dost, sana “sen kimsin?” diye sorsam ne dersin?
hayır, hayır… mesleğini sormuyorum. hangi okuldan mezun olduğunu,
ne kadar kazandığını, neleri iyi yaptığını da sormuyorum. cv’ni önüme koyma.
orada yazan başarıların, unvanların, tarihler ve isimlerin hiçbiri değil benim sorduğum.
hobilerini de sormadım.
hangi camianın içinde olduğunu, kimlerle yürüdüğünü, kimin oğlu olduğunu,
hangi çevreden geldiğini de sormuyorum.
ben başka bir şey soruyorum:
sen kimsin?
insan bu soruyla karşılaşınca nedense hemen sahip olduklarını anlatmaya başlıyor.
çünkü kendisini, biriktirdikleri üzerinden tanımaya alışmış.
mesleği, makamı, ailesi, çevresi, becerileri…
sonra bütün bunların üzerine hayatta oynadığı roller ekleniyor.
evlat oluyor, baba oluyor, eş oluyor, arkadaş oluyor, yönetici oluyor,
bir topluluğun mensubu oluyor. mesela çok duyduğunuz
“ben sanatçıyım” pöh! roller çoğaldıkça insan, rolünü kendisi sanmaya başlıyor.
oysa bir gün perde kapanacak.
meslek geride kalacak.
makamın kapısı başkasına açılacak.
insanların sana verdiği isimler, sıfatlar, övgüler ve eleştiriler dünyada kalacak.
sahip oldukların birer birer senden ayrılacak.
hatta beden dediğin bu emanet bile toprağa bırakılacak.
peki bütün bunlar çekilip alındığında geriye ne kalacak?
işte insanın kendisiyle karşılaştığı yer tam da orası.
“sen kimsin?”
belki bu sorunun cevabını verebilmek için üzerimize giydiğimiz bütün sıfatları çıkarmak gerekiyor.
ben doktorum, öğretmenim, tüccarım demeden…
toplumun ekonomik sebeplerle değer verdiği meslek sahipleri orada mısınız?
mesela doktorlar, kendilerini tanıtırken ben dr. bilmem ne işte demeye ne kadar meraklı…
arkadaş profmuş mesela…
komik… gerçekten komik…
ben falancanın oğluyum, filancanın babasıyım demeden…
ben şu çevredenim, bu topluluktanım, şu düşüncenin insanıyım demeden…
yalnızca:
ben Allah’ın kuluyum.
ne kadar sade, ne kadar yalın ve ne kadar ağır bir cümle.
çünkü kul olmak,
insanın kendisine biçtiği bütün büyüklükleri yerinden indiriyor.
sahip olduklarının aslında sana ait olmadığını,
sana emanet edildiğini hatırlatıyor. aklın, ömrün, nefesin, bedenin, sevdiklerin…
hepsi bir süreliğine elinde.
belki insanın en büyük yanılgısı da burada başlıyor.
kendinden “ayrılacak” olanın ama illa ki ayrılacak olanın
üzerinden kendini tanımlaması yani
kendisine verilenleri kendisinin sanıyor olması nasıl bir yanılgı böyle rabbim!
sonra onların üzerine bir kimlik kuruyor. o kimlik sarsılınca da kendisi sarsılıyor.
oysa insan, sahip olduklarından daha eski bir hakikate sahip.
o hakikat şu:
ben Allah’ın kuluyum.
makamım değişebilir, insanlar beni unutabilir, elimdekiler eksilebilir, yüzüm yaşlanabilir.
ama kulluğum,
bütün bu değişen şeylerin altında duran asıl kimliğimdir.
belki insanın bütün hayatı da bunu yeniden hatırlama yolculuğudur.
dost, bir gün kendine gerçekten sor:
sen kimsin?
cevabı verirken acele etme.
çünkü belki de insan, hayatı boyunca başkalarına anlattığı kişi değildir.
belki insan, bütün rollerinden sıyrıldığında geriye kalan kişidir.
ve o yalın hâliyle:
Allah’ın kulu.
gerisi, hayatın içinde üzerimize giydirilmiş elbiselerden ibaret.
paylaşmaya değer gördüğünüz yazılarımın dilediği kısmı dahil dostlarınıza ikrama açıktır.
bir gönle daha temas etmek iyidir. valla!
"Savaşa Hayır" İnisiyatifi Kuruldu
23.09.2026
Şam’da tarihi açıklama: SDG feshedildi
26.08.2026
Saadet Partisi'nden hükümete 3 şart
29.08.2026
Mekke İttifakı Test mi Ediliyor? AHMET GÜRBÜZ 23.09.2026
sahi “sen kimsin?” MUSTAFA AKMEŞE 24.09.2026
YENİ BİR EĞİTİM MODELİ ÖNERİSİ ORHAN GÖKTAŞ 26.08.2026
Ezherli Kuytul AHMET GÜRBÜZ 02.09.2026
BİLGİNİN İNSANİLEŞTİRİLMESİ - 6 ÜSTÜN BOL 04.09.2026