bizim gavur, valla çok gavur!

suriye iç savaşı çıkmadan önce
özel arabamla ailecek 5 çocukla birlikte
suriye’den ürdün üzeri ramazan günlerinde umre için karayolundan yola düşmüştüm.
şam’a varmadan lübnan gösteren mavi tabelayı görünce
aniden karar değiştirip
kavşağı geçtiğim halde geri geri gelerek lübnan'ı da görmek için
yolculuğunun arasına sıkıştırdım.

o yıllarda türkiye'nin özelde tayyip beyin duruşu ve politikaları nedeniyle
tc plakalı aracımız geçtiği her yerde inanılmaz ilgi ve sevgi gördüğünü söylemeden geçemeyeceğim
lübnan kapısından, çok yıkık dökük bir sınır kapısıydı
türk plakalı olunca görevli askerler tarafından adeta bir kırmızı halı eksiği ile
hoş geldiniz ilgisiyle karşılaştık ve 3 beş dakikada sınırda bekletilmeden öne alınıp geçtik

beyrut şehir merkezinin dış mahallelerine geldiğimde namaz kılmak ve nefeslenmek için
yoldan çıkarak mahalle aralarına saptım
çok temiz zengin lüks evlerin olduğu bir bölgeydi. bazı evlerde ve bahçe duvarlarında
iç savaştan kalan kurşun izleri görülüyordu.

işin ilginci ortalıkta kimsecikler yoktu.
arabadan indim etrafa bakınarak mescit aramaya başlamıştım  ki;
yan sokaktan yaşlı, eli ayağı çok temiz sakalı tam bir müslüman dede görüntüsü olan
bir adam çıktı.
el salladım, bana baktı tebessüm etti, yaklaştım “selamun aleyküm” diye söze başladım
adam “aleyküm selam” dedi .
el kol işaretiyle “ben türküm, namaz, mescit, cami” falan sözü karıştırıyordum.
çünkü yabancı dil sıfır bende.
söz buraya gelmişken tecrübesi olan birisi olarak paylaşayım:
yurt dışında dil bilmemenin hiç bir önemi yok. kasmayın kendinizi!
vücut dili bir de bağırınca mesele hallediliyor!

neyse ihtiyarın o güzel selam alışı sonrası
“burası hristiyan mahallesi ben hristiyanım burada cami olmaz” benzeri şeylerle
el kol işaretiyle anlaştık
o ara eliyle uzağı işaret ederek gösterdi
“müslüman mahalleleri orada” gibi bir şeyler söyledi
kendine teşekkür ettim ve selam verdim aynı güzellikle “aleyküm selam” dedi.

yıllarca görülmemiş büyüklükte ve uzunlukta iç savaş yaşamış
farklı dinlerin insanları birbirlerini öldürmüş şehirler yerle bir olmuş
yani diyorum ki düşmanlıklar böylesine canlıyken
hristiyan birinin
selamımı bizim gibi alması çok hayretime gitmişti.
yaşadığı topraklarının gerçeği olan kültürünü kompleks duymadan kabul etmiş,
selamı bir esenlik, barış, güven habercisi ve insani bir değer olarak görmüş ve
müslüman biri gibi selamıma mukabele etmişti...

Mustafa Akmeşe

ne mi derim?
bu ülke de sonradan bitme,
kemalist, solcu, laik, seküler, onlar işte, bildiniz!
islamla yüzyıllarca yoğrulmuş bu toprakların inancına, kadim kültürüne, geleneğine ve
ona inanan insanlarına
dine ve onun değerlerine hastalıklı ve düşman bakışını konuşsak iyi olacak gibi dost.
ah ki ah!

devrimlerle yeni bir toplum inşa etmek için on yıllarca kitabı, ezanı yasaklı olan biz,
her on yılda yaptıkları darbe ile en kutsal ne varsa sil baştan yasak edilen yine biz…

“baskı ve dayatma bin yıllar sürse de gerekirse İslama ve onun değerlerine geçit vermeyiz”
anlayışıyla, inanan dindar kesime sayısız hak ihlali reva görülmüş
mağdur hep biz müslüman halklar olmuştur.
ona rağmen biz müslümanlar bu kesimlerin  varlığını kabul ediyoruz
saygı duymuyor ama tahammül ediyoruz
müslümanlar olarak insani ilişkiler kurmayı da sorun etmiyoruz.

gel gelelim bu seküler kemalist laik yobaz kesim nedense
en masum verilen Allah'ın bir selamını dahi kendine hakaret olarak algılıyorsa
yüzünü ekşitiyor ve selam sahibini aşağılamaya yelteniyorsa gerisini siz düşünün.

dost içlerindeki kinlerini dile düşen bir örnek olsun diye yazıyorum:

“israil, hamas'ın saldırılarına karşılık yerinden
olanların çadırlarını vurdu.”
 sol kemalist bir haber sitesinin başlığı bu işte…

sokak köpeklerinin öldürülmesine karşı olan ‘it sever’ takılan malum kesim için
gazze’li müslüman çocuk kadının gözlerinde it kadar değeri yok, çünkü müslüman!
hamas saldırmışmış da, israil de vurmak zorunda kalmışmış. ah ki ah!

bu kesimlerden sivil toplum kuruluşları dahil ,dikkat edin!
gazze katliamına karşı hiçbir ciddi tepki gelmemesi tesadüfi değildir.


dost: bizim gavur valla başka gavura benzemez. onu derim.
anlaşmak birlikte yaşamak gibi bir derdi yok. gücü yettiği anda
burnumuzu sürtecek duruma geçecektir. bundan hiç şüpheniz olmasın.
gevşemeyin yoksa!

tam söylenecek hatta ağzımı bozacak iken;

ökkeş
“mustafam sözün güzelini ve işaretini dinle” dedi ve okudu

ا اَنْتُمْ اُو۬لَٓاءِ تُحِبُّونَهُمْ وَلَا يُحِبُّونَكُمْ وَتُؤْمِنُونَ
بِالْكِتَابِ كُلِّه۪ۚ وَاِذَا لَقُوكُمْ قَالُٓوا اٰمَنَّاۗ وَاِذَا خَلَوْا عَضُّوا عَلَيْكُمُ الْاَنَامِلَ مِنَ الْغَيْظِۜ قُلْ مُوتُوا بِغَيْظِكُمْۜ اِنَّ اللّٰهَ عَل۪يمٌ بِذَاتِ الصُّدُورِ
3/119
“İşte siz, onlar sizi sevmezken onları seven ve Kitapların bütününe inanan kimselersiniz. Size rastladıkları zaman: "İnandık" derler, yalnız kaldıklarında da, size öfkelerinden parmaklarını ısırırlar.
de ki: ‘kininizle geberin’ Allah kalplerde olanı bilir.”
işittik ve iman ettik rabbim!a

 

Paylaş