Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında geçtiğimiz ağustos ayında imzalanan “Mekke Ortak Savunma Anlaşması” dünya dengelerini altüst edecek potansiyele sahip bir girişimdir. İnsanlığa evrensel değerleri hatırlatacak, insan haklarını ve Allah’ın hukukunu ihtar edecek tarihî bir adımdır. Zira Müslümanların dünyaya bir barış ve huzur borcu vardır.
Bu ittifak; özünde İslam dünyasındaki parçalanmışlığı toparlayabilecek, son iki yüzyıldır bölgede yapılan operasyonları ters yüz edecek, ümmetin acılarını dindirip gözyaşlarına teselli olacak ve hunharca sömürülmesini sonlandırabilecek bir ümit ışığı barındırmaktadır.
Ankara, Riyad ve İslamabad başkentlerinde atılan adım; bölgede hem caydırıcı bir güç birliği hem de İslam dünyasının kendi güvenliğini sağlaması adına çok büyük bir sorumluluk taşımaktadır.
Sadece üç ülke arasında imzalanmış, savunma ve güvenlik iş birliğini öngören askerî bir pakt olmasına rağmen; dünya medyası olayın azametini kavramış olmalı ki bunu "İslam NATO'su" veya "Doğu'nun Savunma Ekseni" olarak tanımlamayı tercih etmiştir.
Anlaşmaya imza koyan ülkelerin jeostratejik konumları ve sahip oldukları müktesebat bir yana, adını imzalandığı şehirden almış olması haklı olarak dost düşman herkesin dikkatini üzerine çekmiştir. Kimi müstazaf yüreklerde kabul olunmuş bir dua heyecanı yaşatırken kimi fitne odaklarında telaş ve tedirginliğe sebep olmuştur.
Kur’an’ın tabiriyle “Şehirlerin Anası” Mekke; insanlık tarihi boyunca emanın, barışın, huzur ve bereketin kavşak noktası olmuştur.
Coğrafyanın merkezi, insanlığın sıfır noktası, tevhidin başkenti ve risaletin son durağı MEKKE, Allah’ın (c.c.) yeryüzündeki evine ev sahipliği yapmasından dolayı mükerrem bir şehirdir.
Mekke bu kutsiyeti Kâbe’den almaktadır. Dünyada Allah’a kulluk maksadıyla yapılmış ilk mabettir Kâbe. Gönüllerin kıblesi, bütün yönlerin bileşkesidir. Arzın semaya, semanın arza kavuşma noktasıdır. Dünya döndükçe onun etrafında tavaf dönmeye devam edecektir.
Mescid-i Haram’ın içinde bulunan Beytullah’ın yaklaşık 6-18 km etrafı, her türlü tecavüzden korunmuş ‘Harem’ bölgesidir. Allah Kur'an-ı Kerim'de bu beldenin emniyetine yemin etmektedir (Tîn Suresi 95/3).
Harem bölgesinin hududu Hz. İbrahim tarafından belirlenmiştir. Bu sınırlar içerisinde kan dökmek, canlılara zarar vermek, ağaç kesmek ve insanlara saldırmak katî bir dille yasaktır.
Cahiliye döneminde dahi senenin dört ayı —Zilkade, Zilhicce, Muharrem ve Recep— "Haram Aylar" olarak bilinir ve hürmet görürdü. Bu aylarda savaşlar durur; ticaret ve diplomasiye kapı aralanırdı.
Mekke’yle özdeşleşmiş, tamamen sivil bir inisiyatif olan “Erdemliler İttifakı” (Hilfü’l-Fudûl), tarihteki ilk insan hakları yapılanmasıdır. Hz. Muhammed (s.a.v.) de peygamberlik öncesi bu kurulun bir üyesidir. Irk veya kabile farkı gözetmeksizin her hak sahibinin hakkını güçlüden alıp zayıflara vermeyi misyon edinmiştir.

Hudeybiye Antlaşması akabinde Mekke kan dökülmeden fethedilmiş; Peygamberimiz (s.a.v.), yıllarca Müslümanlara zulmeden, biteviye savaşan Mekke müşriklerine karşı genel af ilan etmiştir. Bu durum O’nun rif'at ve merhametinin yanında Kâbe’ye hürmetinin şaheser bir örneğidir.
Mekke sahip olduğu bu eşsiz manevi konumu ve jeopolitik öneminden dolayı tarih boyunca birçok güç odağının hedefi olmuştur. Fil Suresi'nde anlatılan Yemen Valisi Ebrehe’nin 570 yılındaki kuşatması bunların en meşhurudur.
Yine Emevi Halifesi Yezid ve akabinde Haccâc-ı Zâlim’in Mekke’ye aylarca ambargo uygulayıp Kâbe’yi mancınıklarla tahrip etmesi bunlardan biridir.
Şiî-İsmailî Karmatîlerin 930 yılı hac mevsiminde Mekke’ye baskın düzenleyip Kâbe’yi yağmalaması, binlerce hacıyı öldürüp Hacerü'l-Esved’i yerinden sökmesi tarihin en kara sayfalarındandır. Hacerü'l-Esved, ancak 22 yıl sonra geri getirilip yerine konabilmiştir.
Buna benzer irili ufaklı birkaç müessif olay daha gerçekleşmiştir. Son olarak 1979’da Suudi emekli bir subay tarafından Mescid-i Haram'a tabutlarla silah ve patlayıcılar taşınarak Kâbe 15 gün boyunca işgal edilmiştir. Fransız antitörör birliklerinin desteğiyle baskın kanlı bir şekilde sonlandırılmıştır.
Henüz bu olayın kötü hatıraları hafızamızdan silinmemişken geçen hafta ayrılıkçı Husiler tarafından Mekke’nin hedef alındığı iddia edilen İHA saldırısı yürekleri ağızlara getirdi.
Her ne kadar Husiler bu iddiaları reddetse de Dışişlerimiz ve Suudi kaynaklar doğrudan isim vermekten kaçınmıyorlar. Hatta Suudi kaynaklar bunun ilk olmadığını da söylüyor.
Suudi Arabistan’ın ayrılıkçı Husilere karşı komşu Yemen hükûmetine destek verdiği ve zaman zaman operasyonlar yaptığı sır değil. Ancak Husilerin Suudi Arabistan'ın stratejik hedeflerine karşı son günlerde balistik füze ve İHA saldırılarını yoğunlaştırması akla başka soruları da getirmiyor değil. Mesela mühimmat, teknoloji ve motivasyon kaynağı gibi!
İran savaşı Hürmüz savaşına evirildikten ve düşük yoğunluklu bir seyre döndükten sonra, Husilerin Kızıldeniz sahillerini ele geçirerek Babülmendep’te hâkimiyetlerini tahkim etmeleri tesadüfle açıklanabilir mi?
İran-ABD-İsrail çatışmalarında İsrail yanlısı Batılı ülkelerin gemilerinin Kızıldeniz’e çıkmasını engelleyen Husilerin, bugün bu ambargoyu sadece Suudi gemilerine uyguluyor olması garip değil mi?
Hafta sonu Trump’ın açıklamaları ve Husi haber kaynaklarının teyidinden anlaşıldığına göre Washington’la varılan bir saldırmazlık mutabakatı söz konusu.
Bu arada Prens Selman’ın Trump’la görüşüp Husiler konusunda destek istediği ve Trump’ın Husilerle ilgili sıcak mesajlarının bundan sonra geldiği de böylelikle anlaşılmış oluyor.
Ne oldu, ne yaşandı da Trump gibi bir ABD başkanı trilyon dolarlık anlaşmalar yaptığı Orta Doğu’daki en güçlü müttefikini İran’ın vekalet savaşçısı ayrılıkçı Husilere değişiyor?
Orta Doğu’da on yıllardır yaşanan kaosun iki kutup başı, tahterevallinin iki ayağı İran ve İsrail’in son günlerde aldıkları pozisyon ve attıkları adımlara bakılınca Mekke İttifakı'nın ne denli dönüştürücü bir güce sahip olduğu anlaşılmaktadır umarım.
Bu kaotik denklemde Mekke’nin hedefe alınması ne defacto bir örgütün kendi başına cüret edebileceği bir durumdur ne de stratejik bir aklın ürünüdür. Bu, Mekke İttifakı'ndan da öte iki milyar Müslümanı hedef alan küresel şer şebekesinin tehlikeli bir provokasyonudur.
Mekke İttifakı'nı doğmadan boğmak istiyorlar. Onu pamuklara sarıp saklamalı, çelik zırhlarla korumalıyız.
Şam’da tarihi açıklama: SDG feshedildi
26.08.2026
Saadet Partisi'nden hükümete 3 şart
29.08.2026
Mekke İttifakı Test mi Ediliyor? AHMET GÜRBÜZ 23.09.2026
YENİ BİR EĞİTİM MODELİ ÖNERİSİ ORHAN GÖKTAŞ 26.08.2026
Ezherli Kuytul AHMET GÜRBÜZ 02.09.2026
BİLGİNİN İNSANİLEŞTİRİLMESİ - 6 ÜSTÜN BOL 04.09.2026