KORKU KİTLESİ / KORKU İNSANI

Kalbi kurumuş bir yüzyılı geride bıraktık.

Yeni yüzyıl; oldu/olacak hiçbir şeye şaşırmayan, eline tutuşturulan şölenler listesine dahil olamama tedirginliği içinde koşuşturan insancıkların mağarası…

24 saat ne idüğü belirsiz iletişime açık, aklından razı; Tanrı’yı tatile göndermiş(?!), bilim ve teknikle cenneti yeryüzünde inşa etme meydan okumasındaki karanlık güçlerin izinde gönüllü köleler.

Hak/Batıl, bir şeye inanan insan sayısı git git azalmada.

Çağ korku çağı; güçsüzlüğün yalnızlık ve zavallılığın,  slogan sövgü ve cahil cesaretiyle örtülmeye çalışıldığı karmaşık bir zaman tüneli…

Aliya İzzetbegoviç büyük bir ince anlayışla, insanları, inanan/inanmayan ayrımının dışında üçüncü bir kategoride korku kitlesi olarak tanımlar.

‘Başımıza bir kötülük gelmesinden korkuyoruz’ diyen, aynı zamanda, dünyayı kaybetmekten büyük endişe duyan insan yığınları…

Yüce Yaratıcıya meydan okuyan güç merkezlerinin taraftarları arasında koşturup dururlar. Paylaşılacak bir ganimet varsa irileşmiş yalvaran gözlerle boyun bükerek beklerler.

İnananların yanına geldiklerinde, ‘Biz de iman ettik!’ derler. Oysa, inkârla gelip inkârla gitmişlerdir. Kalplerindekini Allah bilir.

‘Korku insanı’ hiçbir şeye inanamaz. İnançların, ilkelerin, soylu davranışların, dürüstlüğün ödeteceği bedelleri asla kabul etmez. Şahsiyetli olmayı aptallık olarak telakki eder.

Çok akıllı olduğunu düşünür. Kaybedene oynamaz. Bedel sofralarından uzak durur. Çıkar sofralarında kemik yalamaya koşar.

Kendisine değer verilmese de, onurunun midesine ve cebine girende olduğunu düşünerek mutlu olur.

Korku kitlesinin korkulu insanlarının çoğu; günahta, düşmanlıkta, haram yemekte birbirleriyle yarışır dururlar.

Hiç utanmadan, sıkılmadan yalan söylerler. Yüzleri kızarmaz. Nabza göre şerbet verir, ortamına göre konum alırlar.

Kaybetmekten çok korkarlar. Geçmiş ve gelecek tasavvurları yoktur. Şimdiki zamanın nimet ve zenginlikleri, gözlerini kamaştırırken, onlara ulaşamamanın ürperti ve tedirginliği içinde kıvranırlar.

Kınayıcıların kınamasından korkarlar. Her kaba uyum sağlarlar. Her renge boyanırlar.

Güçsüzleri, muhalifleri, fakirleri sevmezler. Merhamet duyguları zayıftır.

İyi gün dostudurlar. Peygamberlerini, krallarını, liderlerini, amirlerini, patronlarını, dostlarını bir çırpıda değiştirirler.

Dünya sofrasına oturma adına karma bir din, ahlâk, vicdan sentezini hayatlarına egemen kılarlar. Biraz dindar, biraz laik olmalarında herhangi bir beis yoktur. Güç sahibi önderlerin din ve ideolojisine tabidirler. Güçlünün önünde eğilmekten riyakârca zevk alırlar.  

Kültürel kodları son derece zayıftır. Rüzgârın savurduğu başaklar gibi bir o yana bir bu yana eğilip dururlar.

İlhamlarını ilahî mesajlardan değil, hayatın gerçekliklerinden alırlar.

İnanan, salih çabalar/uygulamalar peşinde olan, hakkı ve sabrı öğütleyen, kitaplı din sahiplerinden hoşlanmazlar.

Bir korku medeniyeti inşa eden Batı, modern seküler  kültürün küresel egemenliğini de perçinledi.

Korku, insanı bozdu; ikiyüzlü, kaypak, özgüvenden yoksun, ilkesiz, kutsalsız bir canlı türüne dönüştürdü.

Teknolojik kolaylıkların albenisiyle kültürel kodlarını yitiren insan, kitle imha silahlarıyla yeryüzü insanlığını aşağılayarak diz çöktüren Batı medeniyetini, kutsamaya daha ne kadar devam edecek?

Üç yüz yıllık Batı medeniyeti egemenliği, kendileri dışında dünya insanlığına ne verdi?

Kendi dışındakileri insan kabul etmeyen, kendilerine ait Tanrı’nın, seçilmiş kullarının da kendileri olduğuna kesin inançlı bir öğreti sahibi Batı, yeryüzünü daha yaşanılır bir hale mi getirdi?

İletişim, yazılım destekli, milyonlarca insanın bilgisayar kölesine dönüştürüldüğü oyunlar, eğlenceler; korku medeniyetinin kurucusu Batı’yı gerçek yüzüyle analiz etmemizi daha ne kadar   geciktirecek?

Korku medeniyeti korku kitleleri doğurdu. Merhameti hiç tanımamış Batı’ya teslim olmak, korku insanının  amentüsü oldu.

İnsanî değerleri, insanlığın ortak mirası birikimleri bile, emperyalist amaçları için istismar edebilen bir medeniyetin yanlışlarına, dayatmalarına ancak korku dağlarını aşmış, insan ve toplumlar dur diyebilir.

İnsana verilen süre biter, güneş batıdan doğar, yeryüzü kum tanelerine döner, oyun biter…

Kâinatın Efendisi Allah, korkulmaya en layık olandır.

 

13.07.2018

Paylaş