Şehirlerimiz Köyleşti mi?
Cumhuriyet döneminin en önemli projesi “Türk Milleti”ni! Batılı anlamda modernleştirmektir. Bunu yapabilmenin en kestirme yolu, kırsalda yani köylerde dağınık halde bulunan halkı şehir merkezlerinde toplamaktı. Şehirlerde toplanan halka kolayca ulaşılacak, kalabalık arasında moda tabir ile söyleyecek olursak “Mahalle baskısı”ndan kurtulan fertler kolayca modernleştirilecekti. Bu proje büyük bir iştiyakla uygulandı. Gerçekten de genç Türkiye Cumhuriyeti’nde Batı’da yüzlerce yıl alan şehirleşme süreci elli, atmış yılda tamamlandı. Artık ülkemizde nüfusun büyük bir çoğunluğu şehirlerde hatta metropollerde yaşıyor.
Ancak bu proje beklenmedik bir sonucun ortaya çıkmasına neden oldu. İnsanların köylerden şehirlere göç etmesi, şehirli olmasına yetmedi. Tam aksine şehirlilerin köylüleşmesine kapı araladı. Ben beklenmedik diyorum ama belki de asıl planlanan buydu. Çünkü şehirli Müslüman ahalinin modernleştirilmesi zor olacaktı.
Şehirler, yıllarca sürdürülmüş ortak bir toplumsal hayatın sonunda ortaya çıkmış yerleşim mekanlarıdır. Şehirler iktisadi, sınayi, ticari, içtimai, harsi (kültürel) ve siyasi bakımdan köyden çok farklı bir hayatın sürdürüldüğü mekanlardır. Sözünü ettiğimiz ilişki biçimleri şehirlerde kendine has bir anlayışın ortaya çıkmasına neden olmuştur. Şehirlilik, göçebelik ve köylülükle kıyaslandığında çok daha medeni bir hayat tarzıdır. Şehirde yetişen fertler, burada bulunan ortak kültürün etkisiyle daha medeni bir kişilik kazanırlar. Şehir hayatının zorunlu neticesi olarak ortaya çıkan edebiyat, sanat, musiki ve mimari gibi değerler insanları farklı bir kişiliğe doğru evirirler. Bu kişilik kaba, ve bedevi bir hayata izin vermez.
Ancak köylerden şehirlere doğru başlatılan göç dalgası ile birlikte hesapta olmayan bir durum ortaya çıktı. Kitleler halinde şehre göçen köylüler, beraberlerinde köylülüklerini de şehre taşıdılar. Bu durum şehirlerde bulunan insicamı (uyumu) bozdu. Şehirli hayatı ve ahlakı, yerini ne köylü ne de şehirli denebilecek bir hayata ve ahlaka bıraktı.
Kastettiğim şeyin tam olarak anlaşılabilmesi için modernlik öncesi İstanbul’da yaşayan zarif insanlar ile şimdilerde yaşayanların karşılaştırılması yeterlidir.
Şunu hemen ifade etmek isterim ki, bazıları bu söylediklerimi yanlış anlayarak modern hayat tarzının şehirlilik olduğu zehabına kapılabilirler. Halk arasında sosyete olarak isimlendirilen sonradan görme insanların şehirde sürdürdükleri yozlaşmış hayatın şehirlilik ile bir ilgisinin bulunmadığını hassaten belirtmek isterim. Benim köylülük dediğim durum, tam da bizim aydınlarımız arasında “Modern ve kentli!” olarak isimlendirilen insanların hayat tarzıdır.
Bir nesil önce şehre göç etmiş, kısa zamanda para kazanmış ve bir üst gelir grubunun oturduğu semtlere taşınmış göçmenlerin hayat tarzı, eğlence biçimleri ve nezaketsizlikleri halk arasındaki tabir ile “Sonradan görme”likleri şehirlerimizin köyleştiğinin alameti farikasıdır.
Argo ve küfür rekortmeni “Recep İvedik” filminin şehirlerimizde hasılat rekorları kırması sözünü ettiğimiz durumu ifade etmesi bakımından iyi bir örnektir.
Ülkenin modernleştirilmesi projesi, hesapta olmayan bir problemi önümüze koymuş, şehirlileşmeye doğru gerçekleşmesi gereken ilerleme tam tersi istikamette evrilerek şehirlerimizin köyleşmesiyle neticelenmiştir. Şimdi şehirlerimizin büyük çoğunluğu nüfusu milyonları bulan koca bir köy görüntüsü vermektedir. Güzelim şehir kültürü ve nezaketi ise tarihe karışmıştır.
Eski İstanbul beyefendileri ve hanım efendileri yerlerini şehir magandalarına ve kokanalarına bırakmış bulunmaktadır. Şimdi çocuklarımız şehirde yaşayan bedeviler yüzünden bayramlarda el öpmek ve şeker toplamak için sokağa bile çıkamıyor.
Yorumlar
2