metrika yandex

HİÇBİR ERKEK HİÇBİR KADINI HİÇBİR SEBEPLE DÖVEMEZ!

Ayten DURMUŞ

16.03.2021

Bu satırları, Samsun-Canik’te sokak ortasında, boşandığı kocasından gördüğü şiddetten bayılmış bir kadının kafasını, küçücük çocuğunun gözleri önünde kaldırıp kaldırıp yerlere vuran, başını-bedenini tekmeleyen, yine de öfkesini teskin edemeyen, yine de baygın kadından hıncını alamayan azgının görüntüleri üzerine yazıyorum. Bu kişinin öfkesi karşısında herkes gibi ben de dehşete düştüm ve herkes gibi ben de kızlarımız-kadınlarımız adına korktum, titredim. Bu olayın şokunu Türkiye olarak atlatamadan Kocaeli’de kocası tarafından dövüldükten sonra bir odaya kilitlenerek iki gün aç-susuz bırakılan kadının morarmış yüzü ekranları doldurdu.

Bazılarının aklına hemen ‘darabehunne’ gelmiş olabilir. Bazıları da: ‘Bunlar sanki bu yaptıklarını, dindar olduklarından mı yapıyorlar?’ diyebilir, doğrudur. Bazıları ise ‘Sürekli "kadın cinayetleri" vurgusu, kadını erkeğe düşman etmeye çalışan bir sloganik medya propagandasıdır." şeklinde yersiz ve zamansız bir yorum da yapabilir.

Esasında ortada böyle üstünkörü açıklamalar yapılamayacak kadar ciddi bir sorun var. 2020 yılı raporuna göre ülkemizde, 2020 yılında erkekler tarafından 300 kadın öldürülmüş ve 171 kadın şüpheli şekilde ölü bulunmuştur. Bu kadınlar ya birinci derece erkek yakınları tarafından ya da eski/yeni kocaları tarafından öldürülmektedirler. Yaşanmakta olan bu korkunç durumun gerisinde kocaman bir sorun yok mudur? Bu sorunun sebeplerini çok yönlü olarak araştırmak gerekmez mi? Ülkemizin ve insanımızın alnına sürülen bu vahşetin lekesini temizlemek gerekmez mi? Bu kadar ağır bir lekeyi insanımıza sürmeye kimin hakkı olabilir? Biz bu muyuz?! İnsanımız bu mu?! Erkeğimiz bu mu?!

Yıllardır bu konuda -kendi çapında- yazıp çizen birisi olarak şu sonuca ulaştığımı açıkça söyleyebilirim: Müfsit geleneğin hafızası, ‘kocaların karılarını dövebileceği’ düşüncesini din adına kabul etmiş ve ayetlere de onaylatmıştır(?). İnsan eğitiminin %70’inin görmeye dayandığı düşünülürse insanlar, içinde yetiştikleri ailelerde ‘kadın ve şiddet’ konusunda ne görmüşlerse kendi oluşturdukları ailelerde de genellikle aynısını yapıyorlar.

Son zamanlarda sosyal medyada dolaşan, dış görünüşüyle ‘din adamı(?)’ imajı uyandırmayı hedeflemiş 20 kadar kişinin ‘kocanın karısına dayak atması’ konusundaki zekâ düzeylerini gösteren görüşlerinin toplanmış şekli bana da ulaştı. Hepsi: ‘Evet, koca karısını dövebilir.’ diyorlar. Kahrımdan güldüm. Esasında bunların hepsi, bu fetvayı aldıkları kutsadıkları rivayetlerin içinde, Hz. Nebinin şiddet gören bir kadın için kısas uygulattığını pekâlâ biliyorlardır. Ancak bu rivayeti, ittifak ettikleri tek içtihatları olan ‘kadın dövme’ konusundaki bir sürü ‘içtihatlar(?)’ ile nasıl tevil edeceklerini bilemediklerinden hiç gündeme getirmiyorlar. Bunlar, bu rivayete eklenen kısımla paçayı yırtacak mesnedi bulduklarını düşünüyorlar. O ek ise şöyle: ‘Bir erkeğe karısını neden dövdüğü sorulmaz.’. Öyle miymiş? Yaratıcının âlemlere rahmeti olarak gönderilen Hz. Nebi böyle mi buyurmuş? Buna inanıyor musunuz?

Bu konuda kullanışlı bolca rivayet de bulunmaktadır. Örnek: Daha yaşarken cennetle müjdelenen on kişiden biri olduğu rivayet edilen Zübeyr b. Avvam’ın eşi Hz. Ebubekir’in kızı Esma’nın ağzından nakledilen: ‘Zübeyr bizi döverken üstümüzde değnekler kırardı.’ rivayeti bunlardan birisidir. Rivayete göre, bu duruma ne Hz. Ebubekir itiraz etmiş ne de eniştesi ve inandığı Peygamberi itiraz etmiş. Demek ki durum karşısında dehşete düşmeye gerek yok. Kurgulanan rivayete göre demek ki Zübeyr’in bu durumu, onun cennete gitmesine de hiçbir zarar vermemiş. Bu rivayetleri kutsayarak nakledenler, babasıyla inandığı Elçi’nin hicreti sırasında yaptıklarını ‘zatunnitakayn’ diye avurtlarını şişirip ballandırarak anlatanlar acaba hiç düşünüyor mu Hz. Ebubekir’in kızı Esma, üstünde sopanın kırılması için ne yapmış olabilir? Böyle bir durum gerçekse acaba bu durum karşısında Hz. Nebi, Hz. Ebubekir, Hz. Ayşe ve kendisi sessiz mi kalmışlardır? Sırtında sopa kırılacak şekilde dayak yiyen ve buna babasının ve Peygamber’in hiç ses çıkarmadığı bir sahabe kadın, öyle mi?! Siz, Mücadele Suresi’ni nasıl okuyorsunuz? Hayal gücünüz, her yaptığınızı, Hz. Nebi dönemine taşıyacak kadar güçlüymüş demek ki! Değilse Abdullah b. Ömer’in: ‘Biz Hz. Nebi zamanında, hakkımızda bizi kınayan ayet iner korkusuyla kadınlara hiçbir şey diyemezdik. Hz. Nebi vefat edince artık bu korkumuz kalmadı, biz de kadınlara elimizi de dilimizi de uzattık.’ sözlerinin anlamı nedir öyleyse? Kur’an’ın görevi merdud Arap cahili geleneklerini, din kılıfıyla mevsuk duruma getirmek midir?

Vahyin ortaya koyduğu anlayışın zıttı bir kurgu oluşturmak az zaman almamış. ‘Erkeğin karısını dövmesi’ yüz yıllar içinde olgunlaştırılarak ittifak edilen en önemli içtihat olarak bir hak veya görevmiş gibi kitaplara yerleştirilmiş. Hanefi fakih ve müfessiri Ebubekir el-Cessas’ın (ö.370/981) tefsirinde, Hz Eyyub kıssasını ele aldığı ayetlere yaptığı yorum da bu konuya örnek verilebilir: Hz. Eyyub ile ilgili toplumda ve bazı kitaplarda bulunan mesnetsiz nakil ve yaygın İsrailiyyat rivayetlerini kitabına almıştır. Bu rivayetleri sanki vahiymiş gibi doğru kabul edip ilkeler çıkararak yorumladıktan sonra Nisa: 34’ten anladığı: ‘kocanın karısını, nüşûzundan korkarsa dövmesi gerektiği’ ilkesini, Sad:44 ile bir tık daha yukarıya taşıyarak: ‘erkeğin hiçbir sebep olmadan da karısını dövebileceği’ içtihadını ortaya koymuştur. Yani kadın, din adına, asla sorgulamadan ve karşı çıkmadan, yetersiz erkeklerin döverek kendilerinde güçlülük vehmetmelerini sağlayan bir stres topu olacak. İçtihat bu! Beğenirseniz! Hani deniliyordu ya, müçtehit yanılırsa bir, isabet ederse iki sevap var, diye... Bu ölçüye kim nasıl ulaştıysa artık?! Yani her durumda sevaba ulaşıyormuş içtihat eden kişi; hatta vahye tamamen aykırı yanlış düşünce ve geleneklerin asırlarca kadına yönelik şiddete, zulme dayanak olmasına sebep olsa bile…

Bir örnek de günümüzden: Yakın tarihte -ne yazık ki- çokça dinleyicisi bulunan bir hoca efendi(?) de ‘erkeğin karısını döverek deşarj olmasına, kadınların şükretmesi gerektiğini’ söylüyordu. Bu kişi, eğer erkek kadını döverek deşarj olmazsa üstüne ‘kuma’ geleceğini söyleyerek kadınları tehdit etmeyi de unutmuyordu. Çünkü ona göre kadın, kocasının her dediğini yerine getirmek zorunda olan birisidir ki esasında kölelik tanımı bile bundan daha hafiftir. Ona göre kadın, koca ne yaparsa yapsın boşanmayı kesinlikle düşünemez. Bu nedenle kadının şiddet gördüğü erkekten ayrılıp şiddet görmediği, düzgün huylu birisiyle yeniden evlenmek isteyebileceği, bu kişinin aklına bile gelmez. Erkek, o kadını aldı ya bir kere; zaten kadının boşanma gibi bir talebi de söz konusu olamayacağına göre bir anlamda artık kocanın ‘malı’ sayılabilir. Ona ne dilerse yapabilir. E ortada hem ‘Bir erkeğe karısını neden dövdüğü sorulmaz.’ rivayeti var hem de ‘erkeğin sebep göstermeden karısını dövebileceği’ içtihadı. İlahi buyruktan anlaşılan bu olduğuna göre artık ne kadının ailesinden biri, ne de bir başkası ‘karısını döven kocayı’ bu nedenle sorgulayamaz! Yoksa ayete-hadise karşı çıkılmış olur(!).

Dikkat edilirse bu rivayette, erkeğin karısını dövüp dövemeyeceği gibi bir husus üzerinde bile durulmuyor. Rivayette üzerinde durulan konu, bu ‘dayağı’ kimsenin sorgulamamasıdır. Çünkü onlara göre dövebilir, dövecektir; ‘darabehunne’ var kapı gibi. Anlayamıyorum, bunlar Kur’an’ı nasıl böyle okuyor ve nasıl bu sonuçlara ulaşabiliyorlar?

Hiç bir erkek, karısını veya bir başka kadını hiçbir sebeple dövemez ve bunu İslam’a dayandıramaz. Hiç kimse, kendi zayıflık, eksiklik ve güçsüzlüklerini tedavi için gerek duyduğu kaba kuvvet tatminine, İslam’dan mesnet arayarak kendini aklamasın. Başlığa baktığında kimilerinin akıllarına hemen Nisa: 34 ayeti gelmiş olabilir. Sakın ola kimse kendi kişilik zaaflarını Nisa 34’te geçen ‘darabehunne’ye de dayandırmasın. Nisa suresi, baştan sona kadın haklarını savunan bir sure olarak vahyedildiği halde, ne kadar tahrif edildiğine bakınız ki aradan geçen yüzyıllar içinde kadına zulmün kaynağı durumuna getirilmiş. Şimdi miras hakları, evlilik sorumlulukları, geçimsizlik gibi durumlardan söz edilen bağlamda Nisa Suresi’nin 34. ayetini birlikte yeniden bir daha okuyalım:

NİSA SURESİ, 32-36. AYETLER ve DARABEHUNNE

وَلَا تَتَمَنَّوْا مَا فَضَّلَ اللّٰهُ بِه۪ بَعْضَكُمْ عَلٰى بَعْضٍۜ لِلرِّجَالِ نَص۪يبٌ مِمَّا اكْتَسَبُوا وَلِلنِّسَٓاءِ نَص۪يبٌ مِمَّا اكْتَسَبْنَۜ وَسْـَٔلُوا اللّٰهَ مِنْ فَضْلِه۪ۜ اِنَّ اللّٰهَ كَانَ بِكُلِّ شَيْءٍ عَل۪يماً ﴿٣٢﴾

32.Allah’ın verdiklerinden; bazınız bazınıza verdiklerini istemeyin. Erkekler için hak ettiklerinden bir pay, kadınlar için de hak ettikleri şeyden bir pay var. Allah’ın lütfundan isteyin.  Muhakkak ki Allah her şeyi bilmektedir.

وَلِكُلٍّ جَعَلْنَا مَوَالِيَ مِمَّا تَرَكَ الْوَالِدَانِ وَالْاَقْرَبُونَۜ وَالَّذ۪ينَ عَقَدَتْ اَيْمَانُكُمْ فَاٰتُوهُمْ نَص۪يبَهُمْۜ اِنَّ اللّٰهَ كَانَ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ شَه۪يداً۟ ﴿٣٣﴾

33. Ana, baba ve yakınların mirasından, her biri için mirasçılar belirledik. Akitler yoluyla elinizin altında bulunanlara/sorumlu olduklarınıza paylarını verin. Muhakkak ki Allah her şey için tanıktır.

اَلرِّجَالُ قَوَّامُونَ عَلَى النِّسَٓاءِ بِمَا فَضَّلَ اللّٰهُ بَعْضَهُمْ عَلٰى بَعْضٍ وَبِمَٓا اَنْفَقُوا مِنْ اَمْوَالِهِمْۜ فَالصَّالِحَاتُ قَانِتَاتٌ حَافِظَاتٌ لِلْغَيْبِ بِمَا حَفِظَ اللّٰهُۜ وَالّٰت۪ي تَخَافُونَ نُشُوزَهُنَّ فَعِظُوهُنَّ وَاهْجُرُوهُنَّ فِي الْمَضَاجِعِ وَاضْرِبُوهُنَّۚ فَاِنْ اَطَعْنَكُمْ فَلَا تَبْغُوا عَلَيْهِنَّ سَب۪يلاًۜ اِنَّ اللّٰهَ كَانَ عَلِياًّ كَب۪يراً ﴿٣٤﴾

34. Erkekler, kadınları, Allah’ın kimine kiminden farklı ölçülerde verdiği mallardan harcamaları yoluyla geçindirirler/kavvamdırlar. İyi kadınlar (Allah’ın buyruklarına) uyarlar. Allah’ın koruduğu şeyleri, kimsenin görmediği durumlarda da korurlar. Nüşûzundan/Ayrılıp gitmesinden korktuğunuz kadınlarla konuşun, onlarla yataklarınızı ayırın, (düşünmeleri için) onları bırakın/darabehunne. Eğer kadınlar, evliliği gönüllüce sürdürmek ister ve uyum sağlarlarsa onların aleyhine yol aramayın; Allah kesinlikle tek yücedir, tek büyüktür.

(Bağlam miras paylaşımıdır. Kavvamlık da bir erkeğin yakınlarından, onun bakımına ve korumasına muhtaç olan kız çocuklar, bekâr ve dul kadınlara karşı infak etme yani geçindirme görevini ifade eder: وَبِمَٓا اَنْفَقُوا مِنْ اَمْوَالِهِمْۜ. Yani: Kavvam oluşunuz nedeniyle onlar için harcayacaksınız, denilmektedir. Bu kavramın anlamı, yüz yıllardır yazılıp söylendiği gibi kadınların başına ‘polislik, valilik, yöneticilik, müfettişlik’ değildir. Bu ayette de geçen ‘vadribuhunne’  وَاضْرِبُوهُنَّۚsözcüğündeki darabe Kur’an’ın hiçbir yerinde ‘dövmek için vurmak’ anlamında kullanılmamıştır. Kur’an’da dövmek eylemi, Nisa:3: فَاجْلِدُوا كُلَّ وَاحِدٍ مِنْهُمَا مِائَةَ جَلْدَةٍۖ  ayetinde (ikisinden her birine 100 sopa vurun) ve yine Nisa:4:  فَاجْلِدُوهُمْ ثَمَان۪ينَ جَلْدَةً (80 sopa vurun) ayetlerinde olduğu gibi celde sözcüğü ile karşılanır. Kur’an, yakınlık derecesi ne olursa olsun bireyin bireye cezasına izin vermez. Zina suçunda bile bu durumu ortaya koymuştur. Cezaya ancak Kur’an buyruğuyla karar verilir ve onu da devlet uygular. Nüşuz sözcüğü ise Kur’an’da Mücadele: 11: انْشُزُوا: ayrılıp gitmeyi; Bakara: 259: نُنْشِزُهَا birbirinden ayrı varlıkları yan yana getirmeyi ifade eder. Nisa: 34’te ise kadının ayrılmak düşüncesi anlamında kullanılmıştır.)

وَاِنْ خِفْتُمْ شِقَاقَ بَيْنِهِمَا فَابْعَثُوا حَكَماً مِنْ اَهْلِه۪ وَحَكَماً مِنْ اَهْلِهَاۚ اِنْ يُر۪يدَٓا اِصْلَاحاً يُوَفِّقِ اللّٰهُ بَيْنَهُمَاۜ اِنَّ اللّٰهَ كَانَ عَل۪يماً خَب۪يراً ﴿٣٥﴾

35. Eğer karı-kocanın aralarının (tamamen) açılmasından (ve ayrılmalarından) korkarsanız, erkeğin ailesinden bir hakem ve kadının ailesinden bir hakem gönderin. Eğer o ikisi, (iki eş veya iki hakem) arayı düzeltmek isterlerse Allah aralarını bulur. Allah sınırsızca bilen, (yaptıklarınızdan) haberi olandır.

وَاعْبُدُوا اللّٰهَ وَلَا تُشْرِكُوا بِه۪ شَيْـٔاً وَبِالْوَالِدَيْنِ اِحْسَاناً وَبِذِي الْقُرْبٰى وَالْيَتَامٰى وَالْمَسَاك۪ينِ وَالْجَارِ ذِي الْقُرْبٰى وَالْجَارِ الْجُنُبِ وَالصَّاحِبِ بِالْجَنْبِ وَابْنِ السَّب۪يلِۙ وَمَا مَلَكَتْ اَيْمَانُكُمْۜ اِنَّ اللّٰهَ لَا يُحِبُّ مَنْ كَانَ مُخْتَالاً فَخُوراًۙ ﴿٣٦﴾

36. Allah’a kulluk edin, ona hiçbir şeyi ortak koşmayın. Ana-babaya, yakınlara, yetimlere, yoksullara, yakın komşuya, uzak komşuya, arkadaşlara, konuklara ve sorumlu olduklarınıza güzellikle verin. Allah, kendini beğenen ve böbürlenen kişiyi sevmez.”

Evet, İslam, gerçekten de ruhun ve kalbin şifasıdır. Ben Allah’ın bu ilke ve buyruklarına gönülden inanıyorum. Kendim için, kızım için, ülkemin tüm kadınları için yukarıdaki ‘İlahî ilke ve buyruklara’ razıyım. Dünyanın tüm kadınları, bu ilkelere sahip bir dine, ‘Bu din gerçekten Allah’ın dinidir.’ diyerek iman edebilir. Fakat sizin tahrif edilmiş din telakkinize -dışarıyı bırakın- evinizdeki kadınlar ve kızlar bile -aklettikleri takdirde- iman etmeyeceklerdir. Sizin Allah katında, zamanlar ve zeminler üstü geçerli olan tek din İslam’ı bu duruma getirmeye ne hakkınız var?!

Yorum Ekle
Yorumlar (26)
Pınar Açıkgöz | 04.04.2021 18:04
Allah razı olsun Ayten hanım.Maddi manevi güç kuvvet ve kolaylık versin Rabbim.
mehmet ali | 02.04.2021 15:42
Tefsir konusunda yetkin değilim, darb, daraba mevzuuna da girmeden; Kur'an'a bütüncül bakılırsa erkek ve kadın (insan) çoğu yerde birlikte geçer ve kardeşlik öne çıkarılır. İslam öncesi hem arap hem diğer coğrafyadaki günlük yaşam, inanç, kültürler bilinmeden vahyin indiği zamanki durumu ve sonrasını analiz yapmak çok zor! Kadını özgürleştiren islam erkeğe padişahlık vermiş midir? Buna bakmak lazım..
Ayten Durmuş | 29.03.2021 23:01
Bu zor konuda, değerli görüş ve eleştirilerini paylaşmak nezaket ve zahmetini gösteren tüm değerli okuyucularıma çok çok teşekkür ederim. Görüşlerin farklılık arz etmesi, insanlıkla yaşıttır. Yazının sınırları vardır. İlim de bildiklerimizden ibaret değildir. İlim ve hikmeti arayanlardan olmak, akıllı kişi işidir. Bu bağlamda uzun değerlendirmeleriyle bu konuya katkı sunan Reşat Bey ve Yıldız Hanıma özellikle teşekkür ederim. Selamlarımla...
Yıldız Şenoğlu | 29.03.2021 22:39
Ben Ayten Hanımın avukatı değil, yalnızca bir din kardeşiyim. Bu kadar güçlü bir kalemin benim avukatlığıma ihtiyacı olmadığı hususu da tarafımca bilinmektedir. Yazdığım tüm yorumların sorumluluğu da yalnızca bana aittir. Içiniz rahat olsun Reşat Bey. Siz sorduğum sorulara "evet" dediginizde söylediğim ve söyleyeceğim tüm sözler hükmünü yitirdiğinden kısır döngülük bir durum da kalmadı. Zaten de yoktu. Ben bir soru sordum. Siz de cevap verdiniz. Cevabınızla bana tüm sözlerin tükendiği yerde olduğumu farkettirip yazdıklarıma da beni pişman ettiniz. Ama insanoğlu işte ... hata yapmak en değışmez huyumuz olmuş. Tövbe estağfirullah diyor ve yorunlarinıza yönelik yazdığım yorumları burda noktalıkyorum. Selametle .... Sevgili Ayten Hocam... Bir enkazın içinden yara bere almadan çıkılmıyor. Rabbim yardımcınız olsun. Kaleminize ve kalbinize kuvvet. Aldığınız tüm yaraları din kardeşleriniz açmış olsa da ümitvar ve müsterih olunuz. Dualarımız sizinle . Sevgi ve Muhabbetle Hocam.
Reşat YILDIZ | 29.03.2021 16:41
Sevgili Her Taraf haber sitesi müdavimi arkadaşlar; Logosu Haç işaretini çağrıştırsa da bu sitede takip ettiğim değerli kalemlerimizin varlığına istinaden, acaba bizim cenahta nelerin olduğuna dair merakımla zaman zaman zihin jimnastiği kıvamında okumalar ve yorumlar yapıyorum. Her Taraf ismiyle müsemma olması gerekirken tek sesli modern batı müziğinden başka yorumlara, seslere yabani nazar fevkalade nahoş. Yazarlıktan icazetli kardeşlerimizden feyz almak ve itiraz etmek hakkımız olsa gerek. Bu yazarlar kendilerini ve fikirlerini savunmakta acizler mi ki de diğer yorumcu arkadaşlar kendilerine avukatlık payesi çıkarıyorlar ya da durumdan vazife çıkarıyorlar? Birer okuyucu olan bizler birbirimizi şahsen tanımıyoruz ve ihtimal odur ki ahirette karşılaşmamızın hoş olması için meseleleri kişiselleştirmeden, elimizde bulduğumuz şablonlarla yaftalamadan, bir diğer ifadeyle yazarın görüşlerini muhatap almak daha yerinde olacaktır diye düşünüyorum. Aksi halde cevap hakkı doğuyor. Kişiler arası mesajlaşmalarda azgın ve çirkin nefislerimizin devreye girmesiyle, saldırı, savunma merkezli kısır döngüye giriyor. Ve şimdi Abdullah kardeşimin bana hitaben kullandığı yargılara: saygıya, edebe, seviyeye, aklı selime ve net olmaya mugayir ve de felsefe yaptığım sanrısına dair işaretleri bana gösterirseniz umulur ki benim de aklım başıma gelir, ayağım yere basar da ilmi delileriniz ve yorumlarınızla seviye kazanırız ya da bu düşük seviyemin hoş karşılanmadığı bu sitede bir daha yorum yazma hakkımdan feragat ederim.
Yıldız Şenoğlu | 29.03.2021 16:18
Reşat Bey'e: Sırf bir hakikati dillendirdigi halde karşı koro ile aynı sesi çıkarmayacağım diye verdiğiniz bu cevaptan sonra size cevap verdiğime de pişman oldum kardeşim. Size artık ne söyleyecek bir sözüm ne de bir itirazım var. Sizi affetmeye de ne arzum ne de yetkim var. Sizi indirdiği din hakkında suizanda bulunduğunuz bu mübarek saf temiz duru ve merhamet yüklü dinin sahibi affetsin. NITEKIM ne diyordu Rabbimiz : Allah adına yalan uydurandan daha zâlim kim olabilir? Onlar Rablerinin huzuruna çıkarılacak; şâhitler de: “Rableri adına yalan söyleyenler işte bunlardı” diyecekler. Haberiniz olsun ki, Allah’ın lâneti zâlimlerin üzerine olacaktır. Sırf bana muhalefet olsun diye de sorularıma evet diyebildiyseniz o zaman da bunu cevabı vermenize sebep olan yorumlarım için Allah ben affetsin. VESSELAM...
Reşat YILDIZ | 29.03.2021 12:47
Yıldız Hanım'a: Yüce Rabbinizi şahit tuttuğunuz cesur bir kalem ve kalbe; sözlerin en güzeline uymayı kendisine şiar edinmiş birine; teslim oluyor ve dahi İnsani duruşunu da iyi ki kaybetmiş vicdansız liyakatsiz biri olarak sorularınıza cevabım affınıza muhtaç cahilane, naçizane evettir vesselam.
Abdullah Piroğlu | 29.03.2021 11:06
Yazı ilk okuduğumda belli oranda itirazlar gelmesini bekliyordum. Ancak beklediğim; aklı başında, ayağı yere basan ve ilmi bazı deliller veya yorumlar getirilerek veya bazı meal ve tefsirlerden alıntılar yapılarak seviyeli bir itiraz ve tartışma ortamı oluşabileceğini idi. yorumlara baktığımda ise Reşat Yıldız ismi ile yapılan bir itirazın olduğu görünüyor görünmesine de sanırım bu itirazı yapanın da neye itiraz ettiğini bildiğini pek sanmıyorum. bazı kelimeleri yan yana getirerek felsefik takılmaya çalışılmış da burası orası değil. Farklı yaklaşımlar, itirazlar, karşı söylemler elbet mümkün ve olması da gerekir. Ancak saygıyla, edeple, seviyeyle, aklı selimle ve net olarak. Felsefe yaptığını sanarak değil. Yazık, üzüldüm doğrusu...
Yıldız Şenoğlu | 28.03.2021 22:46
Reşat Bey'e: Cevabıma son cümlenizden başlayayım. Soruları sorarken cesaret ve güvence aldığım yeri sorgulamamı tavsiye etmişsiniz. Sağolun. Bu soruları sorarken cesaret aldığım yer vicdanınadır. Cevabınıza bakp vicdanımı dürüstçe sorgulandığımda ise ona sonuna kadar güvenebilecegimi görmek bana iyi geldi. Buna sebep olduğunuz için size küçük bir teşekkürü borç bilirim. Ölümlü cevap veremeyeceğiniz zannıyla sorduğum sorularda hakkınızda hüsnü zan yaptığım doğrudur. Insani duruşunu kaybetmemiş hiç kimse bu sorulara olumlu cevap vermemelidir, vermemelidir çünkü. Ben hakkınızda hüsnü zan yaptım ama siz Ayten Hanımla ilgili olarak yazdığı yazıyla alkış almak kaygısında olduğunu, islama hizmet etmeyen bir koroya dahil olduğunu söyleyerek Ayten Hanım hakkında su-i zan yapmışsınız. Hangimizin yaptığı doğru ? Cevabı vicdanınıza bırakıyorum. Yorumunuzun diğer kısımlarına da gelince sorduğum soruya direk cevap vermek yerine lügat parçalamışsınız. Size soru sorarken cesaret aldığım vicdanım ısrarla size bir hakikati hatırlatmamı telkin ediyor. Kendisini susturamıyorum. Şöyle ki : Mensup olduğum bu dinde ehliyete değil liyakata bakılır Reşat Bey. Bu sebeple hakikati kimin dillendirdiğine değil, ne söylediğine bakmak islami şiarımdır. Nefret söylemiyle başka kaygılar taşıyarak Islama hizmet etme kaygısı taşımayan gruplar da bir hakikati dillendiriyorsa ben o hakikati alır vicdani muhasebesini yapar, gerektiğinde de alkışlarım. Bu konuda da aynaya bakmaktan çekinmem. Hani ne diyordu Rabbimiz : Müslüman odur ki her sözü dinler güzeline uyar. Gelelim sorduğum sorulara. Vicdanınızda bu meseleyi cesaretle tartmanızı ve insani duruşunuza güvenerek kısa ve net cevaplar vermenizi büyük bir heyecanla halen beklemekteyim. Lütfen lügat parçalamadan...derdimiz lügatımızı yarıştırmaksa bunu başka bir platformda rahatça yapmaktan da imtina etmeyecek cesur bir kaleme ve kalbe sahip olduğuna da Yüce Rabbim şahittir. Soruları tekrar yazmama hacet yok sanırım değil mi?
Reşat YILDIZ | 26.03.2021 21:29
Yıldız Hanım’a: Siparişini benim vermediğim halde önüme servis edilen menüye karşı tepkim bu yemeğin bileşenlerini merak etmek, nerede, nasıl ve kim tarafından pişirildiğinden emin olmak mı; yoksa dolmayı yutmak, hapı yutmak, oltaya düşen sazan olmak mı? İslam’a hizmet etmek amacına matuf kurulmadığı herkesçe malum şer-güç odaklarının kurduğu koroya, güftesi “Şiddete Hayır” başlığı altında, şiddet ve nefretle bestelenip söylendiği, alkış garantili ve müşteri memnuniyeti esas alan koroya aynaya bakmadan fahri üye olma ihtimali bile utandırır beni Rabbimden ve Peygamberimden. Gelelim olumlu cevap veremeyeceğim zannıyla sorduklarınıza; bunları bana sorarken, cesaret ve güvence aldığınız kaynağı sadece dürüstçe sorgulamanızı saygılarımla Rica ederim.
Yıldız Şenoğlu | 26.03.2021 00:43
Genel olarak herkese de bir sorum var. Bizler bu dini tebliğ etmekle yükümlüyüz. Eğer bu iddiada isek nasıl olur da birilerinin dövülmesinin mazur görüldüğü, tavsiye edildiği, hikaye edildigi veya başka bir deyimle emredildiği bir dine insanları davet edebiliriz ?
Yıldız Şenoğlu | 26.03.2021 00:36
Reşat beye bir sorum var. Babanız annenizi dini bir gerekçeyle dövebilir mi? Döverse siz bundan memnun olur musunuz? Ya da kızınız var mı bilmiyorum ama kocası kızınızı yine dini bir gerekçeyle dövebilir mi? Ya da soruyu şöyle sorayım. Sizden daha güçlü biri dini bir gerekçeyle sizi dövse, gönül rızasıyla o dine mensup kalabilir misiniz?
Musade | 22.03.2021 23:36
İslam 'ın meseleleri islam 'ın oluşturduğu toplum yapısında konuşulur. Kapitalist,laik eğitim ile biçimlenmiş,şekillenmiş, ahı gitmiş vahı kalmış bir toplumda kuran ve sünnet ten deliller ile meselelere çözüm arıyoruz bu kafa ile daha çok ararız.ateist,kapitalist,seküler şımarıklığın, faturasını iskana,müslümana yıkarak çözümü dinde arıyoruz. Bu toplum islam ahlakı ile mücehhez olduğu içinmi bu sorunlar var?
Reşat YILDIZ | 22.03.2021 22:34
Sn. Yunus Emre Doğan Bey kardeşime sorular: 1- Kestiğim ahkâmda vahiyle doğrulanmayan görüşlerim nelerdir? 2- Her söylediğimin yanlış olma ihtimali oransal olarak yüzde kaçtır ve bunu nasıl yakaladınız? 3- Düşünmeden doğruya ulaştığımı nasıl anladınız? Ya da doğruya hep böyle benim gibi düşünmeden mi ulaşılır? Ya da ulaştığım doğrulara düşünmeden ulaştığımı ne kadar düşündünüz? 4- Ancak hangi konuları Hak batıl zeminine taşımalıyız sizce? 5- Baktığınız pencereden yazdıklarım gerçekten yalın kılıç mı? bir itiraz mı? 6- Erkek; yani dövme fiilinin faili olan ben kadın konusuna sağlıklı yaklaşamazken acaba bir başka erkek olan siz nasıl yaklaşabiliyorsunuz? ya da siz sağlıklı yaklaşabiliyor musunuz? ya da dövme fiilinin mefulü olan kadınlar bu konuya sağlıklı yaklaşabiliyorlar mı? 7- Bu konuyu hiç bir erkeğin gözünden hiç okudunuz mu? 8- Hangi çabada olduğumu size anlatabilmek ve bu zorluğu giderebilmek için size nasıl yardımcı olabilirim acaba? 9- Yazarın başlığını tersine çevirmeye cüret edebilecek birileri var mı? 10- Yazarın itiraz ettiği bu kişiler kimler acaba? Ya da mezkur ayetlerin nüzulünden 1440 küsur sene sonra ancak Bu hanım yazarımıza ayan olmasının hikmeti nedir acaba? Ya da daha başka hangi ayetler var sırrı ifşa bekleyen? 11- Yazar Hanım itiraz hakkını sizce kimden, nereden alıyor? Yani naçizane mahrumu, muhtacı olduğumuz ilham kaynağı ne? 12- Sözlerimi değerini ölçebilen cihazatınızın istiap haddi nedir? 13- Bu benim görüşlerimde olmayan İslam size göre özetle nedir ve nereden nasıl öğrenebilirim? Güzel kardeşiniz ve erkek olan benden güzel erkek kardeşime, erkekçe cevap bekleyen sorular. Şimdiden teşekkürler.
Yunus Emre Doğan | 22.03.2021 17:05
Sn. Reşat Yıldız, görüşleriniz vahiyle doğrulanıyor gibi ahkam kesmişsiniz. Kimbilir belki de her söylediğiniz yanlıştır. Böyle düşünmeden doğruya ulaşamazsınız. Neden bu konuyu hak batıl zeminine taşıyorsunuz güzel kardeşim. Kadın dövme bu toplumda yok mudur? Eğer varsa ki var, bu yalın kılıç itiraz neden? Hem siz erkeksiniz, kadın dövme konusuna sağlıklı yaklaşamayabilirsiniz. Bırakın da bu konuyu bir de bir kadın yazarın gözünden okuyalım. Siz neyin çabasındasınız anlamakta zorlanıyorum. Yazarın başlığını tersine çevirelim: KOCA, KARISINI, HER SEBEPLE VE SEBEPSİZ DÖVEBİLİR, diyen kişilere itiraz ediyor. Ayten Hanım bu itirazında haklı değil midir? Değildir, diyerek bu görüş mensubu iseniz sizin sözünüzün benim için bir değeri yoktur. İslam, bu değildir...
Reşat YILDIZ | 21.03.2021 23:24
Sözlerimiz, söylemlerimiz, eylemlerimiz, amellerimiz ve dahi emellerimiz kimin kulu olduğumuzu, kimi Rab edindiğimizin, kimden gelen emirlerin memuru olduğumuzun göstergesi iken, bunun sonucu olarak bu söylem ve eylemlerimizdeki samimiyetimiz Rabbimize olan ihlasımızın da göstergesi iken, Bu ihlasımız rıza bulmuşsa ilahımızdan, dünyada ve ahirette hedefimiz huzura kabule hazır mutmain bir kalbe uluşma arzusu olacakken, kim adınadır, nedir bu öfke? Yukarıda mezkûr ama yukarıca kabulü meçhul her satırda aidi olmadığımız edna dünyanın, gayri İslami hayat tarzından mülhem sorunlara yaklaşımlar ve çözümler elbette gayri Müslüm dünyadan paha biçilmez bir rıza ve alkış tufanı alacak türden eda, nida, sözleri ve sloganları okuyunca, Şeytanın aldatma tuzaklarındaki çeşitliliği yeniden fark etmemek, korkmamak, endişe etmemek, şükretmemek mümkün mü? Etrafımızda cereyan eden her hadise ilahi kalemle yazılmış bir senaryo ya da mizansen iken figüranların saçmalıklarına ve saçmalamalarına aksu seda isyan acaba neye nisyan? Bize düşen kulluğun gereği, “işittik, doğruladık, itaat ettik “ dedikten sonra Allah’ın verdiği akıllarla akıllanmak ve donanmak iken, nedir bu bize buyruk veren makama en hafif ifadeyle mağrur akıl öğretme, akıl verme cüreti ve cehaleti? Vesselam...
Reşat YILDIZ | 21.03.2021 08:21
Yukarıda bahse konu haberleri avuç ovuşturarak bekleyen ve İslam'a olan düşmanlıklarını "kadına şiddete hayır" sloganı altında kusanları anlamakta hiç zorluk çekmedim ve gayri müslüm dünyadan aldıkları alkışları da manidar buldum. Öte yandan şimdiye kadar ben bu tür olumsuzlukları icra edenlerin Kuran'dan feyz aldığına dair de hiç bir haber okumadım görmedim. Peki o zaman nedir sizdeki bu öfkenin kaynağı? kim adına kimi kurtarmaya ve temize çıkarmaya çalışıyosunuz?
Abdullah Piroğlu | 17.03.2021 10:30
Dayak da dahil olmak üzere şiddetin her türlüsü zulümdür. ister erkekten kadına, ister kadından erkeğe. isterse de hemcinsler arasında. zulüm cinsiyet ayırmaz. evet günümüzde erkeklerin kadınlara uyguladığı şiddet herkesin malumu ve bu durum kabul edilemez. hele bu durumun dine mâl edilmesi ve buna çanak tutan zihniyet ise hiç kabul edilemez. konu ile ilgili yerinde tespitlerinizin muhataplarına ulaşması ve doğru anlaşılması temennisi ile... (Bu bağlamda aslen kendileri zalim olan bir kısım medyanın, bu kabul edilemez durumu çok daha farklı amaçları için kullanmaları konusunda da duyarlı ve ferasetli olmak gerektiği kanaatindeyim.)
Nurten Biçer | 16.03.2021 19:23
Ayten Hocam, kaleminize, yüreğimize sağ lik.Rabbim ilimizi arttırsın
Mumtehine inanır | 16.03.2021 18:50
Dayakla yola gelen bir kadın veya erkek veya bir çocuk gördünüz mü. ..yok. .sadece kin ve nefreti artırır. ..karıncayı incitmeyen zihniyetin, kadına dayağa konu gelince aslan kesilmesi ne yaman çelişki. ...bu yara ancak vahiyle kapanır. ..ondan yüz çeviren nasipsizlerin veya nefsine göre okuyup yorumlayanlarin Allahın muradına göre vahyi okuma zamanları ne zaman gelecek acaba. ...kadın olarak diyorum .Rabbim bana kimseye dayak attirmaz...ben Onun yarattığı bir kulum ...Allah kuluna zulmedilmesinden razı olmaz razı olmayacak da. ..
Nurten Biçer | 16.03.2021 18:27
Ayten Hocam,bu yazınız bir uyanışa vesile olur inşallah , Rabbim ilimizi arttırsın
Nurten Biçer | 16.03.2021 18:26
Ayten Hocam,bu yazınız bir uyanışa vesile olur inşallah , Rabbim ilimizi arttırsın
Gülsüm Erişen | 16.03.2021 16:08
Benim oğlum uluslararası imam hatip lisesine gidiyor ve ortaokul dahil 8 yıldır din dersi öğretmenlerinin tefsir ettiği "kadın dövülür"
Betül Öztürk | 16.03.2021 13:43
Toplumumuzun derdine ses olmuşsunuz Ayten hocam. Kalemize, yüreğinize sağlık. Şiddetin her türlüsünün yaşandığı bu zaman diliminde bu saydıklarınıza sebep en çokta kadın nasibini alıyor. Oysa ki Ben müslümanlardanım diyen! İlahi ilke ve buyruklara' temiz akıl ile yaklaşanlar bir kadını değil karıncayı dahi incitmeyi 'Rabbi incitme 'korkusu sayar ve cesaret edemezler... Düşünen, akleden ve samimiyetle hayata geçirenlerden olma duasıyla...
Yıldız Ferda Akbaş | 16.03.2021 13:01
Çok acı gerçeklere, doğru ve güzel cevap olan bir yazı emeğinize yüreğinize sağlık Allah razı olsun.
Sultan Ölçek | 16.03.2021 12:48
Kendi eksikliklerini kadın üzerine baskı kurarak yada toplum baskısı töre, gelenek adı her ne ise, dayandırarak bir de İslam’ı alet ederek kadına şiddete dur demenin vakti gelmedi mi?