metrika yandex
  • $32.2
  • 34.91
  • GA18100

Haberler / Yorum - Analiz

Tüketim Toplumu ve Kent | Mücahid Sağman

21.09.2023

 

Dünyamız uzunca bir süredir nesnelerin özne olarak konumlandığı süreçlerden geçiyor ve her alanda özne olan eşyalar en çok alışkanlıklarımızı kuşatıyor. Sanayi devrimi ile başlayan süreç insanlığın üretime dayanan yeni bir dünya inşa etmesi sonucunu doğurmuştu. İnsanlar köylerden kentlere göç edip bu üretim mekanizmasının parçası olmaya gönüllü oldular. Kent, bir mekan olmaktan ziyade bir yaşam biçimidir. Kendine özgü iletişim ağı sağlar. Kentte sizi güçlü kılan şey taşradan farklı olarak 'cemaat' mensubiyeti değil bireysel bilgi ve becerilerinizdir. Bu sizi birey kılan temel saiktir. İşte toplum bu bireylerin toplamıdır. Modern toplum üretim mekanizmalarının altında yaklaşık 200 yıl organize oldu. I. Dünya savaşına kadar bir şekilde devam eden bu süreç dünyanın yaşadığı bu buhranda büyük yara almış ve ciddi manada sekteye uğramıştır. Daha sonra 1929 büyük ekonomik bunalımı ve ardından 2. Dünya savaşı toplumun zihinsel yaşamında ciddi bir döngüye neden olmuş ve birçok alışkanlığın temelli değişmesine neden olmuştur. 'Toplum' artık üretimin değil 'tüketim' kalıplarının nesnesi haline gelmeye başlamıştır. Bütün toplumlar her zaman zorunlu harcamalar ötesinde har vurup harman savurmuş, harcamış ve tüketmiştir. Çünkü toplumda birey gibi sadece var olmadığını, ama yaşadığını aşırı, gereğinden fazla bir tüketimde hisseder.[1]

Tüketim toplumunun tüketim alışkanlıklarını kendinden öncekilerden farklı kılan şey tüketimin bütün belirleyicilerin otoritesini sarsarak kendine yer edinmesidir. Özellikle 1970'lerden sonra kendini ciddi manada hissettiren bu süreç, modern argümanlara saldırarak otoriter bir tahakküm kurmuştur. Modernizmin üreten, emek veren kahramanlarının yerini tüketen, tükettiği için haz alan ve mutlu olan tüketim kahramanları almıştır.[2] Reklam motiflerinde tarlada çalışan ve emek verdiği mahsulün zorluğu yüzüne yansıyan çiftçi yerine, alışveriş merkezine ailecek giden ve doğal olarak kollektif bir tüketim süreci yaşayan ve bunun mutluluğu yüzüne vuran iyi giyimli, saçları yapılı, vücut ölçüleri bir şekilde giydiği elbiseyi güzel gösteren tüketici bireylerle dolmaktadır. Modernizmin kadın bedeni üzerine kurduğu 'güzelleştirici' tahakküm ister baba figürü üzerinden olsun ister eş, erkek bedenine ve en nihayetinde çocuk bedenine de sirayet etmekte. Çalışma, eğlence, doğa, kültür; eskiden gerçek yaşamda arkaik ve anarşik kentlerimizde dağınık olan ve sıkıntı ile karmaşıklık yaratan bütün bunlar, kopuk ve birbirine indirgenemez bütün bu etkinlikler; bunların hepsi en sonunda kesintisiz alışveriş gezisinde birleşti, iklimlendirildi, türdeşleşti tüm bunlar modanın aynı çift cinsiyetli ambiyansı içinde cinselliğini yitirdi.[3] Yüzüne fondöten süren kadının aslında kapattığı şey emeğin izleri olmalı çünkü ona o güzel yemekleri yaptıran maharetten ziyade hepsi bir bütünsellik sunan mutfak eşyalarıdır. Ve ancak kusursuz ve mutlu görünmek tüketiciyi teşvik edecektir. Ve bunlardan daha da önemlisi tüketim dünyasında kadını kadın yapan temel şey mahareti değil cinsel cazibesidir. Özellikle Madonna 1980lerden sonra bir 'seks ikon'u olarak kadın bedeninin tüketim kalıpları içerisine sokulmasına öncülük yaptı. Albüm kapakları ve klipleri tamamıyla pornografik öğelerle bezendi. Reklamcılık dünyası burada şehveti pazarlıyordu. Aslında yapılmak istenen Madonna'yı bayağı bir pazarlama ürünü haline getirmek değildi. Profesyonellik ve gösterişli bir yaşam biçiminin aslında anlatma istediği, postmodern eğlence dünyasına geçişin, bu kültürel değişim sürecinin altını çizmek, bedenin kültürel alanda sağlanmış bağımsızlığını ve bedenin sahibinin bir objesi olmasının doğallığını vurgulamaktı.[4] Makyaj Baudrillard'a göre, yüzü geçersiz kılmanın bir yoludur; daha güzel gözlerle gözler geçersiz kalır, daha kusursuz dudaklarla dudak ortadan kaldırılır. Baudelaire'in sözünü ettiği “insanoğlunun ilahi bir varlığa benzemesine yol açan soyut bütünlük”, “doğaüstü ve aşırı” olan bu hayat, her tür ifadeyi geçersiz kılan şu yapay ve yalın çizginin sonucudur. Yapaylık özneyi kendi varlığı içinde yabancılaştırmaz; onu, gizemli bir şekilde bozar.[5] Aynı şekilde erkek figürü, Hollywood yıldızlarının imajlarının arkasına gizlenen 'tanrısal' karakterlerle bezendirildi. Lüks arabalara binen, güçlü ve her şeyi satın alabilme potansiyeline sahip…

Tüm bu süreç bize tüketimin başlıca bir tüketme eylemi olmadığını anlatıyor. Aynı zamanda tüketim insanların yaşadıkları topluma katılmak, bu toplumun bir parçası olarak kendi insani kapasitelerini geliştirmek üzere giriştikleri, çalışma hayatının dışında kalan faaliyetler olarak tanımlanıyor.[6] O halde tüketimin yeri günlük yaşamdır. Günlük yaşam yalnızca günlük olayların ve hareketlerin toplamı değil ya da sıradanlığın ve yinelemenin boyutu değil bir yorumlama sistemidir. Tüketimi sadece eşyalar üzerinden tanımlama çabasının yanlışlığı da burada devreye girer. Tüketilen şey bir eşya değil, hem o eşyanın soyut anlamda karşılık geldiği imaj hem de tüketimin siz de yarattığı duygu ve aynı zamanda sizi taşıdığı sınıfsal kategoridir. Örneğin lüks bir araba hız yapmanın verdiği 'haz'zı yaşatır, toplumsal olarak sınıf atlamanızı sağlar, az sayıda kişinin yapabileceği bir şey olduğundan sizi ayrıcalıklı ve özel kılar, dış dünyanın seslerine karşı iyi bir yalıtımla zihninizi korunaklı kılabilir ve emsalsiz bir konfor sağlar. Veblen, gösterişçi tüketim biçimlerinde gösteriş alanları iki ayrı bölümden bahseder: “gösterişçi boş zaman” ve “gösterişçi tüketim” alanları. Bu alanlarda, statü gösterme biçimleri, çalışma durumu, toplumsal katmanlar, toplum tipleri, zenginliğin temeli, tüketim nesnelerinin değişimi ve beğeni kriterlerini belirleyen ölçütler gösterişçi alanlarda birbirlerinden farklılık göstermektedirler. Belirli koşullarla beraber, gösterişçi boş zaman zenginliğin ve statünün gösterilmesinin en etkili yolu olarak görülmüştür. Tüketim, bütün ihtiyaçları sahip olma ihtiyacına indirgediği ölçüde insan ihtiyaçlarını ve insanlığımızı türdeşleştirir ve yoksullaştırır.[7]

Çevre ve Tüketim

Kent tüketimin harikulade mabedidir. Özellikle 1970'lerden sonraki kent tasarımı tüketimi sistematize etmenin temel mantığını kavradı. Kent, tüketimin eğlence ile buluşmasını sağlayarak onu süre giden bir alışkanlık haline getirdi. Özellikle alıveriş merkezleri sizin hem ihtiyacınızı karşılama hem eğlenme hem de en nihayetinde mutlu olma ihtiyacınızı karşılayarak sizi fiziki dünyayla karşılaşmaktan alıkoyar. Gösteri, kentin bizzat kendisi olarak bile, kentsel yaşam için her zaman temel bir konuydu; politik meşruluğun inşasında ve toplumsal denetimde önemli bir rol oynamıştır.[8] Bireyi görünür ve haliyle denetlenebilir kılan şey gösteri alanında (bulvarlar, kent meydanları, alışveriş merkezleri, panayırlar vs.) takındığı maskedir. Tükettiğinizde denetim altında ve 'iktidar'ın sağladığı güvenli alanın içerisinde huzur bulabilirsiniz. Çünkü 'tüketen' cemaat her bir bireyini güvenlikli alanda tutma vaadi vermiştir. Sürekli güvende ve mutlu olma isteği karnavalın sürekliliğine bağlıdır.

Alışveriş merkezleri şehrin bir yerinde belirli tarihlerde yapılan ve mal fetişizmini tetikleyen karnavalları devamlı hale getirir. Karnavallar, bayramlar ve festivallerden oluşan popüler gelenek resmi “medeni” simgesel tersine çevrilmelerini ve ihlallerini sağlamış ve tahrik olmayı, denetimsiz duyguları ve şişmanlatıcı yiyeceklerin, sarhoş edici içeceklerin ve rastgele cinsel ilişkilerin verdiği dolaysız ve bayağı grotesk bedensel hazları desteklemiştir.[9] Panayırlar haz duyma bölgeleridir: yereldirler, şenliklidirler, komünaldirler ve gerçek dünyadan kopartırlar. Bundan dolayı sadece yerel geleneklerin muhafızları olmayıp, farklı kültürlerin çakışması yoluyla popüler geleneğin dönüştürüldüğü bölgelerdir. Bulvarlar ise mal fetişizminin en önemli kamusal hâkimiyet alanlarıdır.[10]  Kent estetiği düşüncesi yerine, daha rahat ve kolay ulaşım hedeflenir. Ulaşımın temel noktası ise alışveriş merkezleridir. Özellikle Türkiye'de son 10 senedir tüm ulaşım hatları bir şekilde bir alışveriş merkezinin önünden ya da yakınından geçmeyi hedeflemiştir. Bu merkezlere yakın olan yerlerdeki evlerin iktisadi değeri katlanarak artmış ve şehir tüketim için elverişli bir mekân haline getirilmiştir.     

Artık taşra; boğucu bir sükûnetin adresidir ve “toplum”un dışında güvenli değildir ve denetimsizdir. Para kazanmak ve sınıf atlamak toplumdaki tüm bireylerin birincil arzusu haline getirildi. Sınıf göstereni olarak elde edilen paranın elde ediliş biçimi (emek) artık önem arz etmiyor. Önemli olan nerede ve nasıl tükettiğin ve tüketebilme kapasitendir. Çok tüketmek toplumsal standardı yüksek olmanın en temel gösterenidir. Zira çok tüketme aynı zamanda çok görünmeyi gerekli kılar. Kent çok tüketmeyi zihninize bombalayan reklam panoları ile bol ışıklı bir şenlik alanına çevrilir. Karanlık artık güvenliksizdir ve orada yaşayanlar haliyle huzursuzdur. Varlık sancısının yeni adresi tüketimdir artık.

 Baudrillard bizleri satın almak istediği ürünü bir türlü satın almayı başaramayan insanlara benzetir.[11] Tüketimin muazzam akışkanlığı sürekli bir öncekini eskiten yeni ürün yelpazesi oluşturmaktadır. Aslında tüketici aldığı ürünün kısa bir süre sonra eskiyeceğini ve daha gelişmiş bir modele yerini bırakacağını bilir ve arzusu hep sonrakini almaktır. Ama var olanı almadan da yenisinin önüne gelemeyeceği ona ilham olunur. Bu süreklilik her ürünü bir sonrakine yol açan geçiş ürünü kategorisine sokar ki bu tam anlamıyla bir bağımlılıktır. Doyumsuzluk, tüketim kalıpları içerisinde kendini burada açığa vurur. Tüketim asla ulaşılamayacağa dair bir hamledir. Bu akışkanlık ve ulaşılamazlık onu dinamik ve otoriter kılar. Almayı arzuladığınız nesne olmadan hayatınızın eksik parçalarının asla tamamlanamayacağı reklam kuşağı üzerinden kulağınıza fısıldanır. Özel televizyon, yüksek tüketime dayalı yaşam tarzını özenilecek bir modelmiş gibi sergileyerek daha fazlaya duyulan bitmek bilmeyen arzuyu körüklemektedir.[12] Her bir ürün kendi içinde geniş bir imge dünyası taşıdığı gibi, ürünlerin toplu olarak da kazandığı anlamlar vardır. Çamaşır makinesi, bulaşık makinesi vs. her birinin tek tel sahip olduğu anlam bir araya geldiklerinde sahip oldukları anlamdan farklıdır.[13] Beyaz eşya tabiri bir tüketim zinciri sunumudur. Ürünlerden herhangi birinin eksikliği zincirin bozulmasına sebep olur ve tüketicide 'eksik'lik hissi uyandırır. Ürünler mağazada takım havası verir ve birbirine seslenen yanıt veren birbirini reddeden farklı bir nesneler gamı sunar. Eşya bolluğundan çok seçilmiş ve birbirini tamamlayıcı kendilerini bütünsel bir kategori olarak hızla gözden geçiren nesneler yelpazesi... Bugün nesnelerden pek azı onlardan söz eden bir nesneler bağlamı olmaksızın kendi başına sunulur. Farklılaşma, nesneyi reddetme, “tüketim”in reddedilişi biçimine bürünebilir ve bu tüketimin en üstün niteliklisidir. Postmodern dönemin sadelik vurgusu buna örnek verilebilir. Pahalı giyim eşyası satan mağazaların vitrinlerine az ürün koyarak aslında içeride daha fazlasının olduğuna dair bir algı yaratmasını düşünmeliyiz. Az ürün çok olanın çağrısıdır. Bu doyumsuzluk yaratır. Artık vitrin kafanızdaki tüm soruları ele geçirmiştir. Tüketim toplumu sorularını 'ne' üzerine değil 'nasıl' üzerine kurgular. Çünkü herşey tüketimin sınırlarına dahil edilmiştir ve sonuç onu tüketme biçiminizin sizi taşıyacağı toplumsal sınıftır.

 

[1]BAUDRİLLARD, J. (2006): Tüketim Toplumu: Söylenceleri/Yapıları. (Çev. Hazal Deliçaylı – Ferda Keskin). İstanbul: Ayrıntı Yayınları

[2] Baudrillard, a.g.e.

[3]Audrillard, a.g.e

[4]WICKE, P. (2006): Mozart'tan Madonna'ya: Popüler Müziğin Bir Kültür Tarihi. (Çev: Serpil Dalaman). İstanbul: Yapı Kredi Yayınları

[5]BAUDRİLLARD, J. (2014): Baştan Çıkarma Üzerine. (Çev. Ayşegül Sönmezay). İstanbul: Ayrıntı Yayınları

[6]BUĞRA, A. (2000). Devlet-Piyasa Karşıtlığının Ötesinde İhtiyaçlar ve Tüketim Üzerine Yazılar. İletişim Yayınları

[7] Buğra, a.g.e.

[8]HARVEY, D. (2006): Paris: Modernitenin Başkenti. (Çev. Berna Kılınçer). İstanbul: Sel Yayıncılık

[9]FEATHERSTONE, M. (1991): Postmodernim ve Tüketim Kültürü. (Çev. Mehmet Küçük). İstanbul: Ayrıntı Yayınları

[10] Harvey, a.g.e

[11]BAUDRİLLARD, J. (2011): Nesneler Sistemi. (Çev. Oğuz Adanır – Aslı Karamollaoğlu). İstanbul: Boğaziçi Üniversitesi Yayınları

[12]DURNİNG, A. (1998): Ne Kadarı Yeterli: Tüketim Toplumu ve Dünyanın Geleceği. (Çev. Sinem Çağlayan) İstanbul: Tübitak – Tema Vakfı Yayınları

[13] Baudrillard, 2006.

Yorum Ekle
Yorumlar
Henüz Yorum Eklenmemiş