamı taşımıyor, istesek de dönemeyiz zaten. Ancak benim kanaatime göre Allah bizi dün varlıkla ya da işte imparatorluğun sahipleri olmakla imtihan etti. Bu günse bu halle imtihan ediyor. Böyle bir durumda bizim neyi yapıp yapamadığımız bence ikinci dereceden önemlidir. Önemli olan bütün bu tsunaminin içinde biz Müslümanlığımızı koruyabiliyor muyuz, bir Müslüman olarak bu Müslümanlığımıza zeval gelmemesi için çaba sarf edebiliyor muyuz? Bu bir imtihandır, ben bu imtihanın geçeceğini, geçmekte olduğuna da inanıyorum. Bizden birinci dereceden istenen budur. Yani ondan sonrası belki önemlidir.

Öyleyse burada öncelik nedir? Öncelik onlar gibi iktisadi olarak, teknolojik olarak güçlenmek mi, yoksa Müslümanlığımızı ön plana koyarak diğerlerini ona göre düşünmek mi? Dolayısıyla burada İslâmcılar terakki meselesini de bir teknik meseleye indirgediler.

Bugün de böyle düşünüyoruz. Terakki fikrinin, yani ilerleme fikrinin gerçekten bir zaman ve tarih felsefesi olduğunu çoğu zaman anlamak istemiyoruz. Çünkü ilerleme demek insanoğlunun kökenine ilkelliği koymak demektir ve zaman ve mekânın da daima mükemmele doğru gittiğini kabul etmek demektir. Yani biz ilkel bir durumdan geldik, yavaş yavaş bilgilerimizle, yaptıklarımızla, buluşlarımızla mükemmele doğru gidiyoruz. Bir gün böyle çok güzel bir hayatımız, dünyamız olacak, sorunlarımızın büyük kısmını onunla çözeceğiz. Çünkü modern projenin ideali budur.

Hastalıklarımıza çare bulacağız. Bir bakıma dünyada cennet hayatı kuracağız. İlerleme fikri bunun üzerine kuruluydu. Yani eğer Müslümanca’sını söylersek Hz. Adem (a.s.) ve Havva anamız ilkelliğin ilk basamağını teşkil ederler. Bu İslâm’ın kabul edebileceği ne bir tarih ne de zaman algısıdır. Sosyolojinin bilgisi bunun üzerine kuruludur, aşağı yukarı psikoloji de buna benzer şeyler söyler.

Evrim ve değişim anlamında değil, ama insanın ilkel dürtülerinin, duygularının olduğu kabulünden yapar. İlkel dürtü ne demektir? Yani biz ona fıtrat diyoruz, bunun ilkellikle, ilerlemecilikle alakası yoktur. O onun fıtratındadır, o ondan dolayı esfel-i safilinle ahsen-i takvim arasındadır. Evet, onun bir fıtratı vardır, o belirgindir. Bugünün özellikle genç arkadaşlarımızın da haddim olmayarak dikkatini çekerim, onun bir özü var. Bundan dolayı da biz özcülüğe karşı olan felsefeye karşıyız.

Çünkü özcülük karşıtı felsefeden hareket ederek siz Kemalizm’i eleştirme hakkını elde edebilirsiniz, ama bu bumerangdır, döner, İslâm’ın da özcü bir din olduğu fikrinden hareket ederek size eleştiri getirebilirler. Ondan dolayı da başkalarına ait olan yöntemleri, araçları, kavramları kullanırken biraz daha dikkat edelim. Bugün böyle bir dönemde yaşıyoruz bence.

Niye?

Dediğim gibi ilerleme kavramını yeniden düşünelim.

Gerçekten Batıda da diyorlar artık, ilerleme kavramı geçerliliğini yitirdi.

Evrensellik kavramı da böyle. Çünkü evrensellik kavramı aynı zamanda Batılı hegemonyayı taşıyıp getiriyor, zihinlerimizin üzerine koyuyor. Diyor ki, bu evrensel bir değerdir, bu evrensel bir doğrudur, kabul et diyorlar. Bu anlamıyla Müslümanlar da böyle sık sık söylüyor, haddim olmayarak söyleyeyim, insanlığın ortak değerleri yoktur. İnsanlığın peygamberlerin getirdiği ve insanlığın paylaştığı ortak değerlerimiz vardır. İnsan kendi başına değer üretemez, bunu kabul etmiyorum.

Çünkü bu aralar meşhur bir formülasyondu bu, efendim insanlığın ortak değerleri var, işte medeniyetimizi onun üzerine kuracağız. Önce şu medeniyet kavramının bir analizini yapmamız lazım. İkinci husus da insanlığın ortak değeri olmaz, insan kendi tecrübesinden başkalarının da kabul edeceği bir değer üretemez. Değer üretmek sıradan bir iş değildir.

Onu neyi referans alarak sizin değer ürettiğiniz çok önemlidir. Biz insanoğlu ortak değerler taşırız, doğrudur, çünkü o ortak değerlerin kökeninde peygamber vardır. Her milletin, her kavmin, her topluluğun her coğrafyada bu peygamberler gelip geçtiler ve ondan dolayı da Eskimo’yla benim aramda işte o ortak değer arasında bazen bir beraberlik görülür.

En basitinden o da bir aile sahibidir, ben de bir aile sahibiyim. O aileyi kutuplarda yaşarken icat etmedi, o insanoğlunun ortak değeri olarak devraldı geldi.

O kutuplardadır, ben buradayım. Dolayısıyla da insanoğlunun bizzat kendi tecrübesinden bir ortak değer üretmesi diyeceksiniz ki mümkündür, ama o zaman şunu soracağım size, neyi referans alarak onu üretti? Nefsini, coğrafyayı, beklentileri, dolayısıyla bu anlamda bizim ortak değerimiz olmayabilir. Çünkü her insanın, her nefsin, her kültürün, her dünya görüşünün kendine ait öncelikleri vardır.

Ortak alanınsa temelinde referans olarak peygamberler bulunur.

Ondan dolayı da biz evet, insanlarla ortak değerlerimiz vardır, ama onun kaynağı insani tecrübe değildir, peygamberi bir bilgidir. Ondan dolayı paylaşırız.

Şimdi başka bir şeye, ilim ve fenne bakalım. Burada da İslâmcılık haklı olarak nefsi müdafaada bulunacak.

Fakat onun arkasında onu besleyen bir felsefe, bir düşünce, bir dünya görüşü olduğunu dikkate almamıştır İslâmcılık.

Bunu eleştiri için söylemiyorum. Dediğim gibi o günün insanları çok kahraman insanlardı. Çünkü onlar İslâm’dan taviz vermemek için çokça risklere girdiler; İslâm coğrafyasının tümü. Nefislerinden feragat ettiler, zevklerinden feragat ettiler. Bu kadar yaptılar, ama biz bugün biliyoruz ki bu ilim ve teknolojinin arkasında bir felsefe vardır, bir dünya görüşü vardır, bir gelecek kaygısı vardır, bir hayat tarzı, endişesi vardır, her şey vardır. O masum değildir. Bizim görevimiz bunları analiz etmektir, ama eğer biz de onlar gibi düşünürsek esas işte o zaman kötü olacaktır.

Biz bu dünyayı iyi kötü tanıyoruz, tanıyabilecek imkânlara sahibiz.

Üstelik de bu dünya çatladı, şimdi postmodern dediğimiz bir dünya çıkıyor ortaya. Dolayısıyla bütün bunları artık tanıyabilecek imkânlara sahibiz, mazeret yok. Bizim görevimiz de onların arkasında gizli olanları deşifre etmektir.

Diğerleri gelen dalga karşısında set tutmaktı bir nefsi müdafaa olarak, ama şimdiyse onun arkasındaki o düşünceyi ve felsefeyi deşifre ederek o nefsi müdafaayı hak ettiği yere getirelim diye düşünüyorum.

Bundan dolayı şunu söyledim, hiçbir bilgi biçimi masum değildir. Başta İslâm buna dahildir. Dolayısıyla da her bilgi Müslümanların, babasının malı gibi alıp kullanabileceği bir bilgi değildir. Biz gerçekten de biraz bedavacılığa alıştık, Batıda üretilenleri burada tüketmeye. Biz Uzakdoğu’nun o Taocu, Şintoist, yani müşrik toplumlarından değiliz, her şey bize uymaz. Yani her şey ancak pagan bir toplumda mümkündür, onlar için bu problem yok, ama biz öyle değiliz.

 

Tevhidi temsil edenler için her bilgi öyle masumca alınıp kullanılabilecek bir bilgi değildir. Tevhid eksenli bir bilgi biraz daha endişesi olan bir bilgidir. En azından İslâm’ın bilgisi insanları ahlaklı yapmak, iyi bir mümin ve mümine yapma endişesi taşır, İslâm’ın bilgisinin temelinde bu vardır. Oysa modern bilginin böyle bir kaygısı yoktur. Bize ilkokuldan itibaren üniversiteye kadar öğretilen o akademik bilginin, bilimsel bilginin böyle bir kaygısı yoktur, olamaz da zaten.

Eğer öyle bir kaygısı varsa o bilimsel bilgi olmaktan çıkar. Bu nedenle belki de bütün bunları postmodern bir dönemde, çünkü aynı zamanda da postmodernlik de bunları deşifre ediyor, ben Müslümanların zihni üzerinde modernitenin kurmuş olduğu hegemonyanın postmodernizmle birlikte çatladığını düşünüyorum.

Bu Müslüman zihnin özgürleşmesine bir vesile olabilir, ama eğer postmodernizmin çukuruna düşmezse, onun tuzağına düşmezse. Onun o çatlattığı, modernitenin çatlattığı o baskıcı hegemonik yapıdan kendine ait olanı yeniden düşünme cesaretini göstermelidir ve gösterebileceğini düşünüyorum. Aksi halde postmodernitenin açtığı o sahte özgürlüğün dünyasında Kemalizm’in, laikliğin eleştirildiği ki Müslümanlar bunları postmodernitenin kültürünün ve felsefesinin imkânlarıyla artık yapıyorlar. Bunun dünyasından bir bakıma sizi tehdit etmiş, sizi küçümsemiş düşünceleri, ideolojileri eleştirip rahatlayabilirsiniz, postmodernlik bunu getiriyor size, ama aynı postmodernlik dönüp sizi de bumerang gibi vurabilecektir, hatta vuracaktır.

Çünkü onun temel kaygısı odur, hiç kimsenin mutlak doğrusunun olamayacağını savunuyor sizin de bildiğiniz gibi. Böyle bir durumda bana ait bir doğru vardır ve bu evrensel doğrudur, onun için evrensellik bitti diyorlar. Çünkü artık doğru evrensel olmaktan çıktı. Herkesin kendine ait bir doğrusu olabilir. Eğer benim doğrum evrenseldir diyorsanız siz mutlak şekilde totalitersiniz artık.

Demek ki siz totaliter bir şey düşünüyorsunuz demektir.

Çünkü gelecek de belirsizdir, her şey izafidir. Ondan dolayı gelecek hakkında bir şey söyleyemezsiniz, bir proje çizemezsiniz, o totaliterlik olur insanların geleceğini belirleme hususunda.

Böyle bir durumda Müslümanların çok dikkat etmesi gerekir diye düşünüyorum.

Dolayısıyla bu yeni kültür otorite olan ya da otoritenin her çeşidine savaş açmış bir kültürdür, otoritenin her türlüsüne… Gayri ihtiyari öyle bir birey tanımı var ki otoritenin istisnasız her şeyine karşı bir tip olarak tanımlanıyor. Gerçekten de öyle, biz sizinle ancak beraber olabiliriz, yani yan yana olabiliriz, ama bu gönüllüdür. Siz bu konuda herhangi uyarıcı bir şey söylerseniz siz artık benim özgürlüğüme müdahale etmiş oluyorsunuz.

 


Abdurrahman Arslan

 

Yorum Ekle
Yorumlar
Henüz Yorum Eklenmemiş
Dürümiye / Lezzete Davetiye