Elmas Sömürge Türkiye Duruşmaları – 4
Elmas Sömürge Türkiye Duruşmaları – 4
Trabzon valisi Galib Bey, 18 Eylül 1919 akşamı makine başında Kazım Karabekir Paşa ile görüşmek istediğini bildirir. Akşam 20.30’dan 02.00 ye kadar görüşürler. Galib Bey, bazı sorular sorar.
Dördüncü soru: “ 1908’de Selânik bildirileri ve 31 Mart’ta Hareket Ordusu muameleleri ve Mahmud Şevket Paşa’nın teminatına rağmen daha sonra garip bir şekil doğması acaba şüphe verici bir geçmiş teşkil etmez mi?
Beşinci Soru: Gerek Ordu-yı Hümâyun tarafından ve gerek vilâyetler tarafından kabineye itimat edilmemesi meselesi daha başka yoldan tutturulmuş olsa idi acaba daha tesirli olmaz mı idi?
Altıncı Soru: Hilâfetpenah Efendimiz ki, selâtin-i Osmaniye içinde bir üstün mevkii haiz bulunuyorlar ve akıl ve fetanete öncekilere üstün bulunuyorlar. Bu mülk ve milletin yegâne koruyucusu ve Osmanlı hukukunun savunucusu olmakla daha başka yolda tedbirler ile emniyet-i şahaneleri sağlanamaz mı idi?” (s. 281)
Kâzım Karabekir Paşa, sorulan soruları İstanbul Hükümeti sormuş gibi algılar.
“Galib Bey : Bendeniz diyecek idim ki, bugünkü karışıklık halini, yâni Padişah ile millî emelleri bağdaştırmak suretiyle gidermek için, yüksek şahsınızla el ele verelim. Zira bu bâbda sarfedilecek gayret, sahibi için ebediyen iftihar vesilesi olur. İstanbul’a özel bir heyet gönderelim, hattâ icab ederse görüştükten sonra bizzat gideyim. Fakat civarınızda münasip vasıtalarla hakikatin Padişaha arzedilmesi istenildiği anlaşıldığından buna hacet kalmıyor demektir. Hemen Cenab-ı Hakk tesirlerini halk etsin duası tekrar olunmaktadır.”
Karabekir Paşa, soruların temeline inerek, Padişaha ve Osmanlı Hükümetine yakın bir valiye, sadece Merkezî (İstanbul) Hükümetin haince tavırlarından ve istifa etmeleri gerektiğinden bahseder. İş hilâfet ve saltanat makamına gelince “milletin ve ordunun bağlılığı ve hürmeti pek derin ve sarsılmazdır.” derken; ülkenin kurtuluşu için İstanbul ve Anadolu’nun birlikte neler yapabileceği üzerine tek bir kelime etmemiş, herhangi bir proje de ortaya koymamıştır. Galib Bey’in “bugünkü karışıklık hali” tanımlamasına da, “Memleket dahilinde hiçbir karışıklık ve keşmekeş yoktur. Bu fena tesirleri yapan (…) kanun-ı esasî nazarında yok olmuş ve düşmüş addolunan kabine ricalidir.” diye cevap vermiştir. Belki de İstiklâl Savaşı’nın seyrini değiştirecek tarihî fırsat burada heba edilmiştir.
Sivas
19/9/1335 (1919)
15. Kolordu Kumandanı Kâzım Karabekir Paşa Hazretleri’ne,
C: Muhterem Kardeşim;
(…) 10/9/1335’de re’sen hükümete vuku bulmuş bir tebliğim yoktur. Yalnız telgrafhanede bulunduğum bir sırada bittesadüf Dahiliye Nâzırı Adil Bey’le makine başında karşı karşıya geliverdik. O’nun Sivas valisi Reşit Paşa’ya verdiği mânasız cevaplara karşı bendeniz sırf şahsî olmak üzere mumaileyhin (adı geçen) şahsına hitaben malumunuz olan sertçe ihtaratta (ikazlarda) bulundum.(…) Bundan başka gerek Hükümete ve gerek Zât-ı Şâhâne’ye ve gerek ecanibe (yabancılar) vuku bulan müracaatlarda alelıtlak(genellikle) Kongre Hey’eti ve Hey’et-i Temsiliye ifadesi imza makamına kaim olmuştur. Yalnız Amerika Senatosu’na yazılan ve malûmunuz olan bir mektuba Kongre karariyle beş kişi vaz’-ı imza(imza koyan) etmiştir ki bu meyanda bendenizin de imzam vardır.
Mustafa Kemal
20 Eylül’e kadar bir sürü muhabere olur. Karabekir Paşa, bunlardan önemli olan birini zikreder: Sadrıâzam Ferid Paşa’dan Trabzon valisi Galib Bey’e bir telgrafla bir şifre gelmiş. Mevki kumandanı bunları bana bildirdi. Valiye verilmemesini söyledim. Telgraf Anadolu’daki ahvalden şikâyet, şifre de Samsun ve Trabzon yoluyla memleketimize Bolşevikler girdiği hakkında. Her ikisi de mel’unca propaganda.
“Valinin İstanbul ile sıkı bağlantıda bulunduğu ve zaten Erzurum Kongresi kararlarına ters düşen Sivas Kongresi’nin bazı kararlarından dolayı lâzımı kadar müteessir bulunan Müdafaa-i Hukuk’u ve halkı büsbütün tahrik ettiğine şüphe kalmadı.” kanaatine varan Karabekir Paşa, Trabzon valisinin kendisiyle görüşmek için “Ardasa’ya geldiğinde tutuklanması ve bir otomobil ile Erzurum’a sevki için Halid Bey’e bugün 21 Eylül’de şifre ile emir verdim.” der.
“Halid Bey’e, tevkif işleminin asker üniformasıyla yapılmaması ve Ardasa’da teşkilât-ı milliye yapıyor şeklinde gösterilmesi” emrini de veren Karabekir Paşa, Halid Bey’in emri yerine getirmediğini belirtir. Halid Bey, “bizzat kendisi üniformasiyle rüvelverini çekerek, valiyi kamyona koymuş, göndermiştir.” (s.300)
20 Eylül gecesi Sultan Vahideddin’in “Beyannâme-i Hümâyûn”u telgrafhanelerden verilmeye başlanır. İzmir’in işgalinden, doğu vilâyetlerinde bir Ermenistan kurulması haberlerinden derin üzüntü duyduğunu ifade ettikten sonra, “(…) vahdet-i milliyemizi ihlâl edecek hiçbir karar ve tedbir olmadığı hâlde dahilî memâlikte (ülkeler) asayiş ve inzibatı sektedar (bozulma) ve nüfuz-ı hükümeti haleldâr (bozma) eyleyecek her güna harekât ve efrad-ı millet beyninde tefrika (ayrılık) ve şikakı (muhalefet) müeddi(sebep) olacak her türlü teşebbüsât devletimizin menafi-i esasiye ve hayatiyesiyle kabil-i telif (bağdaşır, uyuşur) değildir. (…) Bugün umum efrad-ı milletimden intizarım (beklenti) hal ve mevkiin bittakdir muhafaza-i sükûn ve itidal ve ahkâm ve kavanine (kanunlar) ve evamir-i hükûmete temami-i ittiba (itaat) ile memleketin intizam ve asayişini muhil (bozan) harekâttan ictinab(kaçınma) eylemek ve bu suretle kariben(yakında) sulh müzakeresine dâvet olunacak Osmanlı murahhasları konferans muvacehesinde milletle hem ahenk olarak isbat-ı mevcudiyet edebilmektir.” der… (s. 299)
14 Zilhicce 1337- 20 Eylül 1335 (1919)
Mehmed Vahideddin
Sultan Vahideddin’in ülkenin uğradığı işgal ve felâketlere ilişkin yeterince bilgilendirilmediği/ bilgi sahibi olmadığı anlaşılıyor. Avrupa ve Amerika devletleri ile efkâr-ı umûmîyelerinden (kamuoyu) ümitvar olduğunu söyleyecek kadar iyimserdir. Karabekir Paşa, “Hâlâ Padişahı işten haberdar etmeyen İstanbul Hükûmeti, halka da yol vermiyordu. Anadolu’dan yazılan telgraflara ve hususiyle kolorduların telgrafnâmelerine Padişah beyannâmesiyle cevap veriyorlardı.” diye tepkisini dile getirir. (s. 300)
15 Şevval 1337 ve 16 Temmuz 1335 (1919) tarihinde Veliahd Abdülmecid Efendi, padişaha arz edilmek üzere bir “Layiha” hazırlar. Abdülmecid Efendi’nin ülke gerçeklerinden haberdâr olduğu, konulara vukufiyeti, başta Sadrıâzam Paşa olmak üzere hükümetin yanlışlarını dile getirdiği “Layiha”, bir manifesto niteliğindedir:
Hâkipây-ı meali-i ihtivâ-yı cenab-ı tâcirdâr-ı azamilerine maruzat-ı mahsûsa-i bendegânımdır:
“(…) Mütarekeden beri merkez-i saltanat-ı seniyede ve vilâyat-ı şâhânede kulub-ı âmmeyi (bütün insanların kalplerini) temin ve tatmin edecek bir idare-i metine ve salime tesis edilmemiştir.(…) selâmet-i memleketin husulüne hâdim icraat yerine bir takım ağraz(şahsî niyetler) ve ihtirasat (aşırı istek) takip olunarak halk arasında tefrika ilka ve âda-yı vatanın (vatan düşmanları) ma hasıl-ı âmali(işler) olan şikak(muhalefet) ve nifak (ara bozukluğu) plânı ihdas olundu.(…) Sadrıâzam Paşa’nın vilâyat-ı şarkiyyede vâsi Ermenistan muhtariyeti tesisi yolundaki beyanatı dahi havali-i mezkûrece mucib-i teessür-i âzim olarak memleketlerinin ahare terkolunacağı zehabını tevlid (fikrini oluşturma) etmiştir.(…) Ferid Paşa’nın Sulh Konferansı’na takdim eylediği muhtıra mânası itibariyle şayan-ı eseftir.
Bir fıkrasında ise memâlik-i şâhânenin herc ü merc içinde ve muhtaç-ı muavenet olduğu beyan olunarak müdahelât-ı ecnebiyeye meydan vermiştir. (…) Evvelâ, ekseriyet-i milletin adem-i itimadını (güven yokluğu) kazandığı müteaddit telgraflar ve beyanat ile işaa(haber verilen) kılınan bir kabinenin reisi olan Ferid Paşa’nın o milletin hukukunu müdafaaya salâhiyeddar olamayacağı hattâ Dörtler Meclisi’nde anlaşılmıştır.(…) Türk unsurundan gayri hiçbir kavm ve unsurun idare-i Osmaniye’de bırakılmaması iltizam olunduğu anlaşılmaktadır.
Amerika tarafından Ermenistan ve dersaadet için vekâlet (Manda) taleb edebilmek üzere kongrenin reyi istimzaç(anket, öğrenme) olunacağının hemen resmî bir mahiyette intişarı ve İtalya murahhas-ı cedidinin konferansa Asya-yı Osmaniye’deki İtalya menafiinden (menfaatler) bahseylemesi keyfiyeti teehhüre(gecikme) taalluku itibariyle kemâl-i ehemmiyetle tedkik ve teemmül edilecek husûsat-ı mühimmedendir. Bilhassa vekâlet(Manda) mes’elesinde hukuk-ı esasiyemiz şerait-i hilâfete nazaran temin-i müdafaası fevkalhad cay-ı dikkat ve teemmüldür.
1.Millet ve devletin nokta-i istinadı olan makam-ı muallayı hilâfet-i saltanatın hiçbir fırkaya mütemayil görünmeyip mevkii bülendinde bitarafane muvazene-i umûmîyeyi muhafaza …
2. Bu mühim devrede irade-i milletten istiğna edilemeyeceğinden (…) intihabatın (seçimlerin) icrasına ibtidar (süratle) etmek.
3. (…) adl ü rüyeti dirayetle milletin itimadına mazhar, tecrübeli ve umura vâkıf rical-i devletten bir temerküz kabinesi teşkil etmek.
4. (…) eshab-ı iktidar ve ihtisastan ve rical-i devletten bir Hey’et-i Meşveret teşkili şerait-i hazıra dairesinde(…) sarih ve mâkul teklifin hemen teemmülü (etraflıca düşünme) ile(…) menafi-i hayatiye-i memlekete mugayir(aykırı) mukarreratın(kararların) suduruna (ortaya çıkma) takaddüm(öne geçme) olunması.
5. (…) aff-ı umûmî ilânı…
6.Anadolu’da teşekkül eden cemiyetlerin(…) menafi-i umûmiyeye elverişli ve müfid olanların kabul ve icrası.
7. (…) Millet-i İslâmiye’yi bir kitle-i vahide haline getirmek ve bütün cihana yek emel, yek menfaat sahibül- âzm bir millet halinde görünmek.
Bu nukat-ı mühimmenin (önemli noktalar) icrasında edilecek tekâsül (ilgisizlik) Hafazanallah felâket-i âzimeye sebeb olacağını Zât-ı Hümayunlarından hafi(gizli) tutmak bir ihanet olacağından bihasbel (dolayı) vazife arzına cür’etyab oluyorum. Olbabda…
10.06.2020, Kardelen/Ankara
Mehmet Yavuz AY
Yorumlar
1