metrika yandex
  • $44.73
  • 51.42
  • GA51500

Haberler / Yorum - Analiz

Özbekistana Teşekkür Niyetine Hastane Hatıratım / Fuat Durgu

07.08.2021

1- Özbek Doktor, Hemşire, Hastabakıcıların merhametine şahit olunca; Müslüman olmasaydım, kesin 
Müslüman olurdum. Müslüman olduğum için benim de Rasul-i Ekrem’in medeniyetine olan imanımı 
arttırdı.
 


Hasbel kader Özbekistan’ın Buhara şehrinde rahatsızlandım ve Taşkent şehrine gidip hastanede yatmak 
mecburiyetinde kaldım. Hasta olarak hastanede 18 gün yoğun bakımda kaldım. 
Bu süreçte şahid olduğum Özbek insanlarının ahlakından o kadar çok etkilendim ki; bir soru aklıma 
geldi, “acaba ben Müslüman olmayan ama ehl-i insaf biri olsaydım, bu insanlardan, bunların 
insanlıklarından nasıl etkilenirdim ve neticesi ne olurdu?”
cevabımı vermeden önce hakkıyla dile 
getiremesem de biraz o kahramanları anlatayım. Doktorlar, Hemşireler, Bakıcılar, Görevliler ve diğerleri 
ama Özbekler (bizde de aynı ünvanlı vazifeliler var, aman karıştırılmasın, apayrıdırlar). 


Yabancıyım, Özbekçe bilmiyorum, Rusça biliyorum ama yetmiyor derdimi anlatmaya, hastayım, 
yorgunum. Beni muayene eden 2 doktor birden. Bana dokunuyorlardı. Çocuğum, yeğenim, akrabam, 
komşum, amcam, teyzem, dayım gibi, merhametle ve hikmetle dokunuyor, ağrılarımı hissediyorlar, 
bunu hissettim evvela. Ne iyi doktorlar maşallah diye içimden geçti. Sonra gelen diğer doktorlar da aynı 
samimiyet ve içtenlikle dokunuyorlar, her biri ağrılarımdan bir azını eliyle alıp götürüyor sanki. 


Her gün yemek geliyor günde 3 öğün, derin bir tasın içinde zengin bir sebzeli-etli çorba, üfleyerek 
yiyebiliyorsun. Annen, hanımın pişirse bu kadar teskin edici olabilir. Yanında kendilerince pilav tarzı 
şeyler, her hastanın diyetini gözeterek elbet. Tepsi falan yok, birkaç kere rica ettim bir tepsi buldular, 
üzerinde rahat yemek yiyebildim. Yemek esnasında bütün personel kreş elemanı gibi; hemşireler, 
bakıcılar, doktorlar, klinik şefleri dahil, herkes seferber olmuş, her hastanın yemeğini yedirmeye 
çalışıyorlar. Kendim rahatlıkla yemeğimi yiyebildiğim halde her seferinde beni gözetliyorlar, bir sıkıntı 
yaşıyormuyum diye. Etrafım rahat mı, yanında çay vs yetiştiriyorlar hemen. Bebeğini besleyen anne 
gibi her bir personel. 


Servis ve ilaç saatleri, titiz, disiplinli, hiçbir karmaşa yok, sakin, tıkır tıkır işliyor. Üstelik hastanın her 
kaprisini canım cicim diyerek, hiç kaşlarını çatmayarak. Merhamet ve muhabbetle muamele ediyorlar. 
Ve tamamı böyle. Her bir şahıs. 


3 kişi bir odada kalıyorduk, 74 yaşında bir dede vardı. Biz iki arkadaşı dahi bizar olmuştuk onun doktor 
ve hemşireleri sürekli azarlamasından, hakaret etmesinden. Şekeri yüksek çıkıyor ölçene dünya hakaret 
ediyor sabah düşük çıkmıştı senin yüzünden yüksek çıktı diye. Bir tane de dedeye sesinin tonunu 
değiştirmedi ya! “Dadecan, can kurban, beni bağışla” diye özür diliyor peş peşe her gelen. “Bey amca!, 
şeker senin, benim ne kabahatim var” demedi ya bir Allah’ın kulu da. Yutkunmuyorlar da. Gerçekten 
merhametle dedeye üzülüyorlar. Bir defasında, akşam yemeğini yedikten sonra dede bana yemek 
yedirmediniz diye hakaretlerle ortalığı ayağa kaldırdı, gelen özür diliyor, gittiler benim dolapta biraz 
tavuk yemeğim vardı onu rica ettiler benden, alıp getirdiler dedeye yedirdiler. Kimse demedi sana 
yemek yedirmiştik diye. Bunu idare etmek için de yapmıyorlar, Hakikaten muhabbet ve merhametten. 
Allahın, Rahman ve Rahim sıfatları her hücrelerine nüfuz etmiş. Her zerreleri 
“BismillahirRahmanirRahim” adeta. Dokunan el kendilerinin, ama ben Kudret’in, Şafi’ ve Hekim elini 
hissediyorum bedenimde iliklerime kadar. İğne yaparken, yahut nefesim açılsın için sırtıma masaj 
yaparken. 


Oksijen maskesinin altından su içmek ne eziyet, içirmek daha eziyet, bir tanesi işini yaparken milim 
sıkılmaz mı?, yok. Sıkıntı yaşıyorum ama benimle birlikte doktor, hemşire, bakıcı kimse aynı acıyı 
hissederek yaşıyor bir acı varsa. 


Damardan iğnelerin çoğu meşakkatli, hele benim gibi damar yoları ince olanlara iyice eziyet. Bir 
hemşire kendi iğne yaparken eziyet çektiğimi görünce, başka arkadaşını, mesaisi bitiminde getirmiş 
damar yolu açsın diye, eli hafif arkadaşının. 


Hemşireyi çağırıyorsun, ikiletmiyor. Başka hastaya bakıyorsa bağırıyor bir arkadaşına hemen geliyor. Su 
içirmesi için çağırmışsın, veya laf olsun diye hiç fark etmez. Bir tanesi yahu bunun için mi benim mühim 
işimi yarıda kestin demiyor, hiç biri. Uflama bir kere bile olsun duymadım, işitmedim, hissetmedim. 


Klinik şefi olan doktor yanımdaki hastaya bakıyordu, “birini çağırırmısın, ördeğimi boşaltsın” dedim. 
“şas” dedi (rusçade “1dakka,hemen” manasına). Elindeki materyalleri ve kalemini koydu, geldi, 
ördeğimi aldı, götürdü boşalttı, yıkadı, “işemene yardımcı olmamı istermisin?” diye sordu. Ben küçük 
dilimi yuttum Türkiye’deki sağlık kastının (küçük tanrı’cıklarının) kasılmalarına alışık hafsalam, dumur 
oldu. O alelade bir iş yapmış gibi, aldı eşyalarını çıktı gitti odadan. Adam iyilik yaptığının farkında bile 
değil. Sevap nedir haberi dahi yok, Adamın kendisi bizatihi sevap olmuş. Kendi cismi, kendi vücudu, 
mevcudu iyilik olmuş, o yüzden iyilikten haberi yok sanki. 


Kaç tane doktor, kaç tane hemşire gelmiş benden ödünç şeker ölçme aletimi istemiş, ve büyük bir 
minnetle geri getirmiş, sanki babasının şekerini ölçmeye imkanı yok da onu ölçmeye götürmüş. 
Herhangi bir hastanın bir ihtiyacı işte. Bir şişe su istiyor, kendine ister gibi minnet ve teşekkürle suyu 
bitmiş bir hastaya. Sanki her hasta kardeşi veya evladı veya komşusu veya eltisi veya eniştesi. Ben böyle 
bişey görmedim. Ama insan dediğimiz varlık, böyle bir şey olmalı. Ahsen-i takvim buna benzer bişey 
olmalı. Esas tuhaf olan benim görmemem. 


Peki bu kadar amatör, bu kadar gayretkeş, bu kadar merhametli, bu kadar Vedud, bu kadar muhabbetli, 
annenin evladına baktığı gibi hastaya bakan bu insanlar profesyonel anlamda işlerinin karmakarışık 
olması gerekmez mi, düzen disiplin, protokol vs. öyle ya bu kadar cefakar ve vefakar insanlar inisiyatif 
alırken grup, ekip, kurumsal çalışma disiplini zaafa uğrayabilir. Asla. Cenab-ı Hak’ın adaleti ve himmeti, 
bu mübarek insanların işlerini karmakarışık halde olmasına müsaade eder mi? Öyle bir kurumsal ve 
bireysel disiplin ne görülmüş ne duyulmuş. Mum gibi. Vallahi dünyada daha derli toplu daha disiplinli 
bir hastane bulamazsınız. Dünyanın en derli toplu, en disiplinli, en sistemli hastanesindesin hissi adamı 
kaplıyor. Amir-memur, ast-üst ilişkisi, disiplin, intizam; mükemmel, kusursuz. Ne birine “bu ne biçim 
amir yahu?, yakışmıyor, taşımıyor” diyebiliyorsun, ne de “bu ne biçim memur? amirlerini takmıyor, 
yoruyor” diyebiliyorsun. 


Bu kadar muntazam çalışan bir hastane, bu kadar insan evladının, insan gibi yaşayıp insan gibi 
hissetmeleridir tamamen. Ve onlardaki o aşkı, o şevki, o gayreti, o merhameti görüp de, gönlü 
kaymayan, aşık olmayan insan değildir. 


Hastaneden taburcu oldum, hastane kampüsüne başka araç almıyorlar ki, ambulansla kampüs dış 
kapısına kadar tahliye ediyorlar. 20-30 dakika bekledikten sonra ambulans diye 4 tekerlekli ama 3 teker 
motorlar gibi küçük bir araç geldi, biz iki taburcu bindik, bir ön koltuğa, bir arkaya yatacak kadar yer 
yok oturarak, bindik, 10 metre gitmedi, benzini bitti. Anons etti telsizle, birileri ile görüştü, 15-20 dakika 
sonra başka bir ambulans geldi aynı araçtan, bindik 200 metre gittik gitmedik, onun da benzini bitti. 15 
20 dakika bekledik, 0.5cl pet şişede benzin getirdi birisi, koydu, araç çalıştı, çıkış yaptık. Bunu şikayet 
etmek için veya canım sıkıldı diye zikretmek benim için ar olur, hiçbir memnuniyetsizliğim olamaz bu 
kahramanların kıt kaynaklarla o yüce işleri becermeleri hususunda. Dalga geçilecek bir durum da yok, 
adamları, yokluktan benzini bitmiş birileri varsa iyi anlar. O kadar idareli iş yapıyorlar ki, o kadar kıt 
kaynaklarla dünyanın en iyi hastanesini yönetiyorlar. Kahramanlıklarının tahminimizin çok fevkinde 
olduğunu beyan ve şahitlik için bu vakıayı anlattım. O benzin bitince, içimden bizim milyonluk 
ambulanslarla sadra şifa olmayan bizim memurlara içimden “o ambulanslara kurban olun emi” diye 
geçirdim. 

İnsan bu vaziyeti görünce, ister istemez, bu insanları “ne?” bu kıvama getirmiş diye soru soruyor, kendi 
kendine. Her cevap eksik kalıyor. ”Bunların bir dinleri var, olsa olsa, bu terbiyeyi, bu insanlığı o din 
giydirmiştir bunlara”
diye düşünür insan. İşte meleke-i insanisi henüz kurumamış birisi bu durumda 
beni de adam etsin diye o dine gönlü kayar
. Kaç yüz/bin sene önce onları yoğurup mayalayan din, 
Allah’ın dininden başkası olamaz. Sormadan da biz atalarımızın dini olan İslam üzereyiz diyorlar 
adamlar.
İşte ben de diyorum. Gayri müslim olsaydım, kesinlikle Müslüman olma sürecim olurdu bu 40 
günlük (özellikle 24 günlük hastane süreci) Özbekistan maceram. Müslümanım, sadrım ümid doldu, 
imanım tazelendi. Müslümanlık hala insanlığa devadır. 


2- Peki beni ne etkileyip Müslüman edecekti? Mühim soru bu. Geleneğe düşman olan İslamcı ile Sıradan bir 
geleneği yaşayan Müslüman’ın hangisi daha makul ona da ölçü olsun. 


Bu insanlar birer Müslüman olarak beni bu kadar etkilediler, hangi özellikleri ile peki?: 


a- Çok mu iyi va’z-u nasihatleri vardı? Hayır. Dua ederken Allah lafzını duyuyordum ağızlarından. 
Pek de konuşmazlardı, sürekli elleri ve ayakları ve sair azaları ile hizmet ediyorlardı. 

b- Çok mu iyi tefsir ve meal bilgileri vardı da, mesajı (mealciler, Kur’an’ı kastederek) bana 
aktardılar. Hurafelerden uzak Kitab’ın İslamını anlattılarda ona mı tav oldum? Hayır. Tefsir 
desen çoğu “o ne?”derdi. 

c- Çok mu Buhar-i şerif okudular, mübarek sakalları ve cübbeleri ve sarıkları ile, özellikle harfleri 
genizden ve gırtlaktan çıkararak, çok hadis mi okudular, Arapça ve Türkçesini de tercüme 
ederek? Hayır. Buhari, Buharadan ama çoğu sahih-i buhari diye bir kelime bile duymamış ki 
bana aktarsın. 

d- Çok mu namaz kılıyorlardı, onların huşu içindeki vecd halinden etkilendim? Hayır. Hiçbirinin 
namaz kıldığını görmedim, kılıyormu kılmıyor mu bilmiyorum (Özbeklerde namaz kılmak çok 
yaygındır, şehrin herhangi bir caddesinden arabasını sağa çekmiş seccadesini çimlere sererek 
namaz kılan birileri görülebiliyor) 

e- Oruç tutuyorlardı da ondan mı etkilendim? Hayır. 

f- Tesettürlerinden mi etkilendim? Hayır. O kıyafetlerin içinde kim tesettürlü kim değil 
farkedilmez, her tarafları sarılı uzaylılar gibi hepsi. İffetli olduklarını kesinlikle hissediyorsun, 
erkeği de, kadını da. O da ayrı bir dikkatimi çeken şey. Bu kadar iffetli bir memleket görmedim. 
Gören Herkesin benimle hemfikir olduğuna da eminim. 

g- Bilimsel olarak, fezaları, denizleri, yerin altını üstünü Kur’anda geçtiğini göstererek bilimsel 
olarak Allah’ı mı bana ispatladılar? Hayır. Bilimsel olunca beni aşıyor zaten her mesele. 

h- Bana para mı verdiler, Hayır. 

i- Amerikaya ve siyonizme karşı efsanefi direnişlerinden mi etkilendim? Hayır. Kimin politik 
olarak ne düşündüğü ile ilgili en ufak bir malumatım olmadı zaten. İlgimi de çekmedi. 

j- Çok mu efsanevi İHA/SİHA/KİHA/MİHA/HAHA yapmışlarıdı onlardan mı etkilendim? Hayır. 

k- Dünya onları kıskanıyor, ondan mı etkilendim? Hayır, kimsenin umurunda bile değiller dünyada 
belki. 

l- Teknolojide aşmışlardı, o mu beni büyüledi? Hayır. 

m- Efendi Hazretleri vardı aralarında bana nazar mı etti? Hayır. 

n- Rüyamda o mübarekleri mi gördüm? Hayır. 

o- Tam ölecekken bir efendi hazretleri geldi, beni Azrail’in elinden mi kurtardı, bu adamlara tabi 
ol mu dedi? Hayır. 


Peki ne oldu? Bişey olmadı. Adamlar insan. Mesele bu. 


Dr.Arif Bey, Dr.Şehnaz Hanım, Dr.Ekmel Bey, Kamola Hanım, Selvinaz Hanım, Oğulay Hanım’ın 
şahıslarında tüm sağlık personellerini ve diğer tüm Özbekleri minnetle teşekkür ederek, saygı ve 
muhabbetle selamlıyorum. Benim vücudumdan ziyade ruhumu tedavi ettiler. Minnet, Salat ve Selam 


onların da tabi’ oldukları Resul-i Ekrem Muhammed SAV ve ehl-i beytine ve ashabına. Hamd, Alemlerin 
Rabbi olan Allah’adır. 


Fuat Durgun 04.08.2021 Bursa 

Yorum Ekle
Yorumlar (3)
Fuat Durgun | 10.08.2021 13:49
Alaka olabilirmi diye ben de düşünmüştüm, Başka sosyalist memleket insanlarını da gördüm, adamın cenazesini çalarlar fırsatları olsun. öyle 100 senede 200 senede oluşabilecek veya yok olabilecek bişey değildi benim gördüklerim. İnanç ancak bu kadar nüfuz edebilir insana. Hakan abi, hastalanmadan da gidebiliriz, aynı insanlar taksicilik yaparken de, yemek yaparken de ahlak-ı hamide ile iş yapıyorlar. Ve ne kadar ahlaklı olduklarının farkında değiller, hayran olduğum tarafı bu.
İmaxaya | 08.08.2021 08:13
Yıktırılan bir Sosyalist Kültürden geliyor olmasından olabilirmi?
Hakan Çakıcı | 07.08.2021 12:45
İnsanın Hasta olup TAşkent'e gidesi geliyor :)