‘’devredilemez, satılamaz emanet verilmez..!’’..
cumaları haftada birgün tatil yaptığım zamandı.
seyfi hocayı belki bulurum diye
izinli olsam da
akşam vakti şöyle bi kahvehaneye uğramıştım.
akasya altında bir başına
her zaman gibi elinde kitap okurken gördüm.
selam verdim,
sandalyeyi ters çevirip ellerimi sırt kısmına koyup oturdum;
hocam;
‘’ niye böyle’’ demiştin ya dün sabah,
‘’sahi niye öyle bi anlat bakalım’’ dedim..
bana bakmadan selamımı aldı
kitabın arasına ayracı yavaşça koydu,
‘’2 çay kap gel bakayım ‘’dedi..
ben hızlıca çayları getirdim ve dinliyorum abi dedim,
dinliyorum çünkü kendimi dünden bu yana
‘’yarış at gibi’’ hissetmeye başladım ona göre diye de sözü bağladım .
güldü, anlaşılan geçen sabah
anlatılanın muhataba ulaşması hoşuna gitmişti
nefeslendi ve
bütünü anlamaya talip olmak değil de
gördüğümüzü tek hakikat bilmek ve
sonra da bunu bayrak yapıp sallamak kalabalığa karışmaktır
demiştim ya!
yani insan böylesi bir akıntıya kendini niye kaptırır ki diyorsan eğer;
çer çöp misali
akıntıya kendini salmak kolay gelir
insan için…
sorumluluklarını devretmek
acısız bir yolculuğun adı oluverir.
içinde olduğumuz kesimin bir şeyleri yendiğini görmek
ordan nimetlenmek,kazanılan bir başarı galibiyet varsa ordan mutlu olmak
ve daha önemlisi
kişinin kendisini güvende hissetmesi
belki de…
kalabalıklar bir yerde kendi varlıklarını
bir başka şey üzerinden anlamlandıran kişilerin bir araya gelmesidir.
esas bütün olanı değil,
bütün olandan
kendileri için bir delil, bir karine bulunca onu da tek gerçek zanneden kitledir ve
daha can sıkıntısı bu kesimler şiddete yatkındırlar.
doğru bildikleri şeyden öyle emindirler ki…
yusufum bak dedi seyfi hoca ;
taraftar değil
birde "taraf" olanlar vardır
mesela
dindarlık taraf olmaktır .
taraf olmak
bile isteye bir tercihin bilinçli duruşudur.
heran "farkındalık" vardır .
bütünü yakalamaya,görmeye çalışmak valla çok zordur be yusufum.
bir ömür arar durursun
zor ve bir o'kadar acıdır, yorgunluktur omuzlarda yüktür.
yüktür ve bilirsin ki o yük
sadece sana aittir.
devredilemez,satılamaz,emanet verilmez..
o derdin sahibi sadece sensin ve bunu sen bilirsin.
o dert işte hakikati arayan yolcular için azıktır ve
olmazsa olmazıdır.
anladım abi ,anladım diyordum ki;
bir otobüs dolusu
sivil ve resmi kıyafetli polis
hızlıca çay bahçesinin dış kapısını tuttu,
ellerindeki otomatik silahları içeriye doğru çevirdiler
pol-bir li hilal bıyıklı sivil amir olan ;
"beyler herkez ayağa kalksın elleriniz masa üzerinde dursun.
sakın yanlış bir şey yapmayın, konuşmayın" dedi ve hızlıca masa aralarına dağıldılar
arama, kimlik kontrolu yapmaya başladılar.
o'günlerde
omuzu kalabalık olanlar
yapacakları darbeye "kıvam tutturmak" için
hergün sokak aralarında öldürülen
fidan gibi 30 gencin
dökülen kanına ekmek doğruyorlardı…
80 nin ağustosuydu.. .
ey yolcu
dindarlık
bütünü görmek telaşıdır..
ve inan gördüm dediğin an
taraftar olmuş
kalabalıklara karışmışsın demektir…
sen aramaya devam et ki
kalabalıkta
kaybolma…
not; yazılarımın, dilediğiniz kısmı dahil, dilediğiniz şekilde dostlarınıza ikram etmeye açıktır.
Yorumlar
4