Hümeze ve Lümeze
Önce şuraya bir hadis-i şerif koyalım. Müminlerin annesi Hz Aişe (rah), Rasulullah’ın ahlakını soran Sad bin Hişam’a; “Sen Kur’an okumuyor musun? Onun ahlâkı Kur’an’dı” şeklinde cevap verir. (Müslim, Müsâfirîn, 139).
Kur’an-ı Kerimin tertip sırasına göre 104. Suresi Hümeze’dir. Mekke döneminde nazil olmuş ve dokuz ayetten ibarettir. Veyl ile başlayan iki sureden biridir.
İlk ayette geçen ve sureye isim olan Hümeze; insanları arkasından çekiştirerek inciten, küfrederek şeref ve haysiyetini zedeleyen, bunları alışkanlık haline getiren kimseler için kullanılan kelimedir.
İlk ayette bir de “Lümeze” geçmektedir. O da; el, kaş ve göz işaretleriyle bir insanla alay etmek demektir.
“Yazıklar olsun, vay haline çekiştirerek, alay ederek insanları küçük düşürücü davranışta bulunan kişiye. Çokça mal toplayıp durmadan sayan kişiye. O, malının kendisini ebedi kılacağını zanneder.”
Para, mal, güç insanı o kadar şımartıp sapıttırıyor ki eceli bile yeneceğini düşünebiliyor. Daha çok biriktirerek ahireti unutup, hesabı atlatıp, Allah’ı dahi aldatacağı vehmine kapılabiliyor insan.
Sure şu ayetlerle sona eriyor: “Hayır! Andolsun ki o, Hutame'ye atılacaktır. Hutame'nin ne olduğunu bilir misin? Allah'ın, tutuşturulmuş, yandıkça tırmanıp kalplerin ta üstüne çıkan, yürekleri kavuran ateşidir. Onlar bu ateşin içinde uzatılmış sütunlara bağlanmışlar ve o vaziyette ateş üzerlerine kapatılmıştır.”
Dehşet bir manzara. Elem ve acısı kıyaslanmaz elbette ama şeklen kuyu kebabı yapılışına çok benziyor. Allah cehennemin uzağından yakınından geçirmesin kimseyi.
Hümeze ve lümeze gibi gündelik Arapçada sık kullanılmayan bir de Hutame kelimesi var surede. Manaya mübalağa ve süreklilik katmak için üçü de aynı vezinle kullanılmış. Kırıp dökmek, parçalamak, un ufak etmek, yalayıp yutmak gibi ortak anlamlar taşımaktadırlar.
Ayette geçen tehditler çokça toplanan ve sürekli sayılan malların helalden veya haramdan kazanılmış olmasını ayırt etmiyor. Ama biz Anadolu irfanıyla mayalanan atasözlerimizden biliriz; "Çok laf yalansız, çok mal haramsız olmaz.” Durum böyleyken tüyü bitmemiş yetim hakkına göz dikip, kamu malını zimmetine geçirenin vay haline.
Veyl olsun diye başlayan ikinci sure, Mutaffifîn Suresidir. Mekkidir ve 36 ayettir. Mutaffifîn; ölçü ve tartıda hile yapanlar demektir.
“Ölçü ve tartıda hile yapanların vay haline!
Onlar insanlardan ölçüp aldıkları zaman tastamam alırlar.
Onlara bir şey verirken ölçtükleri veya tarttıkları zaman eksik yaparlar.
Sahiden bunlar, öldükten sonra hesap için büyük bir günde diriltileceklerini sanmıyorlar mı?”
Ayetlerin nüzul sebebinde iki ölçeği olan birinden bahsedilir. Birisi ile alır; diğeri ile verirmiş. Müteakip ayetlerde gelen tehdit ölçü ve tartıyı eksik yapan herkes için umumidir. Şuayb (a.s)'ın kavminin helaki de bu sebepten olmuştur. Hadiste şöyle buyrulur: Onlar ne zaman ölçüyü eksik yaptılarsa bitkiden mahrum edildiler, senelerce cezalandırıldılar" (Safvet-üt Tefasir 8/215)
Bu haksız ve ahlaksız davranışların yaygınlaşması toplu cezayı celp etmektedir. Kıtlık, darlık ve nihayetinde toplu helak.
Vahyin ilk inenleri bunlar. Henüz Mekke dönemi. Kuran bir toplumsal ahlak inşa ediyor. Yaratılış ve ahlaken insanların en güzeli öne sürülüyor. Ortada devlet yok, nizam yok, cihat yok, hukuk yok, tebliğ dönemi. Ahlak hepsinden daha öznel, daha öncel ve daha elzem. Asr-ı saadetin mayası çalınıyor.
Ayetler Allah’ın insan onuruna gösterdiği ihtimamı ve Kur’an’ın insan haklarına bütüncül yaklaşımını gözler önüne seriyor.
Soyut somut geçişkenliği ve ahlakla hukuk arasında kurulan sıkı bağ Kuranın sadece dünya nizamı değil evren ötesi hayatı da düzenleyen kuşatıcı bir sistem olduğuna delalet ediyor.
Arapça da benzer sesler içeren kelimelerin manası da birbirine yakındır. Fonetik olarak birbirini okşayan sureler, diyalektik açıdan da derin benzerlikler taşırlar. Şiirsel akışkanlık mantıksal bütünlükle özdeşleşir. Arapçanın edebi güzellikleri Kelamullahla estetik bir değer kazanır.
Ayetler çok ve kirli malların sahiplerinin kalplerini paslandırdığına işaret ediyor. Haksız kazançları ahlaklarıyla beraber akidelerini de bozuyor. Hırsları hesap ve ceza gününü inkâra götürüyor. Allah’ın ayetlerine “bu eskilerin masallarıdır”, hurafedir diyorlar. Kazandıklarıyla maalesef kendi kötü akıbetlerini satın alıyorlar.
Fon vurgunları, belediye soygunları, ahlaksız ilişkiler, bağımlı müptezeller, trafik canavarları..
Peki, nerden geldik biz buraya, bunları yurt dışından ithal etmedik. Söyle yirmi otuz yıl geriye gidelim, diş geçirebildiklerini zaten sekülerleştirip değerlerinden soyutladılar, muhafazakârları da radikalleştirip değerlerine düşman ettiler.
Siyaset kurumunun görevi toplumu iliğinden kemiğine istismar etmek değil, kaybolan değerlerin üstüne değerler katmak olmalıdır.
Yaşananlara adli bir süreç, hukuki bir suç olarak bakıp arkasındaki ahlaki çöküşü görmezden gelmek ancak bir vicdan tutulması ve kalp paslanmasıdır.
Ne kadar gelişmiş denetim mekanizmaları kurulursa kurulsun, kalbin helal lokma denetimi aktif olmadıkça yeni vurgunlar kaçınılmazdır. Yasalar boşlukları kapatır, ancak vicdan kapandığında her yasanın etrafından dolaşacak bir kulp bulunur.
Hümeze ve Mutaffifîn sürelerini şunu için dikkatinize arz ettim: Ekonomi, rakamların ve kâğıtların ötesinde bir güven ve ahlak zeminidir. Kul hakkının yok sayıldığı, alın terinin gasp edildiği, aldatmanın bir başarı hikâyesi gibi sunulduğu, "devletin malı deniz" denilen her düzen, kendi enkazını kendi hazırlar.
“Ey iman edenler! Kendinizin, ana babanızın veya akrabalarınızın aleyhine olsa bile, adaleti titizlikle ayakta tutan ve sırf Allah için şahitlik eden kimseler olun; (haklarında şahitlik ettikleriniz) ister zengin ister fakir olsunlar. Çünkü Allah, her ikisine de (sizden) daha yakındır. Haktan ayrılarak heva ve hevesinize uymayın.”(Nisa 135)
"Ya açar bakarız Nazm-ı Celîl'in yaprağına
Yahut üfler geçeriz bir ölünün toprağına.
İnmemiştir hele Kur'ân, bunu hakkıyla bilin;
Ne mezarlıkta okunmak, ne de fal bakmak için!" (M.Akif)
Yorumlar
0