general daha çocukken “şeriatçı” olacağımı bildi. valla!
geçen yüzyılda! çocuk yaşlarında işte
kuleli askeri lise sınavı için istanbul’a gitmiştim.
fukaralıktan diyelim…
yazılı imtihan öncesi sporu geçmiş mülakat için salona girdiğimde
omuzu kalabalık okul komutanı general
imtihan yapan askerlerin yanında durmuş ve etrafı seyrediyordu.
sıra bana geldiğinde konyalı olduğumu duyunca beni sıradan ayırdı
kendi aralarında bir şeyler konuşuldu sonra yazılı sınava girmeyeceğim söylendi.
konyalı olmakla ileride potansiyel dindar bir müslüman olur endişesi
sakıncalı olmam için yetmişti
gerçi Allah var haklı da çıktı general.
gençlik yıllarımdan itibaren tam bir şeriatçı olup çıkmıştım.
yıllar sonra
28 şubat darbesi günlerinde
konya mazlumder kurucu ve başkanı olmam nedeniyle
usulsüz bir şekilde gece yarısı polis marifetiyle evden alınıp
ankara'da askeri mahkemeye çıkarılıp askere gönderildim
devletin gözünde
doğduğu şehir nedeniyle sakıncalı olanın kaderi değişmemiş
askerde de adım “sakıncalı piyadeydi.”
dost sakıncalı olmak demek
her şeyiniz o ara istenilen özelliklere uygundur ama
yine de sakınılması gereken adam demektir.
ben müslüman olarak burayı çok önemsiyorum valla!
ne mi derim?
“gitmemiz gerekiyor. kalmak ömrü telef etmektir.
zira ihtiyattan daha güvenli ve şüpheden daha iyi bir sığınak yoktur."
okumadım ama öyle diyormuş ya!
cebrail'in kanat sesi kitabında şehabeddin sühreverdi.
yola düşmek tam da bunun için çok önemlidir
yolda durduğunuz, dinlendiğiniz yerler, o ara sahip olduklarınız sizi tanımlamaz.
nereye gittiğiniz önemlidir.
sizi diğerinden ayırt eden de tam budur işte
mesela bir müslüman ve insan olarak
‘zulüm düzenlerinin’ değişimi için bir hayaliniz ve yürüyüşünüz yoksa
makamınız, malınız mülkünüz, bilginiz, başarı dereceniz, eşraftan olmanızın
hepsi hepsi ulaştıklarınızdır ve
sizi sakıncalı falan yapmaz.
kimsenin umurunda bile olmazsınız.
neyse o üzerinizdeki varsıllığınız var ya o kadarsınız işte!
şimdi söyleyin Allah aşkına!
sahip olduğu koltuğu veya imkanı korumak dışında ne yapar ki böylesi bir kişi.
dost diyorum ki;
“insan olmayı” üzerindeki sahip olduğumuz şeyler tek başına belirlemez.
bizi ‘anlamlı’ kılan elimizdeki varsıllarımız değildir.
olmak veya varmak istedikleriniz var ya! daha önemlidir.
çocuklarla karayolundan aracımla umre için giderken
yol üzeri olan ürdün’deki halk için sizi sıradan bir turisten ayıran
“mekke’ye giden yolda” olmanızdır.
o ara evinde sizi misafir etmek için gözünüzün içine bakan insanlar olur.
niye derseniz eğer, ulaşmak istediğiniz yer mekke’dir de ondan işte…
nereye gittiğiniz önemli,
çünkü ulaşmak için düştüğünüz yol esas bizi tanımlar
sahi siz nereye varmak için yoldasınız?
haydi adamlığımızı çek etmek için size bir tüyo vereyim;
‘ulaşmak istediklerimiz’ kimseyi rahatsız etmiyorsa eğer
yani birileri bizi bu ideallerimiz için “sakıncalı” yapmıyorsa
herkesi razı edecek bir yolda yürüyoruz demektir.
bu ya gevşek bir kişiliktir ya da yav…
diye ağzımı bozuyordum ki
ökkeş öksürdü ve yavaş gel mustafam dedi:
"Allah sizin dış görünüşünüze ve mallarınıza bakmaz.
ama o sizin kalplerinize ve işlerinize bakar." hadisini söyledi ve
Allah'ın resulü sanki
Allah sahip olduğunuz şeylere değil
yürüyüşünüze bakar, ulaşmak istediğiniz yere bakar diyor
dedi ve sustu…
paylaşmaya değer gördüğünüz yazılarımın dilediği kısmı dahil dostlarınıza ikrama açıktır.
bir gönle daha temas etmek iyidir. valla!
Yorumlar
2