‘’sahi ne diyor bu arkadaşlar..! ‘’ dindarlık (3)

yukarıdaki resimde ne görüyorsunuz ?
diye bir soru sorulsa :
ülkenin meşhur hocaları olarak bilinen bu arkadaşlar  için inanıyorum ki 
herkez kendi ilgi ve tanıklığına göre kuracak bir cümlesi olacaktır.
 
tanınmış isimleri başlık yapıp 
üzerlerinden çok okunur bir yazı çıkartmak gibi niyetim yok dost.
valla.!
sadece dinin/dindarlığın özelde hadisin 
farklı anlaşılmasına müsait olduğunu anlatmaya çalışırken  
konu için sanki iyi isimler gibi geldi bana… 
yazının ete kemiğe bürünmüş  hali olsun istedim. 
eminim ki şimdiden aklımızda  bir şeyler oluştu bile…
 
hayır hayır dost, derdim arkadaşların ne dedikleri değil 
dindarlığı konuşuyoruz ya! 
ha işte o..! 
 
cübbeli ahmet bey ve benzerleri, öyle çoklar ki… aman allahım !
tarihi zamanlarda hadis adı altında not edilen
ne kadar uyduruk, zayıf rivayet varsa 
okuduğu kitaplardan kes yapıştır yapan ve "kaynağım var inanmayan baksın" 
diyen,kendini 73  fırkanın içinden kurtulmuş olanından sayarken ve 
takipçilerini de  cennetlik yaparken,
bu iddiaya tebessüm edenleri dahil ‘’yoldan çıkaran’’ bir inanç sahibi işte. ! 
 
mustafa bey ve benzerleri olan arkadaşlar da;
böylesi bir hoyratlığa öfkelerinden olacak  sınır tanımadan 
"kur’an bize yeter" diyen
en kıymetli hadis külliyatına varıncaya kadar şüphe yayan dilleri var!
sadece günde üç öğün 
ey müslümanlar yanlış inanıyorsunuz ,’’uydurulmuş bir dinin’’ adamlarısınız diyorlar 
dinle hiç teması olmayan kalabalıkların ne düşündüğü umurlarında bile değil. 
9 sınıf öğrencisi hadisi anlatan din dersi hocasına "hadisler uydurulmuş’’ 
falan diyorsa eğer… of ki of !
 
benim ne gördüğüme gelince;
okumuş arkadaşlar olduğu malum, çünkü dikkat edin konuşurken arka fonda 
bu tip arkadaşlar genelde cilt cilt kitapları göstermeyi seviyorlar.. .
ahir zaman malum işte göze hitap etmeli.
subliminal mesaj yani…önemli, çok bilirim çok okurum !
inanmıyorsan bak arkadaki fona, hepsi benim kitaplarım! 
 
her türlü satışta imaj çok önemli.
biliyorsunuz işte. 
din propaganda malzemesi sanki …
 
doğrudur, çok okuyanlardan olduklarını biliyor ve inanıyorum. 
özellikle mustafa beyden çok istifade ettiğimi söylemek isterim.
 
her kesim dindar olarak öyle çok konuşuyoruz ki.
sanki dindarlığı tebliğ etmek olarak algılayan bir dönüşüm var …
tebliğ ediyoruz… tebliğci olmak dindar olmanın en önemli kavşağı olmuş .
kurtarıcı olmak varya.! 
 
misyonerler gibi düşünüyor ve davranıyoruz.
onun için bir nedenle bir kalabalık görmüş veya tanış olunmuşsa
hidayet ‘’olsun diye insanların yüzlerine okunacak  
seçmece hadisler  yazılı kağıt parçalarını
 ‘’muskalar’’ gibi gömlek ceplerinde taşınıyor.!.
 
ah! dedi mahallenin meczub ökkeşi ;
‘’mırıl mırıl ne okuyorsun üzerime sevgili  hocam’’ 
‘’elimi tutup ,sadece seni böyle divane eden ne ökkeşim? 
diye merak edip gözlerime baksaydın ,
gönül yarama deva olurdun kimbilir’’ dedi ve kalktı gitti…
 
 
çok söz illaki ayrılıkları tetikliyor.
 
dindarlığın esas ‘’hal’’ üzere olduğunu biliyoruz esasında .
ama konuşmak, parmak sallayarak konuşmak varya! youtuber hoca  müslümanlığına
çok sevimli geliyor …
 
bilgi din genişliği getirmiyor,
 esas olan "mübahlık" iken, dikkat ettiniz mi?
dindarlık ‘’din_darlık’’ yapıyor zihnimizde..
çekilen tesbih sayıları, zikir meclisleri ve kisveler, şekil ,
takım tutar gibi sallanan bayraklarımız önemli hale geliyor. 
 
muhabbeti ve merhameti olmayan bir dindarlık inşaa ediliyor …
 
can sıkıcı olan sünnetin anlaşılması  üzerinden didişen bu tip arkadaşlar  
kendi anlattıkları / anladıkları dindarlığı 
tek ve değişmez kabul ederek muhataplarına adeta dayatıyorlar olması…
‘’tekfir’’ çizgisinde geziniyoruz. müslüman aklının en hastalıklı hali tekfir zihniyetidir … 
halbuki önünde konuştukları fondaki kitapların çeşidi bile, 
dindarlığın yorum olduğunu anlatıyor .
 ah ki ah..!
bir buhari'nin şerhi bile kütüphane doldurur. 
gerek amelde gerekse itikatta mezhep sayısının çokluğu 
kütüphanede dizilmiş halde duruyor. okumaya bile gerek yok 
anlamak için seyri bile yetiyor esasında.… 
 
dinin anlaşılması ve yorumlanmasıyla ilgili problemler 
sünnetin yaşanan bir örneklik olarak değişik coğrafya ve zamanlara taşınması 
hep kavga konusu oluyor .
 
dinin büyük bir kısmının yorum olduğu gerçeği varken  
yorum yapanların "içtihatlarını" kesin,değişmez doğrular olarak kabul etmenin 
ve bu anlayış üzerine inşaa edilen hayatın 
çok büyük bir ‘’yorgunluk’’ olduğunu söylemek istiyorum.
 
evet kesinlikle 
‘’gelenek’’ önemlidir. eklemektir işte… gelene eklemek yani .
hele hele bir yılda bile sayısız travmatik değişimin yaşandığı modern zamanlarda
vahiy, sünnet, akıl ve yorum
dengesini kurmanın önemini anlatmaya çalışıyorum.
 
dile düşen değil !
yaşanan bir dindarlık tan bahsediyorum 
 
biliyorum, son yazılar sanki daha çok ilahiyatçı dili gibi  oldu. 
ilgilileri kızdırmayalım!  beni kastı. valla! 
 
o'zaman şöyle diyelim;
 
dindarlık "dingin’’ olmaktır.
 
dilim dönerse 
haftaya konuşalım
belki…
 
 Not;  yazılarımın, dilediğiniz kısmı dahil, 
dilediğiniz şekilde dostlarınıza ikram etmeye açıktır.
Paylaş