metrika yandex

söyleyin allah aşkına! hiç olmazsa kıskıvrak…

Mustafa AKMEŞE

29.01.2021

insan yaşadığı çevreyle etkileşimi olan varlıktır.
varlıklar alemiyle olan her bir yakın ilişki
kendi varlığına anlam katar.
modern zamanlarda
önce şehirlerde toplandık, sonra şehrin dayattığı yaşam alışkanlıkları
bizi canlı ve cansız olan diğer varlıklarla aramıza mesafeler koydurdu.
“doğal yaşamla” koparılan her bir ilişki halkası uzun zaman içinde
kalıcı travmalar bıraktı üzerimizde.
en önemlisi de bence

allah'tan kendini müstağni sayan
yani
insanoğlunun "kendi kendime yeterim"
anlayışına  savrulmasıdır.

çünkü,
herşeyi plan içerisinde yaptığımız,
sürprizi az, tekrarı çok olan hayatlar kurduk.
elbette zaman zaman yaşanan hayatın teklediği, çaresiz kaldığımız anları vardır,
esas dikkat çektiğim ve hastalıklı olan
kısım şu;
kişiyi biçare bırakanın da veya
çare sahibinin de
insandan bilinmesidir.

rızkımız,
maaşların yattığı bankamatik hesaplarından gelir…
en temel yiyecek ve içecekler poşetler içinde marketlerde alıcısını bekler, sonra
suyumuz çeşmelerden açınca
akacaktır nasılsa.
ısınmak ve yemek pişirmek için de sadece gaz düğmesini çevirmek kafidir...

şehrin göğü delen binaları ve onların kirlettikleri nedeniyle
"sütunsuz yükseltilen gök kubbe" kimsenin dikkatini çekmez
toprağı tavlamış
tohumu atmış sonra da "mırıldanarak" ufka bakan
“yağmura dua katanlardan” diyorum
hiç olmadık.
ayın kaçı olduğu telefon arayüzünde bellidir. başımızı kaldırıp
‘ay’a bakmayalı ne çok zaman oldu.
yıldızlar da yolumuzu göstermez zaten.
"onlar göğe bakınca imanları artar" diyor ya aziz kitap. ah!
 
şehirlerin  kirlettiklerini,
yağmurlar temizlemez olunca
yağmur,
şehirli için ıslak olan, ve trafiği sıkıştıran tabiat olayıdır adeta,
taşınca sular etrafa
sokakların yeterli altyapısı olmadığı için “belediye başkanı” yekten suçludur.
gök yarılsa ve rahmet olan azaba dönse de
teşekkür veya öfkemiz en fazla belediyedir.
"yağmuru gökte tutan ve ölçüsüne karar veren" bilinmez olunca,
böyledir işte...

kötüye giden ekonomi için kabahatli bellidir.
iş bilmez yöneticiler veya iktidarlardır.
şehirli,
gün doğarken “rızkın dağıtıcısı’’ olan yaratıcıyı unutur da,
“göğün kapılarının’’ şükür /günah ilişkisini umursamaz
onun için.
şehirlerin günahlarının karşılığı
en fazla güvenlik sorunudur, suçlu bellidir.
hapishaneler dolar taşar yeni bir af gelinceye kadar.

allah, haşa göğe çekilmiş ve bizi kendi haline bırakandır
çok büyük acziyet durumunda bile allah yoktur akıllarda.
depremlerin sebebi fay kırılması,
selin sebebi sel yatağına bina yapmamızdır
kuraklık iklim değişikliğindendir…
virüs şehirleri ülkeleri, dünyayı esir almıştır,
ama
buna sebep verenler içimizdeki insanlığın düşmanlarıdır

allah böyle işlere karışmaz ya!

peki, söyleyin allah'ın aşkına:
"hiç olmazsa kıskıvrak çaresiz yakalandığımız zamanlarda allah’ı anmamız gerekmiyor muydu?"

ey dost o zaman şöyle buyur;

“birisini tanımak isterseniz onunla yolculuk yapın" derler ya,
esasında en zor olan kişinin kendini tanımasıdır.
öyleyse
kişi kendini tanıması için
"kendiyle” yolculuk yapması daha elzem değil midir?

şehirlerde kuşatılan,
adeta hapsolan insanın

dünyada “yolcu" olduğunu hatırlaması için
istikameti belli yola
bir başımıza veya eşimizle birlikte yola çıksak,
eş bizden olunca “bir yarımız" onun için ismini andım.
ve
yolun getirdiğine razı olsak
o ara eşsiz duyguları tatmak ancak yolcuya özeldir.
yolculuğa karar verdiğiniz an itibariyle, şöyle arabanızla 5 bin km gitmek için yönünü çevirmek var ya!
yol uzun olmalı diyorum anlayın!
sınırlar aşılmalı ki bir telefonda ulaşacağınız kimse olmasın.
güvenlik politikalarının hepten çöktüğü anlardır
reflekslerinizi, acziyetimizi, biçare halimizi
korkularınızı, bir yerlerde gizli kalmış olan ne varsa ortaya saçılır.
bir gece yarısı sadece sizin olduğunuz çölün yolunda yıldızların eşliğinde araba sürmek
o ara mazot lambası yanmışsa eğer...
veya 2500 rakımda görülesi bir yer varmış diye yoldan sapınca kaybolmak…
telefon çekmiyor ve google harita yoksa bir de...
pasaportu 800 km gerideki konak yerinde unutulunca, otel kapısında kalmak…

hayır hayır !
derdim 10 bin km sınırlar aşılan bir kara yolculuğu anlatmak değil dost
söylemek istediğim;

yolcu olup da “müstağni’’ kalmak ne mümkün...
şöyle desek;
yolcudan "ateist" olmaz diyorum anlayın.

ey yolcu

"hesapların üzerinde bir hesap görenin" varlığını
yola düşen en iyi bilendir.
insan kendi kendine yeter diyenlere
"müstağni" olanlara işte
hadi ordan!
de
yürü…

yolun açık olsun.


Not;  yazılarımın, dilediğiniz kısmı dahil, dilediğiniz şekilde dostlarınıza ikram etmeye açıktır.

Yorum Ekle
Yorumlar (5)
Mustafa Akmeşe | 01.02.2021 21:21
yorumlarınız nedeniyle, katkı ve ilginiz için teşekkür ederim. İkram ettiniz, cesaret verdiniz...
Serkan Koçak | 01.02.2021 13:42
Mustafa hocam, yazılarınızı beğeni ile okuyoruz. Allah razı olsun. ""hesapların üzerinde bir hesap görenin" varlığını unutmamız dileğiyle.
Sessiz | 29.01.2021 21:10
sanırım görünen o ki; “bize” ayrılan yolun sonuna çok yaklaştık..
Şakir Taşal | 29.01.2021 21:06
Sanırım görünen o ki; bize ayrılan yolun sonuna çok yaklaştık..
Şakir Taşal | 29.01.2021 21:06
Sanırım görünen o ki; bize ayrılan yolun sonuna çok yaklaştık..