bu bizim müslümanlara ne oluyor ki?
her şey
bir "rüya"yı gerçek kılmak içindi
be dost.
aziz kitaptaki bir güzel insanın hikayesinden bahsediyorum
bilirsiniz…
sayısız insan, canlı, cansız
haberi bile olmadan bir araya geldi ve
bu rüyaya figüran oldu…
yusuf
baba kucağından koparılıp atıldığı kör kuyulardan çıksın da
azizin sarayına melik olsun diye…
yakub'un tedbirleri, kardeşlerin kıskançlıkları,
kervancının hür bir çocuğu zorla köle etmesi ve pazarlarda satılması
azizin ve karısının kısırlığı ve çocuk edinme arzusu,
ileri yaşlarda züleyha’nın genç yusufa sevdası,
saray entrikaları ve kadının hilesi ve intikamı,
melikin ve zindanda ki arkadaşlarının rüyaları,
bir şehrin üzerine kabus gibi çöken doğal afetleri,
sayalım mı dost, sayalım mı?
kardeşlerin, yıllarca önce
eline tutuşturduğu yusuf'un kanlı gömleği tüm tazeliğiyle yakarken yüreğini
ey oğullarım diyordu yakup baba
oğlu bünyamine yaşlı gözlerle
bakarken;
“şehre farklı kapılardan girin,
girin ki melik'in zararı size dokunmasın’’ uyarısına ve
tüm tedbirlere rağmen
olacak olacaktı...
“ama yakup'un gönlü hoş olsun” işte diyen bir hakikat
bir de “kaderin üzerinde bir kader’’ var olunca
çok zaman alınan tüm tedbirleri gülünç kılan şey
“bir rüyanın’’ gerçekleşmesi içindir...
11 yıldızın finalde secde etmesi işte…
baba, anne ve kardeşler…
bildiniz değil mi?
sahi dost şimdi
biz hangi hikayemizi gerçekleştirmek için varız.
hangi rüyaları görürüz.
ve gönlün düştüğü hangi yere ulaşmak için yürürüz.
jön değilsek bile neyin figüranlığı için sahnedeyiz...
yoksa kıssa sadece yusuf'la ilgili bizimle ilgisi yok mu diyorsunuz
hele bi söyle…
sarsılınca arz ne çok konuştuk
900 km hızla dönen, bir o kadar da hızla ileri sürüklenen,
yetmez
içi alev topu, dışı kabuk bağlamış bir arzın üzerinde
tedbirlerimizi, kendimizi ne kadar çok önemsedik. ah!
“hiç olmazsa kaçışı mümkün olmayan bir afet, bela başımıza geldiğinde
“Allah'ı çokça anmamız gerekmiyor muydu.’’
gavuru anlarım dost, valla!
yüksek kumdan kaleler inşaa eden ve içinde güvende kalacağını zanneden
zihniyetin
arz sarsılınca
kaya gibi katı olan kalplerine tesir etmemesini anlarım
anlarım da,
bu bizim müslümanlara ne oluyor ki?
arz yarılmışken ve içinde olanı dışa vururken
kalp fay hatlarımız niye sarsılmıyor...
dahası var
“islam da zaten tedbiri gerekli görür” derken kalabalıklar aynı benzer nakaratı tekrar ediyor
aynı yerden konuşuyoruz.
çirkin ve tüm komplekslerimiz ile hem de...
okuyucu öfkeyle
“ne yani tedbir almayalım mı?’’ derken
meczup oturduğu yerde
dalgın bir halde
elindeki çakıyla kavak dalını yontarken
“sizin ‘tedbir’ diye
aldıklarınızın çoğu
gök ehlini tebessüm ettirir”
der
sonra
güzel bir ses tonuyla aziz kitaptan mırıldanır;
وَقَالَ يَا بَنِيَّ لَا تَدْخُلُوا مِنْ بَابٍ وَاحِدٍ وَادْخُلُوا مِنْ اَبْوَابٍ مُتَفَرِّقَةٍۜ وَمَٓا اُغْن۪ي عَنْكُمْ مِنَ اللّٰهِ مِنْ شَيْءٍۜ اِنِ
الْحُكْمُ اِلَّا لِلّٰهِۜ عَلَيْهِ تَوَكَّلْتُۚ وَعَلَيْهِ فَلْيَتَوَكَّلِ الْمُتَوَكِّلُونَ
(yusuf 68)
utanmış bir ses tonuyla
“ben arapça bilmem ki ökkeş’’ dedim,
başını kaldırmadan
“onca gereksiz şeyi öğrenmek için harcadığın vaktin
çok azını bunun için verseydin keşke’’
dedi
ve sustu
Yorumlar
1