"çarşı alayına karşı!"

evimize yakın büyük bahçesi olan 
hacının kahvehanesinde yazları garsonluk yapardım. ,
gün boyu falan değil ha!
gecenin 12 lerine kadar çalışır ve harçlığımı çıkarır eve de ekonomik katkım olurdu. .
 
yaş 15 işte..
işe sabahları erkenden gider ,
geceden kalan dağınıklığı temizler ortalığı derler toplar, 
ocakcı dıkdık ahmet abi gelinceye kadar 
ocağı yakar , çayları demler ilk müşteriye hazırlık yapar
saat 10'a doğru hafta sonu değilse  eğer ilk müdavimler düşmeye başlar! 
 selam verir her zamanki yerlerine otururlardı.
 
seyfi hoca, o müdavim olanlardandı .
okumuş, bilgili, sıra dışı bir emekli beden öğretmeniydi. 
hergün hiç sektirmeden gelir akasya ağacın altındaki masaya oturur,
yanında getirdiği günlük gazeteyi masaya serer, 
elinden hiç düşürmediği kitabını yan tarafa koyar 
simidi çıkartır birtane karper peyniri hazır eder büyük bardak demli çayını beklerdi..
 
gel yusufum otur dedi ,gel.!.
sesinin tonu konuşalım biraz diyordu sanki!
ne yalan söyleyeyim 
seyfi hoca hoş muhabbet bir adamdı ve onu dinlemeyi seviyordum.
 
"top oynadığını biliyorum' diye söze başladı.
" iyisin de belli. 
gençler takımında  kaptanmışsın ,
duyarım çocuklardan ."
çayından bir fırt çekti sonra gözlerini kıstı ,
ben o ara anladım ki kendi hikayesinden bir şeyler hatırlamaya çalışıyordu.
 
‘’sen oku evlat, oku’’ dedi.veya sanat sahibi ol..
ben topu bilirim uzun yıllar profesyonel ikinci ligde oynadım .
çok kazandım çok çabuk harcadım.
niyesini sorma..
 
sonraları bizim mahallenin mahmut hocası ,
sen bilmen ,
ama duymuşsundur,
ne hocaydı be..! 
 
biliyorum hocam diye söze girdim hemen .
daha geçen gün o muhteşem hocayı yatsı namazı çıkışı 
bizim şoför sefer abiden  dinledik.,
zekai hoca biraz bozuldu ama olsun. 
mahallelinin yaşı müsait olanlar 
hayata izi olan imamdan yeri geldikçe hala konusunu eder överler… 
allah razı olsun diyede bağladım..
 
o güzel insan işte  cuma namazı sonrası 
"gel hele seyfi kardeşim" dedi bana oltayı attı !.
‘’seyfi oğlum cuma namaz kılıyorsun, 
bu cumalık da olsan bir inancın adamı olduğunun belirtisi.
ananı babanı tanırım namaz ehli düzgün insanlar.sen bu mahallenin çocuğusun,
rahleme oturmuşluğun da var onun için rahat rahat konuşacağım;’’
 
"profesyonel bir takımda futbol oynuyorsun tamam da ,
kalabalıkların eğlencesi oluyor,
daha kötüsü 
üzerinde kumar oynanan atlar gibi ‘’koşturuluyorsun" dedi..
 
tebessüm ettim ,saygım büyüktür hocaya 
aile olarak sayısız iyiliğini görmüş,
birde kuranı ondan öğrenmiş  olmam nedeniyle yutkundum ve 
işim var hocam diyerek ayrıldım hızlıca yanından.
 
ayrıldım da! 
" o at gibi! " sözü kurşun gibiydi ve oturdu kaldı içime 
valla çok ağrıma gitti.
çünkü ben de arkadaşlarla altılı ganyan oynar 
elde avuçta olanı 'ata' harcardım..
 
geceleri uzanınca yatağa aklıma takılır kalırdı at gibi sözü 
sportoto  ,ben, futbolcu , oynadığım takım falan derken
çakalladım! sanki ne demek istediğini.
ben de mi  "atım" şimdi ha! dedim..
at gibi yani!
sahaya sürülen ve üzerinde para oylanan biri vardı sonuçta. 
ben veya at ..
birileri için at veya insan önemli değildi ve biz o büyük oyunun 
veya kumarın sadece  piyonuyduk.
 
daha kötüsü ne bilir misin yusufum.sonraları  daha iyi anladım ,
mahmut hocanın sohbetlerine giderken elime sıkıştırdığı kitapları okumaya başladım.
okuyunca diyelim 
halkları uyutan ‘’yüzbinlik beşiklerin !’’ esas oğlanları bizdik ve 
futbolcuların el üstünde olması sebebi belliydi. 
koşu atına gözü gibi bakan at sahibinin ata olan ilgisi neyse ,
oyun sektörü için de biz futbolcular öyleydik.
 
futbolcusu,yöneticisi,seyircisi dahil bu evrensel kumar sektörünün 
birebir en has elamanlarıydık.
 
evlat dedi elini dizime üzerine koydu .
önemli bir şey söyleyecek biri gibi bana yaklaştı 
gözlerimin içine baktı ;
halkları oyalanmanın ve eğlendirmenin en kolay yolu 
"kalabalık" yapacaksın 
bunun en hızlı ve sağlam olanı ise ‘’taraftar’’ olmaktan geçer.. 
bayrak sallayan, ama  hangi bayrağı salladığının hiç önemi yok
 vatandaş yeter ki bi bayrak bulup elinde  sallasın 
bu kişinin kalabalıklara katılması demektir ki,
kurulu düzenler pek sever öylelerini. 
 
mesela,milletin vekillerine bak ;
meclisteki oylamalarda neyin oylandığının onlar için önemi yoktur.
atacakları oyun rengini 
grup başkan vekilinin kaldırdığı eline göre bilir ve atarlar oylarını. 
o el bir nedenle görülmemişse eğer 
no problem, 
o'zaman da karşı partinin grup başkanının kaldırdığı eline bakar ve 
tersine göre oyun rengini bilirler, kutsal görevlerini yaparlar! 
anladın sen !
‘’kalabalık’’ olmak böyle birşey işte… 
 
yav! yusufum daha kötüsü ne bilir misin? 
bir inancın,dinin  taraftarı olmak be evlat 
 en tehlikeli 
ve bir okadar da şiddete meyilli olan kalabalıklardır onlar .!
 
yutkundu, siması değişti, gözlerini belertti  çok ama çok hayret ettiği belliydi.
tarih dindarları birbirinin kavgasıyla tanır.!
valla dahası 
aynı dinin müntesipleri boğaz boğaza vuruşur ve öldürürler birbirlerini.
hanefi şafi savaşları bile olmuşsa eğer..! 
subhanallah bu nasıl bir taraftarlık..
 
çarşı grubu, 
nalçacı grubunun kavgası sanki estağfurullah!
 
sahi niye böyle ki? hocam diyorsan eğer 
 
demişti ki seyfi hoca,
 
ocakcı dıkdık ahmet 150 kiloluk dev cüssesiyle başını ocaktan uzatmış 
ön dişinin olmadığı için peltek peltek ses verdi;
 
‘’yusufff oğlum çaylar, çeeek !’’
 
abi dedim yarın cuma, izinliyim sonra  devam edelim
çünkü ortalık şenlendi. 
dıkdık ahmet'in ağzı bozulmadan çayları dağıtayım… 
 
ey yolcu 
 
seyfi hoca nın 
"niye öylesi"
haftaya kaldı… 
 
ocakcı dıkdık ahmet ‘taraftar’
yani ‘’kalabalık’’  olanlardan. 
şiddete meyilli yani… 
valla 
150 kilo… 
 
 
not;  yazılarımın, dilediğiniz kısmı dahil, dilediğiniz şekilde dostlarınıza ikram etmeye açıktır.
 
Paylaş