Filistin sorununu 7 Ekim'den başlatıp, 75 yıllık arka planından, bağlamından kopararak ele almak baştan yanlış analizleri getirir.
1947'den bu yana Birleşmiş Milletler çok sayıda karar almış ama bu kararların neredeyse büyük çoğunluğu İsrail tarafından ciddiye bile alınmamış, uygulanması söz konusu olmamıştır. İşgal edilmiş topraklar sorunu, mülteci kampları, cezaevlerindeki uygulamalar elbette konuyla ilgili, duyarlı çevrelerin dikkatini çekmiş, bu konularda İsrail'e bir baskı yapılmasının tek çıkar yol olduğu defalarca dillendirilmiştir. Ama ne yazık ki İsrail ne uluslararası insan hakları belgelerini ne mekanizmaları ciddiye almamıştır.
Bugün gelinen noktada aslında bu değerlerin, bu mekanizmaların işlevsiz kaldığı ve sorunu çözme konusunda anlamını yitirdiği çok açık biçimde görülmektedir. Bu açıdan aslında yaşanan süreç, sonuç itibariyle 2 devletli bir tablo ortaya çıkarsa da, Kudüs konusunda bir uzlaşma, bir ara formül gelişmiş olsa da, Gazze'de iki tarafın da beklentisinin dışında bir yeni konsept söz konusu olsa da, esas itibariyle artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktır.
Filistin'in Kurtuluş mücadelesi olarak tarif edilebilecek bir sürece girildi.
Bu güne kadar özellikle körfez ülkeleri başta olmak üzere bölge devletlerinin büyük çoğunluğu sorunun çözümü yönünde bir tavır koymak, bir irade geliştirmek, sorumluluk almak yerine, sorunu yönetmeyi hatta tehdidi kendi iç politik süreçlerinde malzeme haline getirmeyi tercih ettiler.Ancak bugün itibariyle sorun ne İsrail ile Filistin arasındaki ilişki açısından, ne bölge ülkelerinin soruna yaklaşımı açısından, ne de büyük devletlerin bölgeyle ilgili planları açısından sürdürülebilir yönetilebilir değildir.
Artık yeni bir dengenin ortaya çıkması neredeyse kaçınılmaz hale gelmiş, herkes tarafından kabul edilmiştir. Bu yeni dengenin ne kadar adil, ne kadar hakkaniyetli, ne kadar kabul edilebilir ve sürdürülebilir bir barış konsepti olacağını şimdiden görmek ve söylemek mümkün değil.
Geçmişteki tablonun sürdürülemez hale geldiği konusunda neredeyse herkes mutabık. Elbette ki Ortadoğu'da Barış olmadan, Ortadoğu'da sürdürülebilir yeni bir denge kurulmadan dünyada da barışı sağlamak, Ortadoğu'daki çatışma ve kaos'un dünyanın başka bölgelerini etkilememesini garanti altına almak neredeyse imkansızdır. Kısa vadede çatışmanın Gazze'den ya da İsrail topraklarından çıkıp Yemen'e, Suriye'ye, Ürdün'e Lübnan'a yansıması neredeyse kaçınılmaz gözüküyor. Ateşkesi baştan reddeden İsrail tarafı ve bu konuda onu destekleyen Amerika Birleşik Devletleri de belli ki bir süre daha bu tavrında inat edecek.
Çatışma devam ederse, ikinci bir Arap baharını tetikleyecek toplumsal gelişmeler yaşanabilir. Bu da gereğini hakkıyla yapmayan yönetimlere karşı infiale dönüşebilir.
Sonuç olarak Filistin'in kurtuluşu, Ortadoğu'da yeniden doğuşu hızlandırabilir.
İktibas'ın Haziran 2026 sayısı çıktı
07.06.2026
BİZİM ZAMANIMIZ|KEVSER KIRAN
09.06.2026
Erdemli'de Narkotik Büro'ya operasyon
08.06.2026
Rasim Ozan Kütahyalı gözaltına alındı!
14.05.2026
Küba’dan ABD’ye sert uyarı
14.05.2026
Söylem ve Eylem / Mehmet Taşdöğen
17.05.2026
BOSNA GÜNLÜKLERİ - 5 ÜSTÜN BOL 23.05.2026
oyaladı dost… MUSTAFA AKMEŞE 21.05.2026