Necip Fazıl ve Nurettin Topçu Üzerine
Necip Fazıl ve Nurettin Topçu, muhafazakar milliyetçi İslamcılığın önemli isimlerindendir. Kuşku yok ki, düşünce adamlarını bir ideolojinin içine hapsetmek kolay görünmüyor. Öyle ki, ele aldığımız düşünürün bazı yönlerden milliyetçi, bazı yönlerden muhafazakar, bazı yönlerden de İslamcı olduğunu gözlemleyebiliriz. Bu bir taraftan Türkiye’de İslamcılığın bağımsız bir düşünce hareketinden çok sentezci bir anlayışla temsil edilmesinden, öte yandan milliyetçilik ve muhafazakarlığın her düşüncenin içine sızan akışkanlık özelliğinden dolayıdır.
İslamcı milliyetçi ya da muhafazakar bir geçmişten gelen insanların uğrak yeri olmuştur Necip Fazıl ve Nurettin Topçu. Gençliğimde, düşünceden çok eylemi önemsediğim zamanlarda, özellikle Erzurum'da üniversite yıllarımda Necip Fazıl'a daha yakındım. Ancak bir bahar günü Cumhuriyet caddesinde gezerken, cadde üzerine satılmak için sergilenen dergiler gördüm. Nurettin Topçu'nun Hareket dergileriydi onlar. Alabildiğim kadarını almış, daha sonra İstanbul'da Dergah yayınlarına uğrayarak, var olan eksik ciltleri de tamamlamıştım. İslam düşüncesine daha derinden bakmaya başladığım ilerleyen zamanlarda ise Nurettin Topçu ismi giderek öne çıktı. Kuşkusuz Nurettin Topçu felsefi ve entelektüel derinlik bakımından çok daha önemli bir kişiydi benim için. Necip Fazıl'ın en üstün yanı şairliğiydi ki, halen de öyle. Ama bir düşünür olarak Nurettin Topçu onunla kıyaslanamayacak derece çok daha üst düzeydedir. Ancak zaman ilerledikçe bu iki düşünür arasındaki büyük farklara karşın, ikisinin de önemli zaafları olduğuna tanıklık ettim. Örneğin birbirinden farklı olmalarına karşın ikisi de milliyetçi ve otoriter devlet taraftarı idiler. Ayrıca ikisi de demokrasi karşıtı bir nokta da duruyorlardı. İkisinin de İslami anlayışı tasavvuf kökenliydi.
Bir dönem yazdığı eserlerle ve aksiyoner tavrıyla ön plana çıkan Necip Fazıl'ın ne yazık ki, İslami birikimi yeterli değildi. Belki de bundan dolayı İslami alanda tercüme eserler okumaya karşıydı. Hatta “ne okuyalım üstat” şeklinde bir soruya "tercüme okumayın da ne okursanız okuyun" şeklinde cevap vermiştir. Sadece Rahmetli Hamidullah'ı değil, Mevdudi, Seyyid Kutub gibi düşünürleri de sevmezdi. Necip Fazıl'ın endişesinin iki nedeni olabilir. İlki, Türk düşüncesini diğer düşüncelerden daha üstün görmesi, ikincisi ise Türk düşüncesini diğer İslami anlayışlardan koruma isteği. Necip Fazıl, Türk merkezli bir İslam anlayışına sahipti. Bu tutumu onu diğer İslam havzalarında ortaya çıkan yeni düşüncelere tavır almaya itmişti. Muhammed Hamidullah, Mevdudi ve Seyyid Kutub'a karşı olan olumsuz tutumunun altında bir anlamda Türk merkezli bir İslam anlayışı oluşturma düşüncesi yer alıyordu.
Nurettin Topçu’da Oğuz Türklüğünü ve İslam dinini temele alan bir milliyetçilik anlayışına ve 1071 yılını temel alan bir tarih anlayışına sahipti.
Necip Fazıl’ın tercüme eserlere olan karşıtlığı Türk düşüncesini engelleyici bir rol oynamıştır. Oysa Eski Yunandan beri bütün büyük medeniyetler tercüme faaliyetleri sonucunda ortaya çıkmıştır.Ne yazık ki, bütün samimiyetine ve iyi niyetine rağmen O, belki de ruhunu saran egosu nedeniyle, İslam düşüncesinin gelişmesini engelleyen bir konumda bulunmuştur.
Necip Fazıl, sadece Türkiye dışı İslamcılığa değil, Türkiye içinde gelişen İslamcılığa da mesafeli hatta karşıdır. Bu yüzden olsa gerek, Mehmet Akif ve Said Halim Paşa gibi İslamcılara da karşıdır. Belki de bunda bu isimlerin kendisinin çok sevdiği, hatta tarih anlayışının en tepesine ideal bir figür olarak yerleştirdiği II. Abdülhamid'e muhaliflikleri ön plandadır. Oysa Nurettin Toğçu, Mehmet Akif’i “Millet Mistikleri”inden sayar ve mücadelesine büyük saygı duyar.
Politik açıdan bakıldığında Necip Fazıl, sağ muhafazakar ve İslamcı siyasetin içinde aktif biridir. Desteklediği siyasal anlayış içinde baskın bir rol isteyen Necip Fazıl sürekli parti değiştiren bir konumdadır. Nurettin Topçu ise siyasete sürekli bir mesafe içinde olmuştur. Onun " İslam'ı sömüren siyaset" adlı makalesi ise niçin İslamcı siyasete mesafeli olduğunu anlatır. Nurettin Topçu ve Necip Fazıl',ın ikisi de Türk modernleşmesine mesafeli hatta muhaliftir. Necip Fazıl'ın CHP karşıtlığı daha popüler bir çizgi izlerken Nurettin Topçu'nun izlediği çizgi daha felsefi ve derindir.
Kuşkusuz büyük bir şair olan Necip Fazıl'ın en büyük özelliği Türkiye merkezli bir İslam hayal etmesidir. Necip millet kavramsallaştırması onu muhafazakarlaştırdı Bugünkü haliyle Necip Fazıl, Türk İslam sentezinin ve milliyetçi muhafazakarlığın önderi durumundadır. İslami ihyacılık hareketinin ondan yararlanacağı bir şey yoktur. Ayrıca "İdeologya Örgüsü "adlı eserinde öngördüğü yönetim modeli merkezi, güvenlikçi ve otoriterdir.
Nurettin Topçu ve Necip Fazıl’ın ikisi de İslam'ı tasavvufi form içinde algılayan iki sıra dışı yazar. Necip Fazıl'ın tasavvufi anlayışı halk tasavvufuna daha yatkınken, Nurettin Topçu tasavvufa felsefi bir derinlik kazandırmıştır. Nurettin Topçu’nun Blondel’den aldığı “hareket” düşüncesiyle harmanladığı tasavvuf ahlakı Necip Fazıl ile kıyaslanmayacak düzeyde yüksek seviyededir. Ayrıca sistemleştirdiği İsyan Ahlakı kavramsallaştırması da Necip Fazıl’a göre çok daha derin bir anlayışı dile getirmektedir.
Necip Fazıl'ı öne çıkaran, Türk modernleşmesinin ateizme varan laiklik uygulamalarıydı. Kuşku yok ki, Necip Fazıl'ı değerlendirilen yaşadığı dönemin tarihsel koşullarını ıskalamamak gerekir. Her düşünür yaşadığı tarihin ürünüdür bir anlamda.
İki düşünürde yaşadıkları dönemin kültürel ortamından şikayetçidir. "Nurettin Topçu, arkadaş çevresinden şikâyetçiydi. "Bazı arkadaşlarımızın önüne merdiven koyuyoruz yükselsinler, yukarılara çıksınlar diye; ama onlar yukarıya çıktıklarında arkalarından başkası gelmesin diye merdiveni de çekip alıyorlar. Kaderin cilvesi, sonra kendileri de merdivenle inmekyerine aşağıya düşüyorlar" diye dertlenirdi." (Mahmut Bıyıklı; Yaşayan Hatıralar, Abdullah Işıklar ile Söyleşiden, okur kitaplığı)
Necip Fazıl’ın siyasal polemiklerinin de, mesela Nurettin Topçu ile karşılaştırıldığında son derece popülist olduğu görülür. Nurettin Topçu’nun entelektüel derinliği onda yoktur.
12 Eylül öncesinin çatışmacı ve popülist siyasal dili, felsefi derinliği olan Nurettin Topçu’yu değil, popülist dini bir dil kullanan Necip Fazıl'ı öne çıkardı. Necip Fazıl hiç şüphesiz iyi bir şair ve kendini İslam’a adamış bir kişiydi, ancak bütün iyi niyetine rağmen önemli zararları da olmuştur:
1- İslam düşüncesini Türk milliyetçiliği içinde muhafazakarlaştırmıştır.
2- İslamı tasavvufi bir form içinde sunmuştur.
3- Hadis bilgisi yetersiz olduğundan yerli yersiz rivayetleri aktarmıştır.
4- Tercüme konusundaki olumsuz tavrıyla Türkiye'yi uzun süre Türkiye dışında üretilen külliyattan uzak tutmuştur.
Bütün bu değerlendirmelerin ardından söylenmesi gereken, eleştiri yaparken toptancı düşüncenin zaaflarından korunmak olmalıdır. Toptancı değerlendirmelerin en büyük zaafı, aşırı genellemeci tutumudur. Bundan dolayı bir yazarı değerlendirilen bir özelliğini öne çıkararak diğerlerini görmezden gelmek hatalıdır. Daha da kötüsü yaptığımız değerlendirmeyi iman noktasına taşıyıp yargılamamızdır. Kuşkusuz her aydın ve yazar kendi çağının çocuğudur. Yaşadığı dönemin koşulları dikkate alınmadan yapılacak değerlendirme eksiktir. Necip Fazıl ve Nurettin Topçu Türkiye'de Tek Parti Dönemini yaşamış bir neslin temsilcileridir. Eserlerinde bu dönemde yaşananların etkisi açıkça görülür.
Öte yandan Müslümanlık konusuna çok özcü yaklaşıyoruz. Çünkü müslüman hata ya da hiç günah işlemeyen birisi değildir. Kişi İslam'ın temel inanç sistemini koruduğu sürece, işlediği günahlar onu İslam’ın dışına çıkarmaz. Aksi durumda Tevbe eylemi işlevsel olmaktan çıkar. Bir insan İslam karşıtlığını açıkça söylemediği müddetçe tekfir edilmesi sorunludur. İmanın derecesini taktir etmek bizim görevimiz değildir. Kaldı ki bir insanın ibadetlerini yerine getirmesi de onun müslüman olduğunu göstermeyebilir. Nitekim münafıklar ibadetlerine çok dikkat eder, açığa çıkmamak için çabalarlardı. Kişinin imanını yargılamak için kalplerde olanı bilmek gerekir ki, o seviye bize verilmiş bir özellik değildir. Dahası böyle bir davranıştan uzak durmamız öğütlenmiştir.
Düşünce farklılıklarını iman noktaya taşımak, düşünce özgürlüğünün en büyük düşmanı olan tekfir eyleminin önünü açar. Bu yüzden eleştirel düşünceyi sonuna dek savunurken, aynı şekilde farklı düşünleri tekfir eden düşünceden de sonuna dek uzak duracağız.
Yorumlar
0