İktidar Entelektüel İlişkisine Dair Sorular
Bir siyasal iktidarın entelektüel ve aydınlarla olan ilişkisini doğru analiz edebilmemiz için bazı soruları sormamız gerekmektedir.
1- İktidar, her halükarda kötüdür. Bu yüzden entelektüel mutlaka iktidarın karşısında yer almalıdır. Bu önerme zorunlu olarak doğru mudur?
2- İktidar aygıtı diğer alanlarda olduğu gibi iyilik ve kötülüğe açıktır bu yüzden entelektüel zorunlu olarak iktidar karşıtı olarak tanımlanabilir mi?
3- İktidar adil ise entelektüel muhalif olma tutkusuyla ona da muhalif mi olmalıdır?
4- Bir entelektüel kendi savunduğu ideoloji iktidara geldiğinde yine muhalif mi kalacaktır?
5- Entelektüel siyasi ve ahlaki anlamda mutlaka iyi tarafta mı durur?
6- Faşizmin ve komünizmin entelektüeli olamaz mı?
7- Entelektüeli tanımlayan ölçüt iktidar karşısında aldığı tutum mu, yoksa adalet ve ahlaki ilkelere bağlılığı mıdır?
Alim, aydın, entelektüeller ile siyasi iktidarların arası tarih boyunca sorunlu olmuştur. Alimin siyasal iktidar ile ilişkisi mutlak anlamda yanlış değildir. Yanlış olan, siyasal iktidarın alimin toplum üzerindeki ilmi otoritesinden yararlanarak hukuk dışı siyasal uygulamalarını meşrulaştırmasıdır. Alim, bu arayışa teslim olmamalı, hakikati arayan biri olarak, uyarıcı ve yol gösterici bir noktada durmalıdır.
Öyle görülüyor ki, tarih boyunca siyasal iktidarlar kendi politikalarını meşrulaştıracak alim bulma konusunda sıkıntı çekmemişlerdir. Bunun en büyük nedeni siyasal iktidarın sunduğu imkânlardan yararlanmanın çekiciliğidir. Çoğu kez alimler bu imkandan yararlanmak için gönüllü olmuşlardır.
Ebu Hanife, bir alimin siyasal iktidar ve güç odakları karşısında nerede durmak gerektiği konusunda eşsiz bir örneklik oluşturur. O nedenle, alimin siyasal iktidarla ilişkisinin nasıl olması gerektiği konusunda Ebu Hanife’nin tavrı herkes için yol gösterici olmalıdır.
Düşüncenin, ahlakın içeriğin değil biçimin, formun, görünüşün egemen olduğu bir toplumda, görünüş üzerinden kendini ifade etme davranışı yaygındır. Görünüşün, sembollerin, biçimin egemen olduğu bir toplumda, insanlar sakal bırakmanın veya yakasına Atatürk posteri takmanın kendini konumlandırdığı yerin avantajlarını kullanıyorlar. Bu davranış tipinin ikisi de formel, ikisi de şekilci, ikisi de içerikten yoksun, ikisi de bağlı bulunduğu değerleri araçsallaştırarak istismar ediyor. Sanıldığının aksine Atatürkçülüğün istismarı dindarlara rahmet okutacak düzeydedir. Sol Kemalistlere yıllardır Atatürk'ten aktardıkları bir slogan yetmiştir. Bu kitle başka bir şeye ihtiyaç duymaksızın slogan ile kolayca yönlendirilebildi. Zihinsel tembelliğe alışmış böyle bir kitlenin toplumu kucaklayacak bir siyaset üretmesi mümkün değildir.
Öte yandan sağ muhafazakarlar da bir kaç dini slogan aktarmak ve bu sloganlar üzerinden siyaset üretmek toplumu mobilize etmek için yeterlidir. Böylece gerçek siyaset üretmeyen iki topluluk değerler üzerinden yarışıyor. Toplumsal değerlere daha yakın duran sağ muhafazakar partiler uzun yıllardır kazanmaya devam ettiler.
Milliyetçilere gelince, onlar entelektüel bakımdan söz konusu iki kesimin de gerisindedir. Bu yüzden milliyetçi kesimin sloganlar üzerinden yönlendirilmesi çok daha kolaydır.
Sivil ulemanın siyasal iktidarla sorunlu ilişkisinin ilk uygulaması, Ebu Hanife'nin öğrencilerinden Ebu Yusuf'un devlette resmi görev kabul etmesiyle ortaya çıkmıştır. Ebu Yusuf, Ebu Hanife'nin aksine siyasal iktidarın isteğini kabul etmiştir. Bu ulema - iktidar ilişkileri açısından olumsuz bir kırılma noktasıdır. Diyanet İşleri Başkanlığı da aslında, tarihsel süreç içinde, Ebu Yusuf'un tercihinin kurumlaşmasının bir sonucudur.
Ebu Hanife ise siyasal iktidarla asla bu tür bir ilişkiye girmemiştir. Ali Şeriati’nin deyimiyle "Ebu Hanife, İslam imparatorluğunun baş kadılık teklifini kabul etmediği için kırbaç yiyordu. O, halifenin üstünde bir otorite olması gereken ilmi, halifenin emrine vermemek için bu görevi geri çeviriyordu. Zira ilmin doğal mevkii buydu. Eğer bazı kimseler gücün hizmetine girmiş ve ona yakın olmuşlarsa ilmi makama ve sosyal rollerine ilgisiz kalmaları sebebiyle kirli meslek hainleri, zalim hizmetçiler; dini dünya, ilmi cehalet karşılığında satan tüccarlar olarak adlandırılmayı hak etmişlerdir!"
Yorumlar
0