metrika yandex
  • $44.73
  • €51.42
  • GA51500

AZERBAYCAN MODERNLEŞMESİ VE BAŞÖRTÜSÜ YASAĞI

YUSUF YAVUZYILMAZ
17.10.2026 23:26• Son Güncelleme: 17.10.2026 23:26

YUSUF YAVUZYILMAZ/AZERBAYCAN MODERNLEŞMESİ VE BAŞÖRTÜSÜ YASAĞI

Azerbaycan’da uygulanan başörtüsü yasağı, bu yasağa temel oluşturan laiklik konusunu tekrar tartışmaya açtı. 

​Batı dışı toplumlarda laiklik, inançlar, hayat tarzları, dinler karşısında tarafsızlık anlamına gelmemektedir. Özellikle İslam toplumlarında laiklik, devletin ideolojik aygıtlarıyla( ordu, bürokrasi, medya, okul) , toplumu karanlık olarak kodladıkları geçmişten kurtarmak ve medenileştirmek işlevini üstlenmiştir. Aliyev'in zihinsel alt yapısı da bu yaklaşımdan oluşmuştur. Başörtüsü konusunda da bu noktadan hareket etmektedir.

​Batı dünyasında kilise karşısında özgür düşüncenin temsilciliğini yapan laiklik, İslam dünyasında çoğu zaman baskıcı ve zorlayıcı bir özellikte olmuştur. "Bu otoriter karakterin en belirgin örneklerinden biri modern Türkiye'nin kuruluş sürecidir. Osmanlı Devleti'nin dağılmasından sonra laiklik, toplumun doğal ihtiyaçlarından doğan bir tercih olmaktan çok, devlet gücü ve zor araçları kullanılarak dayatılan bir ideolojiye dönüşmüştür." ( Refik Abdusselam, Sekülerleşme, Din ve Demokrasi, Vadi yayınları, s:31) Bu Batı ve İslam toplumlarında din- bilim- devlet ilişkilerinin farklılığı ile doğrudan ilgilidir. Belli bir toplumsal zeminde geçerli olan bir çözümün bütün toplumlar için geçerli olduğunu düşünmek sosyolojiye aykırıdır. 

​Azerbaycan, laik, otoriter, Türk kimliği baskın, devlet modernizmi öncülüğünde modernleşmeyi amaçlayan, dini kurumların son derece zayıf olduğu bir yönetim modelidir. İsrail'i en çok destekleyen, asla eleştirmeyen bir siyaset izlemektedir. İsrail petrol ihtiyacının büyük bölümünü Azerbaycan'dan karşılamaktadır. Petrol akışı ise Türkiye üzerinden yapılmaktadır. Aliyev, İsrail yanlısı, laik, seküler, dine mesafeli hatta karşı bir otoriter yöneticidir. Laiklik anlayışı militancadır. Bu anlamda Aliyev, 28 Şubat sürecini yürütenlere denk düşmektedir.

​Aliyev, yukarıdan aşağı otoriter yöntemler kullanarak toplumu dönüştürmeyi amaçlayan, bu amaçla bürokrasi ve ordu gücünü kullanan bir siyasal aktördür. Bu tür modernleşmenin önündeki en büyük engel din olarak görülmüştür. Bu nedenle modernleşmenin önünü açmak için dinin toplumsal etkisinin kırılması gerekir. İlk öne çıkan ve müdahale edilen ise fıkıhtır. Çünkü fıkıh gündelik hayatı düzenleyen kurallar toplamıdır. Başörtüsü fıkıh kuralı olarak öne çıkar. Öte yandan fıkıh kuralları Arap geleneği ile eşitlenerek değerlendirilir. Bu tartışmada neyin dinin özünden neyin Arap geleneği olduğu konusu belirsizleştirilerek din Arap geleneği olarak konumlandırılır. Aliyev ve Azerbaycan modernleşmesi kullandığı dil ve yöntemler yönünden bu yönüyle Cumhuriyet modernleşmesinin Tek Parti Dönemi ile örtüşür.

İlham Aliyev, Azerbaycan Devlet Televizyonu'na (AzTV) yaptığı açıklamada, başörtüsü yasağına ilişkin şu değerlendirmede bulundu: “Devlet, millî kimliğimize Arap-Fars değerleri katmaya yönelik her türlü girişimin önüne geçecektir.” Devamında ise “Bizim kendi millî değerlerimiz var” ifadelerini kullandı. Ayrıca Türkiye'de de çok bilinen açıklama geldi : "Laiklik dinsizlik değildir." Bu bir tanım değil, ideolojik bir yaklaşımdır. Tanım, bir kavramın ne olduğunu açıklar. Bu açıklamada sorunlu yönler var. Başörtüsü İslami değil, Arap kültürünün bir parçası olarak görülüyor. İslam'a ait sembollerin genellikle Arap kültürünün bir parçası olarak görülmesi Türkiye'de de yaygın bir anlayıştır. Diğer önemli bir sorun da milli kültürü korumak konusunda Arap ve Fars kültürünün öne çıkarılması. Söz konusu milli değerleri korumak ise Batı dünyasının değerleri neden aynı kategoride görülmüyor. Öyle görülüyor ki, hangi ülkede olursa olsun laik seçkinler, İslami değerleri Arap kültürü ile özdeşleştirerek değersizleştirmeye çalışıyor. 

“Meseleyi doğru yerden tutmak lazım: İnsanların Aliyev’e sorduğu, cevap beklediği sorular belli. Ama onun çıkıp yaptığı açıklamalar tamamen konuyla alakasız bir algı operasyonundan ibaret. Bugün dünyayı, bütün coğrafyayı sallayan bir İsrail meselesi var. İnsanlar haklı olarak soruyor: “Kardeşim, toplumda bu kadar rahatsızlık yaratmasına rağmen bu açık İsrail taraftarlığı, bu İsrail yanlısı politikalar nedir? Milletin gözünün içine baka baka bunu deklare etmenin ne mantığı var?” Bir diğer mesele; bu milletin inancıyla, başörtüsüyle derdiniz ne? Bugüne kadar yoktu da bu yasaklar, bu baskılar niye birdenbire peydah oldu? Bu kararları Aliyev’e kimler dayattı?

​Peki, Aliyev çıkıp ne cevap veriyor?

“Kimse bize karışamaz… Biz kimseden yardım almadık, kimseye muhtaç değiliz, kendi öz benliğimizle ayakta duruyoruz…”

​Yahu senden böyle bir cevap bekleyen mi var? Bu açıklamaların muhatabı kim? Türkiye’den ya da başka bir yerden sana “Siz başkalarının yardımıyla ayakta duruyorsunuz” diye bir suçlama mı yapıldı ki çıkıp bunun savunmasını yapıyorsun? Kimse sana bunu sormadı ki! Söylenmeyen şeylerin savunmasını yapıp durmanın, lafı oraya çekmenin ne anlamı var? Sen öncelikle kendi imzanı attığın işlerin, kendi yaptıklarının hesabını vereceksin.

​Bakın, bazı Azerbaycanlı gazeteciler kalkmış “Türkiye ile aramızı bozmak isteyen çevreler var” diye yazıp çiziyor. Kardeşim, eğer gerçekten Türkiye ile aranızı bozmak isteyen birilerini arıyorsanız, uzakta aramayın; gidip o başörtüsü yasağını Aliyev’e kimin dayattığına bakın! Bu çok ciddi bir oyundur ve bu oyunun içerisinde Aliyev’in bizzat kendisi de bulunabilir. 

​Çünkü kendisi de çok iyi biliyor ki; bu İsrail sevdası ve toplumun değerleriyle oynamak içeride büyük bir huzursuzluk yaratıyor. Huzursuzluk büyüyünce de ne yapıyor? Konuyu çarpıtıyor! Türkiye ile olan o tarihsel dostluğu bile riske atacak kadar ya birilerinin elinde kullanılıyor ya da içeride acayip sıkışmış vaziyette.

​Açık ve net konuşalım: Aliyev’in bu son konuşmalarının kastı Türkiye’dir, ama muhatabı asla Türkiye değildir.

​Hedef şaşırtarak, suni gurur söylemlerinin arkasına sığınarak asıl soruları geçiştiremezsiniz. Toplumun ve kamuoyunun asıl merak ettiği; bu İsrail ortaklığının ve halkın inancına karşı girişilen bu hamlelerin arkasında kimlerin olduğu ve bunlara neden boyun eğildiğidir. Gerisi tamamen laf kalabalığıdır.”(Cemal Nadir Bey, Aliyevden Beklenen Asil Cevap: Dam Üstünde Saksağan,11 Ekim 2026, Post –Truth)

Türkiye modernleşmesi, dinin kamusal alandaki görünümünü ortadan kaldırmayı amaçlar. Bu yüzden, kamusal alanda, inancım gereği başımı örtüyorum iddiası, Kemalist modernleşmeciler tarafından kabul edilemez. 28 Şubat zihniyetini savunanlar bu isteği laikliğe Kemalizm’e aykırı bulmuşlardır. Dahası bu isteği, politik alanda Ecevit gibi " Devlete meydan okuma" olarak değerlendirmiştir. Dolayısıyla başörtüsü özellikle inançla ilişkilendirildiği zaman kabul edilemez bulunmuştur. Bu yüzden başörtüsünü savunanlar bunu inançla değil, insan hakları ve din özgürlüğü temelinde değerlendirmişlerdir. Başörtüsünü inancım gereği takıyorum iddiası, laik modernleşmeciler için tam da bu sebeple karşı çıkılması ve yasaklanması gereken bir eylem olarak görülmüştür.

Aliyev'in Azerbaycan'da başörtüsünü yasaklamasının zemini de bu yaklaşımdır.

 

Yorum Ekle
Yorumlar
Henüz Yorum Eklenmemiş