Elmas Sömürge Türkiye Duruşmaları – 3

Elmas Sömürge Türkiye Duruşmaları – 3

Üçüncü bölümünü yayımladığımız yazı dizisinin amacı, az ve eksik bilinen bir dönemin, farklı kaynaklar ve şahsiyetler üzerinden okumalarını yaparak aydınlanmasına katkıda bulunmaktır. Malumdur, tarihi galipler yazarmış. Ne ki, cepheleşerek yapılacak tarih okumalarının da tam anlamıyla gerçekleri yansıtmayacağı kanaatindeyiz. Ülkemizde yaygın inanış, yakın tarihimize ilişkin resmi söylemin birçok olayı kararttığı, gerçeklerin üstünü örttüğü şeklindedir.

Soğukkanlı biçimde, üzerinden yüzyıl geçmiş olaylara nesnel bakabilmeyi becermeliyiz. Hayat içinde tek kahraman, tek aktörden bahsedilemez. Etkisiz elemanların çok olduğu bir vasatta bile nice etkili ama meçhul kahramanlar vardır. Maksat, önyargılarla yapay bir tarih inşa etmek değil gerçeklerin olduğu gibi ortaya çıkmasını arzu etmek olmalıdır.

Kişilerden ve olaylardan bağımsız bir tarih felsefesine sahip değiliz maalesef. Oysa tarih, “köklerimize giderek bir gelecek inşası” için çok kıymetlidir.

Yüzyıl önce, Osmanlı’nın külleri üzerinde verilen mücadelede rol alanların da insan olduğunu, doğruları yanında yanlışları, eksikleri, saplantıları, yetersizlikleri olabileceğini gözardı etmemeliyiz. “Ne oldu”, “nasıl oldu”, “niçin oldu”, “ne olmalıydı” ekseninde sorular sormalıyız. Kolay olmayacağı belli… Elmas sömürge deyişimizin nedeni de bu. Ülkemiz üzerinden yürüyen amansız kültürel savaşın tahribatı işimizi hayli zorlaştırıyor. Düşünce namusu, can yakıcı da olsa hakikatin peşinde olmayı, gerçekleri bilmeyi, bulmayı ve ifade etmeyi gerekli kılıyor…

Sivas’ta 4 Eylül 1335 (1919) ‘da bir “Umûmî Kongre” toplanır. 10 maddelik bir “Beyannâme” yayınlanır. Mondros Mütarekesinin imzalandığı andaki sınırların esas kabul edildiği birinci maddede yer alır. İkinci maddede:

“Camia-yı  Osmaniyye’nin tamâmiyyeti ve istiklâl-i millîmizin temini ve makam-ı muallâ-yı hilâfet  ve saltanatın masuniyeti için Kuvay-ı Milliye’yi âmil ve irade-i millîyeyi hakim kılmak esas-ı kat’îdir.” denmektedir… 

Yedinci maddede; asker, aydın, bürokrat, hükümet üyeleri, gazetecilerin hemen hemen çoğunluğunun kabul ettiği manda fikrini çağrıştıran ifadeler yer alır:

“(…) Binaenaleyh devlet ve milletimizin dahilî ve haricî istiklâli ve vatanımızın tamamiyeti mahfuz kalmak şartiyle altıncı maddede musarrah hudut dahilinde milliyet esaslarına riayetkâr ve memleketimize karşı istilâ emeli beslemeyen her hangi devletin fennî, sınaî, iktisadî muavenetini memnuniyetle karşılarız.”

İngiliz , Amerikan veya Bolşevik (Rus) mandacılığını isteyen guruplar oluşur. Amerikan mandacılığını isteyenler Amerika’ya mektup  gönderirler. 30 Amerikalıdan oluşan bir heyet, manda incelemeleri yapmak üzere Türkiye’ye gelir. Amerikalılar Sivas’ta memur, esnaf ve Kongre üyeleri ile görüşürler. Amerikalıların elinde yazılı sorular vardır, cevapları not almaktadırlar. Amerikan heyeti 25 Eylül’de Erzurum’a geçecektir.

M. Kemal Paşa da 20 Eylül’de Amerikalı heyetle görüştüğünü Karabekir Paşa’ya bir mesajla bildirir:

                                                                                                                                     21/9/1335(1919)

                                          15. Kolordu Kumandanlığı’na,

Ceneral Harbord maiyetiyle dün buraya geldi. Kendi arzusu üzerine gayet mahremane 3-4 saat  kadar konuştuk.   (…)

3.Muavenet(yardım) ve müzaheret(korumak, gözetim altına almak) hakkındaki fikrimiz.(…)

3. Bîtaraf ve kuvvetli bir devlet ve milletin beyannâmemizin birinci maddesi ahkâmı mucibince muavenetine ihtiyacımızı itiraf ve bunu memnuniyetle kabul ederiz.(…) Refakatlerindeki Hüseyin Bey’i (Amerikalıların tercümanı) Erzurum hey’eti merkeziyesiyle temasa getirerek oradaki Ermeni fecayiinin hâlâ mevcut âsârının                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                      (izlerinin) gösterilmesi muvafık olur. Hüseyin Bey’e icab eden şeyler söylenmiştir efendim. Mustafa Kemal

                                                                                                                    3. Kolordu Kumandanı

                                                                                                                             Selâhaddin

Karabekir Paşa, mesaja ilişkin şu yorumlarda bulunur:

“(…) Amerika mandası, velev yardım şeklinde olsun, Kongre (Sivas) gündeminde yer bulmamalı idi. (s.  251)

Manda tartışmaları çok daha erken zamanlarda, Osmanlı Hükümetinin olduğu kadar M. Kemal ve arkadaşlarının da gündemine girmiştir. 23 Haziran’da (1919) Amasya’da M. Kemal Paşa arkadaşlarıyla Bolşevikliği zararsız gördüğünü Karabekir Paşa’ya yazar.

14 Ağustos akşamı M. Kemal Paşa’nın karargâhına giden Karabekir Paşa, Rauf Bey’le birlikte, Ali Fuat Paşa vasıtasıyla İstanbul’dan gelen bilgileri tartışırlar. Konu başlıklarından biri, yine Manda meselesidir. Genel kanaat şu yönde gelişmeye başlamıştır :”Türkiye’nin hayatı için mutlaka  bir devletin Manda’sını kabul etmek mecburidir. Fakat şu şartla ki, Kürdistan ve Ermenistan’a uygulanacak Manda usulü gibi değil. Müstakil yaşamış hükümet olduğumuzu Amerikalılar da tasdik ediyorlar. İstiklâl ve tamamiyet-i mülkiyesini muhafaza suretiyle yaşayacak olan Türkiye  hükümeti borç almak için bir Manda’ya ihtiyacı vardır. Yoksa başka kayıt ve şartla değil.”

Karabekir Paşa, bu yaklaşıma tepki göstererek şunları ifade eder: “Borçlanma için Manda ne demek? Millî kuvvetimizi tamamiyle göstermedikçe ve bu kuvveti sonuna kadar sarf etmedikçe Manda’ya yatkın görünmek, istiklâlimizi elimizle mahvetmek demektir.”(s. 151-152) “Manda’ya girmek, Bolşevik olmak; bunların ikisi de ölümdür.”(s. 154)

O günlerin diğer bir meselesi de Müdafaa-i Hukuk-ı Milliyye Cemiyeti’nin siyasal partiye dönüşüp dönüşmemesidir. Karabekir Paşa: “Müdafaa-i Hukuk-ı Milliyye Cemiyeti’nin kesinlikle siyasî cemiyetlerin üstünde kalması lüzumunu M. Kemal Paşa’ya söyledim. O da, ‘Aynı fikirdeyim’ dedi.” ifadesini anılarında dile getirir.(s. 163)

Manda olmak, tüm kesimlerce kabul edilmiştir. Tartışmalar İngiliz mandası mı, Amerika mandası mı olunacağı tarafına taşınmıştır.

Müşir İzzet Paşa’nın İtilâf Devletleriyle yapılacak barış antlaşmasına dair “Layiha”sı yayınlanır. Manda mes’elesi ve netice bölümünde: “(…) şu son zamanlarda “Manda” lâfzı ile eda olunan bir müzaharet(koruma) ve murakabe(kontrol etme) olmaksızın devletin temin-i hayatı kabil olamayacağına her bir sahib-i fikr-i selimce kanaat olunur. (…) Bu mandanın Avrupa düvel-i muazzamasından (büyük devletler)  birine tevdii halinde bir çok muhasedatı (çekişme, hased) tevlid (doğurma) edeceği gibi istikbalimiz için de hayırlı olmaz. Binaenaleyh bu umumî Manda’nın Amerika Hükümeti’ne tevdi olunması ensebdir (en uygunudur). (…) Vaziyet-i hazıra-i siyasiyeye göre Sivas Kongresi’nin dört devlet mümessilinden(temsilci) Amerika Manda’sını taleb etmesinin pek mühim bir faide temin edeceği ve rekabet-i malûme kefesini lehimize mühim surette ağır bastıracağı teklif ve beyan olunur.” denmektedir. (s. 203)

Sivas Kongresi kararları, Erzurum Kongresi kararlarını iptal eder mahiyette olması, Sivas Heyet-i Temsiliye’si Trabzon üyelerinin eleştirileri üzerine Karabekir Paşa’nın değerlendirmesi şöyledir: “Meselenin en mühim ciheti, halkta ve subaylarda M. Kemal Paşa’ya karşı, giderilmesi mümkün olmayan bir emniyetsizliğin pek ileri gitmesi idi. Vak’aların icad edildiğini ve M. Kemal Paşa’nın bu suretle emr-i vâkilerle diktatörlüğe yürüdüğünü, vaktiyle Erzurum’da iken Elaziz valisini öldürmek istediğini, onun da şimdi buna karşı hareketi, aralarındaki şahsî düşmanlığı millî işe karıştırdıklarını, Kemal Paşa’nın Dahiliye Nazırı’na yazdığı telgrafın şahsî intikamına milleti âlet edeceğini, daha bazı şahsiyâta taalluk eden sözlerle büyüyen dalgalar bana doğru köpüklerini gösteriyordu. (…) Sivas Kongresi’nde verilen kararların bazı hataları olmakla beraber, millî birlik tesisi için mühim esasları vardı.(…) Ben doğuda halk ile Sivas Kongresi arasında bir samimiyet bağı oldum ve iki tarafa fazla gittikleri cihetleri samimî olarak yazdım. M. Kemal Paşa’nın da ihtiram mevkiini gereği gibi tuttum.” (s.261)

Karabekir Paşa Erzurum ileri gelenleri ile yaşadığı olayları anlatıyor: “Zeki Bey daha açık yazıyor. Bu zât Erzurum Kongresi’nde dahi Gazi Paşa’ya, “kordonunu ve üniformanı çıkar da gel, diktatörlükten korkarım” demişti. Erzurum’da bulunduğumdan aynı sözleri söyleyen Erzurum delegelerini ve Müdafaa-i Hukuk’u az çok ikna ediyordum. İçlerinden bazıları Zeki Bey gibi daha tok sözle “Mustafa Paşa’ya sen kefil olarak bu vaziyete getirdin.(…) Diktatörlüğe göz yummam diyorsun. Halbuki bugün Erzurum Kongresi kararı feshedilmiştir. Yarın Sivas Kongresi kararının aynı akıbete uğramasından da endişe ediyoruz. Bu halin sırasıyle nereye gideceğini ve samimi başlayan işimizin, neye döneceğini kestiremiyoruz. Size olan kalbî bağlılık ve itimadımız olmakla beraber emr-i vâkilerin arkasından gelemeyiz”  diyenler oluyordu. (…) Açıkça onlar, M. Kemal Paşa’nın aklı estiği cihete hepimizi sürükleyeceklerinden korkuyorlar; ben de buna meydan vermeyeceğimi ve millî gayeye varıncaya kadar destek olacağım bir şahsiyetin Anadolu’ya gelmemesinden dolayı Kemal Paşa’yı tutmanın elzem olduğunu, onun da benim  doğudaki gücüme mecbur olduğundan endişeye mahal olmadığını, sonrası için de şahsen yine mukavemet edebileceğimi söyledim. Meselenin en mühim ciheti orduda aynı fikrin çalkanması idi.”( s. 276)

Kâzım Karabekir, İstiklâl Harbimiz, Emre Yayınları, 1993, İstanbul

07.06.2020, Kardelen / Ankara

Mehmet Yavuz AY                                                                                                                                                                                                                                                                                                                        

Paylaş