Suriyeliler ve Faşizm
"Suriyeliler fazla doğum yapıyorlar, yakında parti kurarlar' şeklinde yapılan eleştiri, sadece mazlumları ötekileştirmekle kalmıyor, bir sorunu doğru zeminde tartışmayı engellediği gibi, Alman faşistlerin "Türkler çok artıyor, yakında Almanya'yı ele geçirecekler gibi ırkçı söylemle eşitleniyor. Türk ırkçıların Hitler hayranlığı sır değil. Bu söyleme İlber Ortaylı'nın da katılıyor olması faşizmin ne kadar yaygınlaşabileceğinin de göstergesi. Türkiye, fasitlere emanet edilemeyecek kadar önemlidir. Milliyetçilik ve onun seküler formu olan ulusalcılık insanlık düşmanı ideolojilerdir.
Faşizmin daha yumuşak bir formu olan milliyetçilik ve onun seküler formu olan ulusalcılık ideolojisi, Anadolu coğrafyasının çoğulcu yapısının önündeki en büyük tehdittir.
Bir insanın değerini belirleyen kriter, kendisi gibi düşünmeyen, kendisi gibi inanmayan, kendi etnik grubundan olmayan kişilerin acılarına duyarlı olup olmasıdır. En kötü insan kendi grubu dışında kalanların acılarına duyarsız olanlardır.
Suriye'de savaş olmadığını savunarak, Suriyeli göçmenlere düşmanlık yapan zihne bir soru: Gürcistan, Bosna - Hersek, Rusya ve Bulgaristan'da da savaş yok. Zamanında buralardan Türkiye'ye göç etmek zorunda kalan Gürcüler, Boşnaklar, Çerkesler ve Bulgaristan Türkleri de geri gitsin mi? ( Ama onlar Türk gibi mazlumlar arasında ayırım yapan bir ırkçı zihne sahipseniz bile durum öyle değil, çünkü Boşnaklar ve Gürcüler Türk değil.)
Mülteciler konusunda öncelikle eleştirilecek olan Suriye'yi savaş alanına çeviren Esat yönetimi ve sömürgeci büyük devletlerin egemenlik mücadeleleridir. Türkiye’nin sorunu daha da derinleştiren Suriye politikası da eleştirilmelidir. Hiç kuşku yok ki, Türkiye'deki Suriyeli göçmenlerin devasa sorunları var ve bunlar için sağlıklı politikalar geliştirilmelidir. Tüm bunlara en küçük eleştiriyi yapmadan mazlum insanlara düşmanlık ederek ırkçılık yapmak insanlığa sığmaz. Bu topraklarda yaşayan insanlar, en büyük etnik grup olan Türkler de dahil 1071’den sonra Anadolu'ya yoğun olarak yerleştiler. Yani bir anlamda hepimiz bu topraklarda göçmeniz. Eğer bu topraklarda eskiden yerleşim söz konusu ise Kürtler bu toprakların en eski sakinleridir.
Öte yandan Anadolu, faşist ruhların dar ufuklarına sığmayacak kadar etnik ve dini çoğulculuğa sahiptir. Bu durum yaşadığımız toprakların en büyük zenginliğidir.
İnkar edilemeyecek gerçek, Anadolu’nun bir göç medeniyeti olduğu gerçeğidir. Nihayetinde biz Türkler de 8. yüzyıldan itibaren bu topraklara gelmiş göçmenleriz. Sosyolojik olarak sadece aralarında zamansal fark bulunan göçmenler, diğerlerini kabul etmiyor. Bazı milliyetçi kesimlerce dillendirilen "Anadolu'nun Türksüzleştirilmesi " söylemi, olaya milliyetçi paradigmanın içinde baktığımızı gösteriyor. Asıl sorun, milliyetçi paradigmanın soruna insan değil etnik bir paradigmadan bakıyor olmasıdır. Kaldı ki milliyetçilik evrensel değil, tarihsel bir ideolojidir. İslam, milliyetçilik gibi dar ve kısır bir ideolojinin içinden göçmen sorununa bakamaz. Kaldı ki, tasavvuf terminolojisi açısından bakarsak hepimiz bu dünyada sınırlı bir süre kalacak olan göçmeleriz.
Türkiye'de insan hakları, hukuk devleti arayışının önündeki en büyük engel bu değerlere en uzak ideoloji olan milliyetçiliktir.
Dünyanın neresinde olursa olsun yerinden yurdundan edilen, ülkesi işgal edilen, sömürülen, hukuk ihlaline uğrayan herkes bizdendir. Yerimiz haksızlığa uğrayanların yanıdır. Kimlik olarak biz etnik değil, ahlaki bir kategoridir.
Bir insanı salt göçmen olduğu için suçlu olarak gören zihnin adalet ve liyakat söylemi sahtedir. Diğer yandan, göçmen sorununa bakışımız, hukuk ve adaletten ne kadar uzak düştüğümüzü kanıtlıyor.
Suçlu ve mağdur konusunda, insan etnik ve ideoloji yönünden kör olmalıdır. İnsanı salt göçmen olduğu için sorun olarak görmek hukuka, adalete, dine ve ahlaka aykırıdır.
Göçmenler konusunda hukuk değil, ırk temelinde yapılan değerlendirmeler, soruna insan ekseninde bakmayı beceremediğimizi gösteriyor.
Yorumlar
0