Ortadoğu, batıdan bakıldığında kendisi bir sorun yumağıdır.
Oysa sorun olan tam da, Ortadoğu'nun çözümsüzlüğe mahkum oluşudur.
Sorunları analiz ederken, sebepler ile sonuçları birbirinden ayırt edemezsek, çözüme doğru yol alamayız.
Ortadoğu'da yaşana gelen sorunlar, kalıcı krizler, çatışmalar, iki önemli boyutuyla ele alınabilir.
Birincisi, bu coğrafyayı çözümsüzlük içeren bir yapıya mahkum etmeye yönelik bilinçli tercihtir. Kendi halklarıyla kavgalı yönetimlerin varlıklarını devam ettirebilmek için ihtiyaç duydukları tehdit rolünü İsrail oynar.
Halklar kendi yönetimlerine dair tepki ve itirazlarını bu tehdit doğrultusunda kurgular.Bu tabloda, bölgedeki kendi halklarıyla kavgalı yönetimler, İsrail tehdidini bir şekilde kendi lehlerine kullanmayı tercih ederler.
Bu tablonun artık sürdürülemez hale gelmesi, konunun ikinci boyutunu ortaya çıkartmaktadır. Yapısal dönüşümün gerçekleştiremeyen Ortadoğu coğrafyası, son bir yıldır yaşananlar dolayısıyla, hem kendisi, hem bütün insanlığı sancılı bir doğuma zorlamaktadır. Batı toplumlarındaki toplumsal duyarlılığa rağmen, yönetimlerin açık İsrail yanlısı tavırları, yeni bir 68 kuşağının altyapısını oluşturabilir.Başka bir dünya hayali, Filistin halkıyla dayanışma tavırı sergileyen Batı halkları için ne kadar değerli ise, Ortadoğu halkları için çok daha hayatidir. Ciddi bir ihya ve tecdit (yenilenme,) ihtiyacı duyulan Ortadoğu coğrafyasında, bu yeniden doğuşun fitilini Gazze süreci ateşleyebilir. Bu açıdan artık Filistin sorunu değil, Ortadoğu sorunundan söz etmek gerekir.
Aynı şekilde, başta Suriye olmak üzere, Kürtlerin belirleyici rol oynayabileceği bölge ülkelerinde yaşanan kaos da özünde Ortadoğu'nun sorunudur. Bölge dışı müdahaleler Ortadoğu'nun sorunlarının çözmeyi kolaylaştırmakta mı, yoksa aksine çözümsüzlüğü pekiştirmekte midir ? Etnik ve mezhepsel gerilimin çatışmaya dönüşme potansiyeli Ortadoğu açısından en büyük tehlikedir.
Ortadoğu halklarının yeni bir kurtuluş teolojisi geliştirme zorunluluğu, çok net biçimde kendisini göstermektedir. Filistinlilerin ve Kürtlerin birbirinden oldukça farklı tarihsel arka plana dayalı pozisyon ve sorunlarına rağmen, ortak noktaları ancak Ortadoğu halklarının vicdani duyarlılığı ile çözüm üretme ihtiyacıdır.
Ortadoğu'da, bir arada güç birliği yaparak paylaşma ve dayanışmayı ortaya koyarak var olma çabası, en sağlıklı yol haritasıdır.
Ortadoğu'da insani gelişmişlik düzeyinin geriliği, gelir dağılımı çarpıklığı gibi ekonomi politiğe dayalı sorunlar da, ancak çatışmalı alanların kabul edilebilir bir barış ekseninde ele alınması sonrasında çözüm imkanı yakalayabilir. Ortadoğu'nun ihtiyacı olan, yeni bölünmeler ve çatışma alanları ortaya çıkartmak değil , aksine eşit özgür bir araya gelme çabalarıdır. Kültürel ve ticari iş birlikleri harita değişikliklerinden çok daha az maliyetli ama çok daha kalıcı kazanımları ortaya çıkartır.
Ortadoğu'da Kürtlere de ancak komşu halklarla barış içinde yaşam kazandırır.
Ortadoğu'daki işgal ve savaş politikalarını küçük çıkar hesapları ile fırsatçılığa çevirmeye kalkmak, çok daha tehlikeli gelişmeleri beraberinde getirir.
Coğrafyanın kederden ibaret bir kader olmaması, halkların feraseti ile mümkün olur. Arap'la Türk'le Fars'la kavgalı bir Kürt gerçekliğinin güven ve huzur ortamına kavuşması gerçekçi değildir.
İktibas'ın Haziran 2026 sayısı çıktı
07.06.2026
BİZİM ZAMANIMIZ|KEVSER KIRAN
09.06.2026
Erdemli'de Narkotik Büro'ya operasyon
08.06.2026
Rasim Ozan Kütahyalı gözaltına alındı!
14.05.2026
Küba’dan ABD’ye sert uyarı
14.05.2026
Söylem ve Eylem / Mehmet Taşdöğen
17.05.2026
BOSNA GÜNLÜKLERİ - 5 ÜSTÜN BOL 23.05.2026
oyaladı dost… MUSTAFA AKMEŞE 21.05.2026