metrika yandex
  • $32.14
  • 34.92
  • GA17500

Ailede Paradigma Değişiyor mu?

AHMET GÜRBÜZ
24.09.2023

 

‘Devleti Korumak Aileyi Korumakla Mümkündür’ başlığıyla 06.09.2021 tarihinde yine bu sütunda bir yazı kaleme almıştım. Başlığı Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 2019 yılında 7. Aile Şurasının açılış konuşmasında bir cümleden iktibastı. O konuşmada Sayın Cumhurbaşkanı neslin muhafazası, milletin selameti ve devletin bekası için ailenin önemine dikkat çekiyor, ulusal boyutta büyük bir farkındalık adımı atıyordu.

19 Eylül'de Birleşmiş Milletler (BM)’in 78’nci Genel Kurulunda dünya liderlerine hitap eden Erdoğan vites yükselterek, habis bir ur gibi toplumları içten içe çürüten sapkınlıkları hedefe koyup, uluslararası bir adım atarak, bu çağrıyı dünya gündemine taşımıştır.

BM kürsüsünde küresel iklim krizi, afetler, savaşlar, ekonomik dar boğaz, KKTC'nin tanınması gibi konuları gündem yapan Cumhurbaşkanı; "Aileye ve aile müessesesine sahip çıkmak; insana ve tüm insanlığın istikbaline sahip çıkmak demektir. Giderek artan küresel dayatmalar karşısında tüm dostlarımızı aile müessesesinin korunmasında hassasiyet göstermeye çağırıyorum" ifadeleriyle diğer liderlerden ayrılarak, insanlık adına bir yaraya parmak basmıştır.

Gazetecilerle yapmış olduğu sohbette LGBT'nin küresel ifsat planlarını bozmak için ellerinden geleni yapacaklarını vurgulayarak; "Aile kurumunu anayasal güvence altına almakta kararlı” olduklarının altını çizdi.

Peki, ülkemizde aile zaten anayasal güvence altında değil mi?

Aslında öyle. Ama mevcut Anayasa'nın 41. Maddesinde; “Aile, Türk toplumunun temelidir ve eşler arasında eşitliğe dayanır” ifadeleri yer almaktadır. Hatta maddenin devamında “aile planlamasının öğretimi ile uygulanmasını sağlamak” dahi anayasanın teminatı altındadır.

Cumhurbaşkanının stratejik bir plan çerçevesinde “en az üç çocuk” tavsiyesini tiye alanlar, Afganlar ve sığınmacılar üzerinden korku pompalayıp, algı üretmeye çalışıyorlar, yazık.

Anayasada ‘eşler arasında eşitliğe’ dayandırılan aile tanımında ‘eşlerin’ cinsiyetine değinilmemesi, toplumsal cinsiyetçi LGBT’cilerin ekmeğine yağ sürmektedir.

Bütün semavi kaynaklar gibi Kur’an- Kerim’de aileyi dişi ve erkek bireylerin birlikteliği şeklinde görür, bunu fıtri ve tabii bir kanun olarak ibka eder, yaratılış ve varoluşun temeline yerleştirir. (Hucurat 49/13)

İnsanlık tarihinde toplu helakla neticelenen ibretlik, lokal, sapkın yönelişler mevcuttur ama coğrafyanın hiçbir yerinde kurumsal manada eşcinsel evliliklere rastlanılmamıştır. Bu, modern, global bir sapıklıktır.

“Kaynaş(ıp huzura kavuş) manız için size kendi (cinsi) nizden zevceler yaratması ve aranıza sevgi ve merhamet koyması O’nun (kudretinin) delillerindendir. Şüphesiz ki bunda düşünen bir toplum için elbette ibretler vardır.” (Rum 30/21)

AK Parti’nin seçim beyannamesinde yer alan ve Cumhurbaşkanının da yeni dönem için işaret ettiği anayasa değişikliğinde, aile tanımı netleştirilerek; “kadının ve erkeğin birlikteliğinden oluşan aile kurumu” şeklinde bir çerçeve tasarlanmaktadır.

‘Aile Koruma Kalkanı’ projesinin de yer aldığı, 486 sayfalık hacimli bir kitap formatındaki mevzubahis seçim beyannamesinde bir araştırmacı erinmemiş saymış; aile 228, kadın 160 ve çocuk 209 yerde zikredilmekteymiş.

Bu bilgi şunun için önemli; aile konusu tartışılmaya başladığı zaman sanki kadın dışlanıyor, değersizleştiriliyor, ailenin haricinde bir konuymuş gibi mülahazalarla, gereksiz ve anlamsız bir gürültü koparılıyor. Bu şekilde dile getirilen taleplerin de otomatikman ithal, küreselci dayatma gibi yaftalanmasına sebep oluyor. Kadının ailedeki konumunu Cengiz Han’ın şu sözü ne güzel özetliyor: Ben sizin Hanınızım, (eşini işaret ederek) o da benim Han’ım.

Keşke karşılaştığımız her sorunda tercüme, kopya, taklit çözümler yerine; kendi dil, kültür ve değerlerimizle çözümler üretebilsek. Anti parantez, bilimsel ezikliğimiz için de aynı temenniyi paylaşıyorum.

Bu mevzunun tartışıldığı ortamlarda sık sık Macaristan örneği gündem olmaktadır.  2020’de Macar Başbakan Orban liderliğinde yapılan anayasa değişikliği ile aile tanımı yeniden oluşturularak şu ifadelere yer verilmişti:  “Macaristan, bir erkek ve bir kadın arasında gönüllü karar temelinde oluşturulan evlilik kurumunu ve ulusun hayatta kalmasının temeli olan aileyi korur. Aile ilişkisinin temeli evlilik ve ebeveyn-çocuk ilişkisidir. Anne kadın, baba ise erkektir.” Bu değişiklikle Macaristan’da aynı cinsten eşlerin evlat edinmesi yasaklanmıştı.

Macaristan Avrupa Birliği (AB) üyesi olmasına rağmen İstanbul Sözleşmesini de onaylamamıştı. Sözleşme, Macar hükümeti tarafından 2014'te imzalanmış, parlamentoda onaylanmadığı için yürürlüğe girmemişti.

Türkiye’de ilk imzacı ve ilk onaylayıcı ülke olmasına rağmen, 20 Mart 2021 tarihli Cumhurbaşkanı kararıyla sözleşmeden ayrılmıştır. Metin, İstanbul'da (11 Mayıs 2011) imzaya açılmış olması hasebiyle "İstanbul Sözleşmesi" olarak anılsa da, “Kadınlara Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin” bir Avrupa Konseyi Sözleşmesidir. Sözleşme TBMM’de, yurt dışı operasyonlara dahi nasip olmayan bir hız ve katılımla, iktidarıyla muhalefetiyle hiç firesiz geçen tek konudur.

Kendimle çelişmemek adına, olur mu öyle şey, batıdan koparız, dünyadan tecrit oluruz, orta doğu ülkesi miyiz, diyenler için paylaştım Macaristan örneğini. Ha kıyamet kopmuyormuş ayrıca.

Anayasa değişikliği gündeme geldiğinde daha bu meseleyi çok tartışacağız. Burada önemli olan ideolojik körlükten uzak, bilimsel sığlıktan beri, küresel dayatmalardan ari, gelişen ve büyüyen toplumun ihtiyaçlarına cevap verecek, yerel ve kültürel değerlerle bütünleşik, insanlığa bir medeniyet borcu olan, bu potansiyeli bünyesinde taşıyan, lider ve örnek ülke misyonuna, hülasa Türkiye Yüzyılı vizyonuna yaraşır bir model sunabilmek.

81 İlde Aile Çalıştayı

Bu hususta sahada yürütülen çalışmalardan haberdar olmak, ümit var olmamız için yeterli bir sebep. Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur ÖZDEMİR GÖKTAŞ’ın talimatıyla 81 ilde Aile Çalıştayları düzenlendi.

İl Müdürlükleri nezaretinde, sivil toplum kuruluşları, akademisyenler ve toplumun diğer kesimlerinin de dâhil olduğu istişare mekanizması mahiyetindeki çalıştaylarda; ailenin korunması, güçlendirilmesi, sosyal refahının artırılması, Türkiye’deki sosyal sorunların tespiti ve çözüm yolları konuşuldu.

Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığının web sayfasında yer alan haberde; Aile odaklı sosyal hizmet modelinin güçlendirileceği, ekim ayında Ankara’da “aile şurası” düzenleneceği ve şuradan sonra sunulacak hizmet ve politikalara yön verecek "aile vizyon belgesinin" kamuoyuyla paylaşılacağı bildirilmekte.

Sayın Bakanın bir kadın ve anne olarak sahaya sıcak teması, pozitif enerjisi hizmet alan ve hizmet sunan sosyal hizmet ailesinde büyük bir umut ve sinerjiye dönüşmektedir.

Bizim mahalleden gelen küçük bir eleştiriye topyekûn kırmız çizgilerle had bildiren anlayıştan; sahaya inerek, konunun paydaşlarına, profesyonellere, sadece AB fonlu değil, yerel dinamiklerden oluşan sivil toplum kuruluşlarına da söz veren, kulak veren bir anlayışa….

Güzel gelişmeler bunlar,
Ülkem bunu hak ediyor.

 

Yorum Ekle
Yorumlar (2)
Hüseyin Gürbüz | 25.09.2023 11:50
Kadını koruma ve evden uzaklaştırma gibi uygulamalar da aileye zarar verir
Ali Yorum | 25.09.2023 00:09
Sayın Ahmet bey, aileyi asla bozamayacak şeyleri sanki ailenin bozulmasına sebebpe göstererek, asıl aileyi bozan sebepler aklınıza dahi gelmemiş. Aileyi asıl bozan asıl sebepleri görmezden gelen bu tür siyasi yazılardır. Lgbt dediğiniz sapkınlık ne yaparsa yapsın ne kadar serbes ve özgür hareket ederse etsin asla aileyi bozamaz. Belki birkaç marjinali etkiler ama bu hiç bir zaman bir elin parmağını geçemez. Aileyi bozan asıl sebepe ne biliyor musunuz 2684 sayılı kanundur. Bu kanun olduğu ve en katı bi şekilde uygulandığı sürece aileler dağılmaya mahkumdur. İkinci büyk sebep süresiz demeyeceğim ama süresize yakın uzun süreli nafakalardır. Lgbt aile için hiç bir zaman tehdit değildir asıl tehdit aile içinde kadının ve çocuğun oyuncağı haline getiren uygulamalardır.