Tarih, tekerrürden ibarettir, denir. Devletler kurulur, devletler çöker. İmparatorluklar kurulur, imparatorluklar yıkılır. Bu çöküş ve yıkılışların ekserisi, dışarıdan gelen bir darbelerden çok içeriden başlayan bir çürümeden kaynaklanır.
Yönetimlerin kendi sonlarını hazırlayan nedenler
Halkın yoksullaşması: Bir yönetimin yapabileceği en temel hata, halkı adalet üzere yönetmek ve refah artışını sağlayacak icraatlar yapmak yerine zamanla halkı sömürmeyi iş edinmektir. Sömürü çarkı döndükçe, en alttan en üste kadar ulaşılmazlaşan bir iktidar yapısı oluşur; bu yapı halkın gerçek sorunlarından giderek uzaklaşır, savurganlaşır ve hatta zamanla kural tanımaz hale gelir. Tarihte hiçbir yönetim, halkı fakirleştirip baskı kurarak ve şahsi zenginliklerini önceleyerek kalıcı olamamıştır.
Geçim kaygısı: Ülke halkından oturacağı bir evi, düzgün bir geçim kaynağı (toprağı, ticareti, iş yeri, çalışma imkânı) olmayanların sayısı arttıkça toplumsal homurtular yükselir. Bu sessiz çığlıkları duymayan ya da duymak istemeyen yönetimler, bir gün bu çığlığın kendilerini yuttuğu gerçeğiyle karşı karşıya kalırlar.
Karizmatik lider: Tek bir karizmatik liderin etrafında örgütlenen, dengeleyici unsurlar barındırmayan yapılar, o liderin düşmesiyle birlikte dağılır gider. Kendi tarihimizden baktığımızda bu tablo çok tanıdıktır; onlarca siyasi parti, kurucusunun ölümü ya da sahneden çekilmesiyle birlikte varlığını yitirmiştir. Karizmanın kurumu ikame edemeyeceğini tarih defalarca tescil etmiştir.
Dalkavuk ve yalaka kuşatması: Karar verici konumdaki yöneticilerin çevresinin dalkavuk ve yalakalar tarafından kuşatılması, yöneticilerin yaptığı her şeyin alkışlarla karşılanması, yanlışlarını söylemeye kimsenin cesaret edememesi ya da çıkar veya makam kaybı korkusuyla yöneticilere yanlışlarının söylen(e)memesi, yöneticinin de bu durumu fark ederek yalaka kitleyi yanından uzaklaştırmaması, her gün biraz daha kötüleşen yönetime neden olur. İlkeli, basiretli, dürüst, bilgili ve bilge kişilerden oluşan bir danışma kurulundan yoksun yönetimler, her geçen gün halktan biraz daha kopar; sık sık görüş değiştirir, dün ak dediklerine bugün kara derler. Bu tutarsızlık halkın zihninde o yöneticilerin yeterliliğine dair derin bir kuşku oluşturur.
Yönetici ve bürokratların halktan kopması: Halkın gündeminden, sıkıntı ve sorunlarından habersizleşen her yönetimde kendini beğenmişlik artar, sahip oldukları imkânlarla azgınlaşmaya başlarlar. Halkın sorunlarına çözüm getirmek yerine, halkın ortak birikimi olan hazineyi saçıp savurduğu görülen yönetimler er-geç halkın gözünden düşerler. Halk da ülke gerçeklerinden ve kendisinden koptuğunu gördüğü yönetimi, kendisinden koparır ve arkasında durmaktan vaz geçer. Tıpkı hastanelerde tedavi edilemeyen, yalnızca ilaç bağımlısı kılınan hastaların alternatif tıbba yönelmeleri gibi, sonu tahmin edilemeyen yeni çözüm yolları aramaya başlar. Çünkü halktan kopmak, 'halka hesap verecek şekilde görevini yapmak' düşüncesinin yok oluşuna neden olur; bu da yalnızca siyasi bir kırılmaya değil aynı zamanda ahlaki bir çöküşe de neden olur. Gündeme gelen fon krizi buna bir örnektir.
Alenileşen ahlâksızlık: Gelecekte ortaya çıkabilecek sorunları önceden görerek önlem almak yerine, akılsız-basiretsiz, anlamsız uğraşlar, yönelişler ve özellikle ekonomik ve cinsel konularda toplumun ahlaksızlık saydığı, yüz kızartıcı davranışların yöneticilerde görülmesi, halkın yöneticilerden umudu kesip yüz çevirmesine neden olur.
Adaletin tesis edilememesi: Adalet, Yönetimin “olmazsa olmaz” bir unsurudur. Yönetimde adaletin tesis edilememesi veya gecikmesi, siyasi kaygı veya başka sebeplerle mevzuatların kişilere veya baskı guruplarına göre farklı uygulanması halkın adalete, akabinde de yönetime olan güvenini zedeler. Halk sokağa güvenle çıkmak ve kendisine yönelik olası haksızlıklarda devletin gücünü ve adaletini yanında görmek ister. Devlet gücünün haklının yanında olması adalet duygusunu pekiştireceği gibi aynı zamanda kural tanımazların kendilerine çeki-düzen vermesini de sağlar. Bu da toplumsal huzurun artmasına katkı sunar.
Halkın düşüncelerine itibar edilmemesi: Yönetim, önemli konularda, halkın duygu ve düşüncelerini önemsemeli, yok sayan davranışlardan uzak durmalıdır. Aksi durum, toplumun yönetimden hoşnutsuzluğuna neden olur. (Ör: İnsanlara karşı suç işleyen suçluların, devlet tarafından affedilmesi. Devlet, insana karşı işlenen suçu değil ancak kendisine karşı işlenen suçu affedebilir.)
Darbe diktatörlükleri: 12 Eylül ve 28 Şubat süreçleri, bu dönemlerin gerçek bir diktatörlük olduğunu acı bir biçimde öğretmiştir. Halkın inancına keyfi baskılar uygulamak, bireylerin inanç ve yaşam tarzlarına engeller koymak bunu kanıtlar durumlardır. Başörtüsü yasağı başta olmak üzere, kendilerinin görüşü dışındaki ne varsa yasaklayan uygulamalar, onlarca yıl boyunca kitlelerin devletle arasına derin bir mesafe koymasına neden olmuştur. Baskı, iktidarları ve ülkeyi korumaz; aksine yönetimin meşruiyetinin sessizce tükenmesine zemin hazırlar. Yöneticilerin fiziksel ve ruhsal gücü, halkın ruhsal gücü ve inancıyla desteklenir; ülkenin silahlı gücü de buna uygun olarak bulundurulursa ülke rahatlar ve kalkınır. Eğer bu üçlü uyumlu şekilde bir arada olamazsa, silahlı güçler yönetimin ve halkın buyruğunda olmazsa orada kaos ve kargaşa çıkar. Halk ise başına bela olmuş bir yönetimi hiçbir şekilde istemez ve fırsat bulduğunda değiştirir.
Keyfi uygulamalar: Yönetim, halkın öncüsü ve koruyucusu görevini unutup, kolluk kuvvetleriyle baskı kuran, sürüleştirip güden bir konumu benimsediğinde, kendini değerli, halkı değersiz görür. Uygulamaları hak-hukuk çerçevesinden çıkar, keyfileşir. Toplumdaki beşerî veya ilahî kaynaklı yönelişlerin-inançların, başkalarının mal-can-namus güvenliğine zarar verecek duruma gelmesine engel olması yönetimin görevidir. Ancak bu çizgide olmayan durumlarda yönetimin, halkın inancına keyfi baskılar uygulaması, başkalarını, kendi inanç-düşünce-görüş ve yaşam tarzlarına zorlamaları, nefrete, öfkeye ve bilinçli şekilde karşı eyleme geçmeye neden olur. (12 Eylül ve 28 Şubat darbelerinden sonraki baş örtüsü yasağı gibi)
Liyakat ve ehliyet: Yöneticiler, iş başına geldiklerinde, daha önce topluma söz verdikleri konularda bir değişme, sıkça yaşanan bir durumdur. Bu değişimin bazı nedenleri de vardır. a. Yönetim, kendisini destekleyen liyakatsiz kişileri hoşnut etmek için önemli makamları verebilir, imkânları sunabilir. b. Yönetim kendisini desteklemeyenlerden liyakatsiz kişileri kendi tarafına çekmek için onlara önemli makamları verebilir, imkânları sunabilir. ‘Hamili kart yakınımdır.’ yönteminin farklı yollarla sürdürülmesi, bu yolla, hak edenlerin haklarının gasp edilip rica edilen birilerinin hiç bilmediği alanlarda atamasının yapılması, her kurumda önemli sorunların temel nedenidir.
Güç sahiplerine boyun eğmesi: Yönetim, kendi üzerinde içeriden veya dışarıdan hükümran güçleri kabul ederse ülkeyi ve halkı, yönetilenlerin istek ve ihtiyaçlarına göre değil, kendi üzerlerindeki güç sahiplerinin çıkarlarının korunmasına yönelik istek ve dayatmalarına göre yönetirler. Halk da bu durumu anladığında, ihtiyaçlarının giderilmesi ve sorunlarının çözülmesi konusunda yönetimden umudunu keser. Bir başka yanlış yöneliş de şudur: Yönetim, herhangi bir kitleyi olabildiğince güçlendirir, bu güç karşısında denge unsuru olabilecek başka bir unsur bulunmaz ve halkı ihmal ederse, halk yönetimin yanında yer almaz.
Doyumsuz çıkar çevreleri: Her yönetim döneminde, yöneticilerle iyi ilişkiler kurarak yönetimi kendi çıkarları doğrultusunda kullanan kişiler-topluluklar var olmuştur. Onlar, her zaman kazanacağını umdukları kişiye/yere yatırım yapar ve karşılığını kat kat almak isterler. Kazanan kim olursa olsun yüzen onların gemileri olacaktır. Bu nitelikteki kişiler için ‘vatan, millet, devlet’ karşısında her zaman kendi ikbal ve çıkarları önceliklidir. Bunun farkında olmayan yöneticiler için bu yanlışın çarkına girmek, halkın güçsüzleşmesine yol açar. Güçsüzleşen halk, yönetimi güçlü kılamaz.
Halkın birliğinin bozulması: Halkın birliği, dış güçlere karşı caydırıcı bir unsur olduğu gibi, halkın parçalanmışlığı da dış güçler için bir umut haline gelir. Dış güçlere karşı birleşmeyi mümkün kılmayan derin bir parçalanma, halk arasında oranı değişen çatışmaların, huzursuzluğun nedeni olur. Bu da o yönetimin sonunu getirir. (Ülkemizde, geçmişte, aynı yerden verilen silahlarla yaşanmış olan sağ-sol çatışmaları ve katliamlar gibi. 12 Eylül darbecileri, bu katliamları köpürtmüş, derinden desteklemiş, darbe sonrası halkın seçtiklerini tutuklayarak ordu mensuplarını atama yoluyla yönetime getirmiştir. Bu darbenin kendi kendini cumhurbaşkanı atayan komutanının, darbeden bir ay sonraki onayıyla NATO’ya girişi mümkün olan Yunanistan, bu onayla elde ettiği bu durumu bugün ülkemiz aleyhine kullanmaktadır.)
Bu yazıda saydıklarımızdan (ve yazı hacmi nedeniyle sayamadığımız nedenlerden) her biri, yönetimi ve ülkeyi sarsacak güçte sorunların kaynağıdır. Bunların hiçbiri bilinçli ve güçlü bir halk desteği olmadan aşılamaz. Yönetim olarak zaten yapmaları gerekenlerden yaptıklarını sayarak kendilerine bağlılık beklerler. Ancak bu beklenti, yukarıda sayılan nedenlerle mümkün olmaz. Yöneticilerin en büyük yanılgısı ise halkın, bitmeyen yanlışlar, sonu gelmeyen sorumsuzluklar ve yolsuzluklar karşısında, sonsuz bir sabra ve değişmeyen sevgiye sahip olduğunu sanmaktır. Oysa halk, tüm yanlışlara ve sorumsuzluklara karşı çığlıklarını önce içinde büyütür, sonra birbirine fısıldar, en sonunda da en yüksek sesle günümüze ve tarihe bırakır.
Tarihin Sessiz Yargısı
“Tarihi 'tekerrür’ diye tarif ediyorlar; Hiç ibret alınsaydı, tekerrür mü ederdi?” (M. Akif) dizeleri bu konuda herkese gereken açıklamayı yapmaktadır. Yönetimlerin sonunu getiren nedenler binlerce yıl önce de aynıydı, bugün de aynıdır. Değişen yalnızca zaman, coğrafya ve isimlerdir. Bu tekerrürden kurtulmak, tarihten ibret almakla mümkündür. Yüz yıllar öncesinden İbn Haldun 'Mukaddime'sinde, Machiavelli 'Prens’inde aynı şeyleri söylemişlerdir: Halkını kaybeden iktidar, her şeyini kaybeder.
Ulus’taki Pavyonlar Kapanıyor
14.10.2026
CEVAT ÖZKAYA VEFAT ETTİ
16.10.2026
"Savaşa Hayır" İnisiyatifi Kuruldu
23.09.2026
Ümmetin Çocukları Husiler / Mehmet TAŞDÖĞEN
10.10.2026
aşk kağıda yazılmıyor… MUSTAFA AKMEŞE 15.10.2026
Çocuk Ölü Yatırım (!) ÖMER FARUK ALTUNTAŞ 20.10.2026
Mekke İttifakı Test mi Ediliyor? AHMET GÜRBÜZ 23.09.2026
DEVLET VE YÖNETİM SÜLEYMAN ARSLANTAŞ 30.09.2026
Kintsugi Ruhsal Yenilenme AHMET GÜRBÜZ 12.10.2026
sahi “sen kimsin?” MUSTAFA AKMEŞE 24.09.2026
fesleğen gibi bir dindarlık MUSTAFA AKMEŞE 08.10.2026