ÜMİT KOCASAKAL VE ARKASINDAKİ ZİHİN DÜNYASI
Ümit Kocasakal’ın İstanbul Barosu seçimlerini kazanması, düşüncesi ne olursa olsun, demokrat, her türlü görüşe saygı duyan, özgürlükçü birinin kazanmasını isteyenlerde hayal kırıklığı yarattı. Seçimin ardından atılan sloganlar ise Ulusalcı militarist milliyetçiliğin zihin dünyasına yakın sloganlardır. Ulusalcı milliyetçi düşüncenin ve milliyetçiliğin değişik türlerinin asla özgürlükçü olacağını düşünmüyorum.
Ümit Kocasakal'ın zihin dünyası dar bir ulusalcılıktan, ırkçılığa ve faşizme kayan bir milliyetçilikten, çoğulculuğa yer bırakmayan bir otoriterlikten oluşuyor. Bu yönüyle o Cumhuriyet'in insan hakları, demokrasi ve özgürlüklerle donatılmasına karşı. Zihniyeti Tek Parti Dönemin de donmuş. Anayasayı dokunulamaz kutsal bir metin olarak görüyor. Anayasa, yeni anayasa hakkını meclise verdiği halde o, meclisin Anayasa yapamayacağını savunuyor. Zihin dünyası 27 Mayıs darbesini hürriyet ve anayasa bayramı olarak gören, 28 Şubat yargısını kutsayan bir arkaik zihin. Bu haliyle Türkiye'nin geleceği için bir imkanı değil, geride bırakılması gereken kabusu temsil ediyor. Böyle bir zihnin, önemli bir baronun başkanı seçilmesi gerçekten talihsizliktir.
Ümit Kocasakal, savunduğu düşünceler dikkate alındığında, Türkiye aydın kesiminde sıkça görüler tek tipçi bir aydın tipidir. Toplumsal farklılıkları tehdit olarak görür. Böyle bir zihniyete sahip bir kişinin muhalif olarak kodlanması da Türkiye’ye özgü bir çelişkidir.
Ümit Kocasakal’ın zihninde laiklik devletin inançlar karşısında tarafsız bir hakem olarak kalması değil, devletin dini denetim altında tutmasıdır. Bu anlamda savunduğu, "Laiklik, din aleyhtarlığı, daha açık terimle İslam düşmanlığı manasına kullanılmış bir paravandı O devrin milliyetçiliği, bütün bu manasızlıkların toplamı oldu. " ( Nurettin Topçu, Ahlak Nizamı, Dergah yayınları, s157)
Ümit Kocasakal’ın seçilmesinin ardından atılan, "Mustafa Kemal'in Askerleriyiz" sloganının arkasında 28 Şubat var, din özgürlüğünü sınırlıma var, hukuku devletin sopası olarak kullanmak var, üniversiteleri yasaklarla kışlaya çevirmek var, ikna odaları kurmak var. Bu sloganın arkasında hukuk, çoğulculuk, özgürlük yok. Bu sloganı 28 Şubat faşizminin uygulandığı dönemde çok duyduk.
İnsan haklar, özgürlükler ve çoğulculuğu savunanlar olarak bu sloganı savunanların bir zihin yapısıyla hiçbir ortak yanımız yoktur.
Türk siyasal geleneği marşlar üzerinden okunabilir. "İstiklal Marşı", İslami yenilikçilerin Türkiye’deki en büyük temsilcisi Mehmet Akif tarafından kaleme alınmıştır. Bilindiği gibi Mehmet Akif, İslamcı akımın önderleri olan Afgani ve Abduh'u üstat kabul ediyordu. Türk milliyetçiliğine mesafeliydi. “Safahat” adlı eserinde Ziya Gökalp'i hayal icat etmekle suçlar. İstiklal Marşı, baştan sona İslami temalar içerir. Bu yüzden muhafazakar siyasetin vazgeçilmez marşıdır. Laik modernleşme taraftarlarının marşları ise " "Onuncu Yıl Marşı" ve " İzmir Marşı"dır. Bu iki marş dini temalardan tamamen arınmış seküler marşlardır.
Orta Asya Türk otoriterliği ile Emevi tecrübesinin zorla biat anlayışının ürünü olan Türkiye siyasal aklının devletçi ve otoriter yapısı salt muhafazakar dindarlığın zihin yapısını değil, Ümit Kocasakal'ın içinde bulunduğu ulusalcı milliyetçilik de dahil bütün siyasal anlayışların içine sinmiştir. Bu otoriter anlayış çoğulcu, katılımcı ve müzakereci siyasetin önündeki en büyük engeldir.
Yükselen ulusalcı milliyetçilik, insan hakları, temel hak ve özgürlükler ve çoğulculuğu tehdit ediyor. İnsan hakları ve özgürlük savunucularını daha da zor bir süreç bekliyor. İktidara muhalif olmak, Ümit Kocasakal'ın temsil ettiği zihin dünyasına mahkum olmak değildir.
İnsan hakları, demokrasi, hukuk, özgürlük isterken Ümit Kabasakal ulusalcılığına varmak, Türkiye halkının yaşadığı trajedidir. Ulusalcı milliyetçiliğin ürettiği ve Türkiye toplumunun çoğulculuğuna hiç uymayan bir tasavvuru mutlaka aşmak gerekiyor. Ümit Kabasakal zihniyeti çıkış değil, sorundur. Özgürlük, çoğulculuk, hukuk ve adalet isteyenler için zor bir süreç.
Türkiye siyasal kültürü, otoriter, güvenlik merkezli, organizmacı ve disiplinci bir zemine oturur. Kuşku yok ki bu kültür otoriter ve merkeziyetçi bir siyaset üretiyor. Buradan adaleti temel alan, katılımcı, müzakereci ve işbirliğine dayalı bir siyaset üretmek kolay değil. Ancak bu yönde çalışmak gerekiyor.
Aydınlar var olan sorunları aşacak daha ileri bir anlayışın temsilcisi olmalı. Ümit Kocasakal izlenmesi gereken değil, aşılması gereken, otoriterliği temsil eden, geride bırakılması gereken kötü bir anlayışı temsil ediyor.
Yorumlar
0