Olayları Değerlendirmede İçine Düşülen Zaaflar
1- İndirgemecilik (karmaşık sosyal olayları tek bir sebebe bağlayarak açıklamak.) İndirgemeci düşünce olaya etki eden diğer faktörleri ihmal ettiğinden gerçeğe ulaşma potansiyeli neredeyse imkansızdır. Ancak bu durum, kişiyi araştırma yükünden kurtardığı için cazip görünüyor.
2- Paradoksal anlayışa teslim olma. Bu tutum birbirinden farklı iki görüşü aynı derecede geçerli sayma anlayışını besler.
3-Geleneklere fazla güvenmek. Geleneğin hep doğru bilgi oluşturduğunu düşünen muhafazakar anlayışın yaygınlığı, dindarları da muhafazakarlığa itiyor. Geleneğin bu denli kutsanması, her yeniliğe karşı kuşkucu ve reddedici bir zihinsel tutum yaratıyor.
4- Düşünce hayatına anakronizmin hakim olması. Anakronizm, tarih, toplum ve zaman farkını ihmal ederek farklı zamanlarda yaşanan olayları aynı zamana getirerek yargılamaktır.
5-Kişilere ve otoritelere aşırı bağlılık. Bu tutum, hayatın diğer alanlarında olduğu gibi siyaset alanında da kendini göstermektedir. Siyasal liderler, tıpkı cemaat şeyhlerine dönüşmektedir.
6- Metne ya da olaya kendi görüşünü giydirmek. Bu durumda metnin ne dediğini anlama çabasından çok, kendi görüşünü metin üzerinden meşrulaştırma çabası öne çıkıyor. Bu çaba metnin ne söylediğini ikincil konuma düşürüyor.
7- Mezhep, parti, örgüt aidiyetlerini hakikatin belirleyicisi sanma. Bu tutum fanatikleşmeye yol açan en önemli faktördür. Eğer hakikatin tek ve meşru temsilcisi biz isek, farklı düşüncelere ihtiyacımız yok demektir.
8- Farklı düşünce üretenleri tekfir etme. Farklı düşünceleri doğru kabul etmediğiniz yerde, onu meşruiyet alanının dışına çıkarmak için en güçlü silah tekfirdir. Tekfir psikolojisi entelektüel terör faaliyetidir. Bu tutum sadece düşünceleri dışlamakla kalmaz, o düşünce sahibini fiziksel olarak ortadan kaldırmanın gerekliliğine varır. Ne yazık ki, insanların çoğu farklı fikirleri olan diğer kişilere karşı, İslam'ın temel değerlerine ters düşecek kadar hazımsız davranıyorlar. Eleştiriler analitik olmaktan ziyade sloganik, suçlayıcı ve indirgemeci zaaflarla dolu açıklamalar şeklinde ortaya çıkıyor.
9- Olaya değil de onu dile getiren kişiye yönelme. Bu tutum, olayın gerçekliğinin anlamanın önündeki en büyük engeldir. İdealleştirilen kişilerin yanlış yapmayacağı anlayışı, onların her söylediğini tevil etmeyle sonuçlanmaktadır.
10- Karşılaşılan olay karşısında yeteri araştırmayı yapmadan bir tarafın görüşlerini tartışılmaz gerçek olarak kabullenme.
11- Savunduğu konu hakkında yeterli entelektüel birikime sahip olmama. Bu tutum insanları yetersiz bilgi ile büyük bölümü yanlış olan genellemeler yapmasıyla sonuçlanmaktadır.
12- Bilgi ile ahlakın arasını ayırma. Bugün sorun İslam hakkında bilgi yetersizliği değildir. Sorun bilginin gerektirdiği ahlaki duruş konusunda yaşanan kararsızlık ve ihmaldir.
13- İslam ahlakını hayatı parçalayarak kullanma eğilimi. Unutulmaması gereken İslam ahlakının İslam’ın önemli parçalarından biri olduğu ve ancak İslam’ın bütünlüğü içinde bir anlam kazanacağıdır. Bugün Müslümanların en büyük yanılgısı, hayatı birbirinden bağımsız kompartımanlara ayırarak tanımlama eğilimidir.
14- Dini, insan ürünü olan milliyetçilik, sosyalizm, muhafazakarlık, liberalizm, ulusalcılık gibi ideolojilerin yorumlarına mahkum etmek. Bu anlayış dini ideolojileri besleyen bir aparata dönüştürüyor. Kuşkusuz bu tür anlayışların dine verdiği zarar, inançsızlardan çok daha fazla oluyor.
15- Ahlaki duyarlılığın örselenmesiyle içine düşülen pasifizm. Toplumsal hayatta, başına gelebilecek zorluklardan dolayı, bir tedbir olarak düşünülen 'Her doğru her yerde söylenmez' anlayışından 'doğru hiçbir yerde söylenmez' anlayışına evrilen bir konfor alanı oluşturuldu. Doğruyu söylememenin, adil şahitler olmamanın, gerçeği bile bile gizlemenin maliyetine katlandığımız sürece sorun yok. Ancak bu durum zamanla önemli bir zaafa dönüştü.
16- Kişilik özellikleri. Özellikle sanal aleme bir eleştiri ahlakı ve standardı getirmek zorunlu hale gelmiştir. Aslında bu sorun sadece sanal aleme özgü değildir. Bireylerin kendilerini görece denetimsiz hissettikleri yerde toplumsal hayatta sergiledikleri sahte ahlaki tutum ortadan kalkıyor. Bu durumda, muhatabın kullandığı kaba ve kışkırtıcı dile teslim olmamak, o dilin seviyesinin düştüğü yere gitmemek için uğraşmak ve bundan vazgeçmemek gerekir. Önerim entelektüel ve ahlaki dilin imkanlarını kullanmada özensiz davrananlara pirim tanımamaktır. Bir insanın bir görüşü benimsememesi ve eleştirmesi çok doğaldır. Doğal olmayan bunu yaparken ahlak sınırlarıyla kendini kayıtsız görmesidir. Bu kişiler, bilgilenmek yerine, sanal alemde kime sataşırım diye bulunuyorlar. Kendilerini geliştirecek cesaretleri yoktur. Edindikleri bilgilerin mutlaklığına inandıkları için fanatik bir taraftara dönüşüyorlar. Farklı bir düşünce ile karşılaştıklarında hemen bir ayet yazarak tekfir etmekten çekinmiyorlar. Ayet meallerinin neticede bir yorum içerdiği gerçeğini unutuyorlar. Ayetin evrenselliğini yorumun hatalı olma potansiyeline mahkum ediyorlar.
17-Taratarlık. Kendini dindar sayan kimselerin bir kısmı, insanın bulunduğu her ortamda olması muhtemel sorunlu ilişki biçimine itiraz edecekleri yerde, kullandığı dil ve ifade biçimi sorunlu da olsa, bunu dile getiren bir kişi veya kişileri linç etmeyi tercih ediyorlar. Anlaşılan o ki, bulundukları konumu ya da iktidarı ya da kaybetmemek pahasına en kutsal değerlerini çiğnemekten kaçınmayacak, her tür ahlaksızlığa göz yumacak bir kitle oluştu. Ahlaksızlığa ve bunun sosyal nedenlerine değil de, bunu dile getirene yoğunlaşarak linç etmek, doğru bir davranış biçimi değildir. Müslümanların en belirgin vasfı adil olmaktır. Üsluba ve genelleştirmeye hayır, ama söylenen olgunun gerçekliğine evet. Zaten adalet sevmediklerinize karşı göstereceğiniz tavırla ilgilidir. Bir sorunu dile getirenin, düşündüğünün, niyetinin, amaçlarının olumsuz olması gerçekliği ortadan kaldırmaz.
18- Müslümanların en önemli özelliği olan ahlaki üstünlüklerini kaybetmesi. Öyle görülüyor ki, Müslümanlar en dikkat etmeleri gereken şeyi kaybetmek üzere: Ahlak. Ahlak kaybedildikten sonra, evliliğin, ticaretin, ailenin, iktidarın yozlaşmaması mümkün mü?
19-Siyasal taraftarlık. Bir insanın muhalif veya iktidar olması doğru yerde durduğunu göstermez. İktidar olduğunda doğru yerde duran insanlar olduğu gibi, muhalifken yanlış yerde duranda olabilir. Tersi de doğru. "Bu adam muhalif o halde doğru yerde duruyor" diyemeyeceğimiz gibi "bu adam iktidar o halde doğru yerde duruyor" da diyemeyiz. Kişinin doğru yerde durduğunu belirlemek için evrensel değerlere ihtiyaç var. Vahiy bize onların ipuçlarını verir
20-Tartışmalarda muhatabını suçlamaya dönük zihin yapısı. İslam konusunda birbirinden farklı yorumlara sahip İki Müslüman birey bir konuda farklı düşündüklerinde biri diğerine, "Bu konuda yanılıyorsun, ben senden farklı düşünüyorum, bu noktada sana katılmıyorum" demek yerine şöyle diyor: "Biz mazlumlardan yanayız." Bu cümlenin örttüğü gerçek şu: "Siz zalimlerden yanasınız. Farklı düşüncelere tahammülsüzlüğün insanı getireceği eşik tekfir hastalığıdır.
21- Benliğini tümüyle bir cemaat, parti, mezhep, örgüt ve partiye bağlamak. Bireyler tüm benliğiyle bağlandığı yapıların doğru-yanlış ayırımı yapmadan eylemlerini desteklemek zorunda kalmaktadır. Hak ve adalet ölçütü ortadan kalkmakta, kişiler belirli ön kabullerin esiri haline gelmektedir. Bu durumdan kişiyi koruyacak olan eleştirel düşünce ve elinizde sağlam ölçütler olmasıdır. Kim doğruyu yaparsa onu destekler, yanlış yaparsa karşı çıkarsınız. Ancak insanların çoğu bir benimsediği ideoloji içinden size seslenirler. Bu durumda paradigma içi eleştiri mümkün değildir.
22- İktidar ya da muhaliflerin dillendirdi her söylemi peşin olarak doğru kabul etmek. Her iki tarafta böyle davrandığı için ortaya taraftarlık ya da karşıtlık çıkıyor. Kişi nerede bulunuyorsa kendi işine gelenleri kullanıyor, diğerlerini görmezden geliyor. Bu tavırların egemen olduğu yerde, bir partiye, örgüte, cemaate ait olanlar diğerini yok edilmesi gereken düşünce sahipleri olarak görüyor. Emeviler’den beri kurumsallaşan, Selçuklu ve Osmanlı Döneminde de devam eden muhalifi fiziksel ortadan kaldırmak çözümü hala siyasal kodlarımızın zeminini oluşturuyor. Farklılıkları zenginlik kabul edecek yerde yok edilecek düşmanlar olarak algılıyoruz. Böyle bir siyasal ortamda yapılacak olan, farklı düşünceleri ortak bir zeminde buluşturmaktır. Bu anlamda koalisyon düşüncesi öğreticidir. Taraftarlık ya da karşıtlık arasına sıkışan siyaset tartışma ve müzakere yerine kavgayı davet eder. Psikolojik hakikattir: Kişi sevmediğinin iyi yönlerini, sevdiğinin kötü yönlerini görmezden gelirmiş. Eleştiri veya sahiplenmede önemli olan doğruluk değil, görüşümüze ne kadar uygun olduğudur. Bu durumda sağlıklı yorum ve değerlendirme yapmanın imkanı yoktur.
23- Menfaatleri doğrultusunda ahlaki ilkeleri araçsallaştırmak. Ahlaki araçsallaştıranların bir parti, cemaat ve gruba bağlılığı kendi menfaatlerinin eşiğine kadardır. Onların tüm hayali hizmet değil, kendini bir yukarı aşamaya taşıyacak ilişkiler ağı oluşturmaktır. Allah rızası ve hizmet aşkı için çalıştıklarını ifade ederler. Oysa bütün değerlere bağlılığı hedeflediği amaca ulaşmasına hizmet etme kapasitesi ile orantılıdır. Dindarlığı da, vatanseverliği de, solculuğu da, milliyetçiliği de, Kemalizm’i de sahtedir.
24- Sürekli dış faktörleri öne çıkarıp iç faktörleri ihmal etmek. "Kur'an sosyolojisi ve İslami olarak bir sorunun analiz edilmesinde iç faktörlerin belirleyici, dış faktörlerin ise etkileyici olduğuna işaret ediyor. Bir sorun analiz edilirken sürekli dış faktörlere vurgu yapmak, iç faktörlerin etkisini görmezden gelmekle ve olayı yanlış temellendirmekle sonuçlanır.
Aziz Kur'an'da Uhud savaşını analiz eden ayetlerin hiç birinde savaşın kaybedilmesi hakkında dış faktörleri öne çıkarmaz. Ne düşmanın gücü, ne de Halid bin Velid'in askeri dehası savaşın kaybedilmesine neden gösterilir. Sorumlu doğrudan doğruya savaşan Müslüman grubun ganimet zaafında ve Hz. Peygamberi dinlememesinde aranır.
Bu analiz düşmanın planlarını, şeytani planlarını önemsemiyor değil, sadece başarısızlığın nedenini düşmanın gücü ve hileleri üzerinden analiz etmenin doğru bir yaklaşım olmayacağını gösteriyor.
Ülkemizin karşılaştığı sorunlarda genelde dış faktörler öne çıkarılarak yorum yapılıyor. İç ve dış düşmanlar deyimi çok kullanışlı bu anlamda.
Kürt sorununu da bu eksende değerlendirmek gerekir. Sürekli dış faktörleri öne çıkarma ki, bunların büyük bölümü gerçektir, sorunun çözümünde engelleyici bir rol oynamaktadır. Asıl eleştirilip analiz edilmesi gereken iç dinamiklerdir. Ama dış faktörleri gerekçe göstererek, bu eleştiri süreci sürekli erteleniyor. Böylece sorunun çözümünün başlayacağı yer eleştiri dışı tutuluyor.
25-İnanç ve eylem arasında uyumsuzluk. İslam'ın en doğru, en güzel ve en samimi şekilde yaşanması gerektiğini iddia ediyorsanız, iddia ettiğiniz şekilde yaşamak zorundasınız. Kimse sizden etkilenmiyorsa, asıl sorunun bu olduğunu düşünün. Savunulan değerlere uygun bir yaşam sürmemek önemli bir sorun alanıdır. Herkesle tartışmamak, insanların kalplerini kırmamak, fakirlere yukarıdan bakmamak, yoksulu yoldaş edinmek gerekir. Bunu yapamadığımız zaman başkasını İslami yaşamıyor diye suçlamak doğru bir yaklaşım değildir. Sizden kimse etkilemiyorsa, temsil iddiasında olduğunuz değerleriniz pratiğe dönüşmüyorsa, kimse sizden etkilemeyip yanlışlarını düzeltmiyorsa, başkasını suçlamak yerine özeleştiri yapmanın zamanı gelmiştir
Yorumlar
0