Zihnin gerçek sorular yerine sahte sorularla uğraşması, hem gündemden kopmasına hem de enerjisini sonuçsuz metafizik tartışmalarda heba etmesine yol açmaktadır. ‘Deccal’ ve ‘Mehdi’ konusunda sorulan ve üzerinde tartışma yürütülen sorular sahte sorulardır. Gerçek sorular, mahallenizdeki yoksullar nasıl yaşıyor, anne babanıza nasıl davranıyorsunuz, neden yalan bu kadar yaygındır, liyakatsizlik neden bu kadar kolay kabulleniliyor, insanlar neden verdiği sözleri tutmuyorlar, gelir dağılım adaletsizliğinin nedenleri nelerdir gibi sorulardır. Sahte soruların bir özelliği de enerjiyi sahte ve sonuçsuz kelami ve felsefi tartışmalara çekerek, hayatın gerçeklerinden uzaklaştırmasıdır. Oysa İslam hayattır. Siz ‘Deccal’ ve ‘Mehdi’nin ne zaman geleceğinden değil, ahlaklı bir insan olarak yaşayıp yaşamamaktan sorumlusunuz.
Kamuoyunda Cübbeli Ahmet olarak bilinen kişinin gündemi genellikle sahte sorular etrafında olmaktadır. Cübbeli Ahmet: Mekasıttan uzak literal okuma, içtihadı dışlayan gelenekçilik, Şia’yı ve Ehli sünnet saymadığı bütün anlayışları dışlayan mezhepçilik, rivayeti kutsayan muhafazakarlık, özgür iradeyi dışlayan bir kadercilik, doğası gereği üzerine sağlıklı bilgi inşa edilemeyecek rüya, ilham ve sezgiyi bilgi kaynağı kabul eden tasavvufu öne çıkaran efsanelerle örülmüş halk dindarlığı, diğer cemaatleri dışlayarak kendine alan açmaya çalışan pragmatizm; Mustafa Öztürk, Mehmet Azimli’nin tekfir edilmesinde baş rolü oynayan bir ispiyonculuk, Mehmet Görmez ve Ali Bardakoğlu gibi Türkiye'nin en entelektüel birikimi olan isimlerine muhalefet ile birlikte itici bir konuşma biçimini temsil etmektedir.
Cübbeli Ahmet genellikle sahte soruların peşindedir. Onun için ‘Mehdi’ ve ‘Deccal’ vazgeçilmez sohbet konuları arasında yer almaktadır.
Benzer şekilde Mustafa İslamoğlu'nun " Hz. Adem ilk insan mıydı? " sorusunu ve benzeri metafizik soruların konu olarak almasını ve üzerinde tartışma açılmasını çok anlamlı bulmuyorum. Ayrıca kendisinden çok yararlandığımı belirtmek isterim. Özellikle "Üç Muhammed " adlı eseri, benim için zihin açıcı olmuştur. Hala da O’nun çalışmalarından yararlanıyorum. Ancak bu durum onu eleştirmeye engel değil. Kaldı ki, bu ve benzeri sorunlarla gündemi meşgul eden çok sayıda isim sayabiliriz. Bu konuda salt Mustafa İslamoğlu'nu değil bu vesile ile bir zihniyeti sorgulamaya çalışıyoruz.
İslam dünyası ve Müslümanların hayati önemde soruları varken, bunları konu edilmeyip, üzerinde düşürülmesinin kimseye bir yararı olmadığı metafizik sorunlara yoğunlaşmak sağlıklı bir yaklaşım değildir.
"Hz. Adem ilk insan mıydı, Hz. İsa nasıl dünyaya geldi, Kabir azabı var mı, Hz. İsa öldü mü? gibi sorularla meşgul olmak, sahte sorularla zaman geçirmektir.
Muhammed Abid el-Cabiri’ye göre sahte soru, düşünceyi verimsizliğe uğratan, sonuçsuz bir tartışmaya sürükleyen, yanlış veya sahte bir karşıtlık üzerine kurulan ve asıl yoğunlaşılması gereken güncel sorunları görünmez kılan, önemsizleştiren sorudur.
Çağdaş araştırmacılardan Muhammed Abid Cabiri, sahte sorular ve yarattığı tahribat üzerinde durmaktadır. O’na göre, (İslam din midir, devlet mi?) sorusu gibi, " Sahte sorular genel olarak sorunsallığını gerçek yaşamdan almaz, tersine hayali bir düşüncenin ya da soyut, metafizik bir düşüncenin sorunsallığını yansıtır ya da içeriğini ve öğelerini başka bir alandan alan bir sorunu belli bir alanda gündeme getirir. ( İslam din midir, devlet mi? sorusu sahtedir)" Çünkü 'İslam din midir devlet mi? sorusu İslam'ın ortaya çıkışından 19. yüz yılın ortalarına kadar İslam düşüncesinde hiçbir şekilde gündeme gelen bir soru olmamıştır " (Cabiri, İslam Düşüncesinde Demokrasi, Hukuk ve İnsan Hakları, Kapı yayınları, s: 50)
"Hiçbir şey sahte sorular gibi vicdanı başıboşluğa sürükleyip düşünceyi saptıramaz. Sahte sorular küçük çocukların sorduğu sorular gibidir. Bu sorular bilincin gerçek sorularmış gibi yaşadığı sahte sorunlar ortaya çıkaran sorulardır. Sahte sorunun tehlikesi ise Sahte bir sorun ya da sorunlar meydana getiren sahte bir cevap gerektirir. " (Cabiri, İslam Düşüncesinde Demokrasi, Hukuk ve İnsan Hakları, Kapı yayınları, s: 52) İslam düşüncesinin son dönemlerde ki en seçkin zihni olan Cabiri'ye göre " İslam din midir, devlet mi?" sorusu sahte bir sorudur.
Cabiri’nin kavramsallaştırmasıyla atıl aklın soruları, Hz. Adem ilk insan mıydı, Hz. İsa öldü mü, Diriliş ruhani mi yoksa cismani mi olacak” soruları iken, gerçek sorular, yoksulluk nasıl önlenecek, mezhep çatışmaları nasıl önlenecek? adalet nasıl sağlanacak, sömürü nasıl önlenecek, gibi sorulardır.
Birinci soruların peşine düşenler, hayatın gerçeklerinden kaçanlardır. Gerçek sorunlardan uzaklaşarak, sonuçsuz metafizik tartışmaların içinde zaman kaybetmek insanı hayatın gerçeklerinden koparır.
Cabiri’nin yaklaşımına göre, bir soruyu cevaplamak değil, sorunun kendisinin mantıklı kurulduğuna dönük sorgulamadır.
Cabiri sahte soruların özelliklerini şöyle sıralar:
1-Yanlış düalizmler kurar
2-Tartışmayı verimsizleştirir.
3-Tarihsel bağlamı dikkate almaz.
4-Gerçek sorunların üzerini örter.
Sahte soru, sahte gündemler üreterek, insanları gerçek sorunlar üzerine düşünmekten uzaklaştırır. Bu yüzden, düşünceyi verimsizleştiren sahte sorulardan uzak durmak gerekir. Bu yüzden bitmez tükenmez felsefi metafizik sorularla enerjiyi tüketmemek gerekir.
Kur'an bu yüzden insan ile ilgili sorulara yönelir. Müslüman aydınlar sahte sorular yerine Müslümanların gündemi ile ilgili sorulara yönelmeli. Sahte sorular yerine Gazze'de İsrail tarafından sürdürülen soykırıma, emperyalizmin yarattığı sömürüye, İslam dünyasının kaynaklarının sömürülmesine, insan hakları ihlallerine, yoksulluğa, çevre sorunlarına, yolsuzluğa, yoğunlaşmak gerekir.
Günümüz sorunlarına eğilmeyen bir dini söylem, arkeolojinin konusu olabilir ancak. Gazze yanarken, insanlar ekonomik sorunlarla boğuşurken, insan hakları alanında çok sayıda ihlal yaşanırken "Hz. Adem ilk insan mıydı" sorusuna yoğunlaşmak, komşusunun evi yanarken müdahale etmeyip, yangının sönmesi için dua eden insanın durumuna benzemektedir.
Hz. Adem'den önce insan olup olmadığını çözmeye çalışmak ve bunu tartışma konusu yapmak hangi aktüel sorunumuza cevap üretecek? Çocuklarımız, Hz. Adem hakkındaki sorulardan dolayı değil, yalan söyleyen, sözünde durmayan, emaneti korumayan ve dini çıkarları için araçsallaştıran insanların tutarsız davranışlarına tanıklık ederek dinden soğuyor ve uzaklaşıyor.
Günümüzün sorunlarını dikkate almayan, çözüm önerileri sunmayan, bunun yerine metafizik tartışmalar ile uğraşan bir söylemin günümüz insanlarına cazip gelen bir yönü olamaz.
Bugün Türkiye'deki en büyük çelişki Ebu Hanife'yi büyük bir saygıyla anan ve O'nu devletin birincil mezhebi olarak onayan zihin dünyasının Ebu Hanife'nin yenilikçi ve içtihadı önceleyen fıkıh anlayışıyla taban tabana zıt bir zihin yapısına sahip olmasıdır. Bu dinin kültürel alandaki yansımaları için de böyle. Cübbeli Ahmet'i fıkıhta Ebu Hanife ile yan yana düşünebilmek bile dehşet vericidir.
"Savaşa Hayır" İnisiyatifi Kuruldu
23.09.2026
GENÇLERİMİZ NEDEN EVLENEMİYOR? / AHMED ALGAN
13.09.2026
fesleğen gibi bir dindarlık MUSTAFA AKMEŞE 08.10.2026
Kintsugi Ruhsal Yenilenme AHMET GÜRBÜZ 12.10.2026
Ümitlerin Tükendiği Vakitlerdeyiz FEYZULLAH AKDAĞ 08.10.2026
ÇATIŞMA VE BARIŞ ARASINDA BOSNA RÜSTEM BUDAK 11.10.2026
Sahte Sorular YUSUF YAVUZYILMAZ 12.10.2026
Mekke İttifakı Test mi Ediliyor? AHMET GÜRBÜZ 23.09.2026
DEVLET VE YÖNETİM SÜLEYMAN ARSLANTAŞ 30.09.2026
sahi “sen kimsin?” MUSTAFA AKMEŞE 24.09.2026