MODERN HAYAT VE AHLAK

           Modern hayatın çerçevesini büyük ölçüde tüketim kültürü belirlemektedir. Bu durum insanın tutum ve eylemlerini kısaca insan hayatını geniş ölçüde etkilemektedir. Dolayısıyla hiçbir insan kendini modernliğin dışına atamaz. Dolayısıyla yoğunlaşmamız gereken modernliğin tüketim kültürüne karşı nasıl bir yaklaşım göstereceğimizdir.   

"Çok isteyen fakirdir" der irfan ehli. Kuşku yok ki, haklılar. Çünkü isteklerin sonu yoktur. İnsanın her istediğine ulaşması ise mümkün değildir. Bu bakımdan sürekli isteyen, daima yoksunluk içinde olacaktır. Modern kültür insanı sürekli bir yoksunluk içinde yaşamasını sağlar. Bu yüzden tüketim alışkanlığı alabildiğine kışkırtılır.

            Modern hayata karşı direniş odağı olması gereken cemaat yapılanması, insanı,  başka bir sorunun eşiğine getirmektedir. Kendini bir parti, grup, ve cemaat içine hapsedenlerin, hakikati yalnızca içinde bulunduğu grubun temsil ettiğine inananların varacağı menzil kaybedenlerin mekanı olacaktır. Modernlikten bireyci ve çıkarcı zihniyet dünyasından ve tüketim kültüründen kaçarken kapalı yapıların insanı yutan psikolojisi içine hapsolmamak gerekir.

            Menfaatinin ve nefsinin üzerinde aşkın bir ilkesi olmayan insanların ahlaklı bir hayat yaşamasına imkan yoktur. Bu yüzden nefsini ilah edinmek konusunda insan uyarılmıştır.

            Her eylemini Allah'ın rızasını gözeterek yapan insan nefsinin ve menfaatinin esiri olmaktan kurtulma imkanına kavuşur. Bu imkan ancak hayata anlam katan aşkın bir ilkenin varlığına bağlıdır.

            Modern hayat, insanı çıkarcı ve bencil olmaya zorlar. Tüketim kültürü sürekli nefsi kışkırtır. Bu duruma ancak ahlaklı insanlar direnebilir. Kuşku yok ki, nefsin kışkırtılmasına direnmek çok kolay değildir.

            Modern hayatın bir diğer önemli özelliği bireycilik ve çıkarcılıktır. Çıkarcı insanın dostluğu menfaati sona erinceye kadardır. Çıkarcı, menfaatine hizmet etme ihtimali olanlara değer verir. Onun ölçütü ahlak kuralları değil, çıkarlarıdır. Bu anlamda o egoist ve pragmatist ahlakın bileşimini temsil eder.

            Her ilişkisini çıkar üzerine kuran insanların çevreleri geniştir; ancak dostları yok denecek kadar azdır. Çünkü dostluk çıkarsız bir ilişki biçimidir. Dost, nasıl yardımcı olacağını düşünür; çıkarcı ise nasıl yararlanacağını. Çıkarcının menfaati sona erdiğinde dostluğu da biter. İhsan Fazlıoğlu’nun dediği gibi, “İlişkilerini, 'ilke'lerine göre değil de ‘getiri'lerine göre örgütleyen kişi, her şeyi 'ederi' ile görür 'değeri' ile değil. Böyle bir ilişkinin 'hukuk'u yoktur; dolayısıyla ahlâkı...”

            Hz. Peygamberin ahlakını modern paradigma ile anlamanın imkanı yoktur. Çünkü O’nun şu sözleri ancak üst ahlak sahibi bir insanın söyleyebileceği sözlerdir: "Benden korkmana gerek yok; Ben kral değilim Kureyşli kuru ekmek yiyen bir kadının oğluyum.”

            Modern hayatın nefsi en çok kışkırtan alanlarından biri de iktidar sahibi olmaktır. Ancak siyasal iktidar sahiplerini nefsini ilah edinmekten üstün bir ahlaka sahip olmaları kurtarabilir. Aliya’nın yaklaşımı bu yönden örnek alınmalıdır. " Sizlere hitap etmeden önce, bu duvarda asılı şahsıma ait resimlerin benim rızan olmadan oraya konulduklarını söylemek isterim, verilecek ilk arada resimlerinin oradan kaldırılmasını rica ediyorum. Bursa söz konusu olan sahte bir mütevazilik değil, en basitiyle, bu tür şeyler bizim adetlerimiz değil. Bu konuda hemfikir olduğumuzu zannediyorum." (1)

                Modern hayatın insanı doğadan topraktan koparması da önemli bir sorun alanıdır. Evde doğa ile tek bağı olan çiçeğin bile sahte olması, çocuğun sevgisiz ve hayatın gerçeklerine duyarsız büyümesine yol açıyor. Çünkü plastik çiçekler solmuyor, ölmüyor. Bu durum çocuğun hayat algısını zedeliyor ve ölüm duygusundan uzaklaştırıyor. Ölümden uzaklaşan hayattan da uzaklaşır. Ortaya hiçbir şeyin sona etmeyeceğine inanan doyumsuz gençler çıkıyor. Çünkü onlar sahici bir çiçeğe bile dokunmaktan mahrum büyüyorlar.

 

  1. Aliya İzzetbegoviç, SDA Toplantısındaki Konuşma, Saraybosna, 35.03. 1994

 

Paylaş