‘anlamak’ için çaba lazım gelir. zordur!

bir işaretiyle yola düşmüşler
memleket, ana, baba, kardeş evlat mal mülk dahil 
kalplerde yeri olan ne varsa geride bırakmışlardı… 
 
ve şimdi yıllar sonra
her gün günde 5 vakit yönlerini döndükleri 
kabe nin gölgesine sığınmak ona  kavuşmak umuduyla 
umre için medine'den resulün müjdesiyle yola çıkmışlardı. 
 
dileyen hikayesini ve hudeybiye antlaşma maddelerini dilediği yerden okuyabilir .
bir parmak ucu mesafesinde google..
 
benim dikkatimi çeken şey;
herşeylerini geride bırakıp 
peygambere yol arkadaşlığı yapan inananların 
 
hudeybiye'de müşrik mekkelilerle yapılan anlaşmaya karşı duruşları 
çok ilginç.
 
anlaşmanın  kendileri için zor olan kısmı;
umre yapmak için geldikleri yolu 
sonraki yıl yapmak üzere erteleme maddesi ve 
kendilerine sığınan mekkeli müslümanları geri müşriklere iade edilecek olmasıydı. 
sanki bütün maddeler müslümanların aleyhine yazılmış gibiydi.. 
 
 
halbuki
peygamber ne umre yoluna çıkarken, 
nede elçi olarak mekke'ye giden osman'ın (r) öldürülme dedikodusu nedeniyle 
savaş hazırlığı için emir verirken, 
nede müşriklerle anlaşma imzalamak için 
arkadaşlarıyla geçmişte bir çok önemli konuda istişare ettiği gibi 
bu konularda  onlarla istişare falan etmemişti… 
yani konu adeta istişareye kapalıyken ve  uyulması gereken bir emirken,
 
daha ilginç olan, 
daha geçen gün ‘’rıdvan biatı ‘’yapan ve 
hemde elleri üzerinde allah'ın elleri olan bir topluluk olarak övülmüşlerken ,
 
ali (r)  anlaşma metnini yazdığı kalemi bırakıyor ve
peygambere rağmen 
ben diyor;‘’rahman olan allah'ın adıyla’’ olan kısmı ve 
‘’allah’ın resulu muhammed ‘kısmını kağıttan silmem, elim varmaz. 
abdullah oglu muhammed diye de paraf açmam, yazmam…
o ara ömer (r) öfkesinden burnundan solurken sessiz topluluğun sesi oluyordu adeta… 
 
 
diğer yandan anlaşma sonrası  arkadaşlarına 
kesin saçlarınızı ve  kurbanlarınızı derken 
topluluk sessizliğe bürünüyor, peygambere pasif bir direniş gösteriyorlardı… 
sanki 
adeta resulü yargılıyor, böyle olmamalıydı diyorlar. 
olmamalıydı işte, umre yapmalıydık
bize sığınan müslüman kardeşlerimizi geri müşriklere iade etmemiz kabul edilemez 
diye düşünüyor 
ve olanı yargılayan bir duruş gösteriyorlardı.
 
aziz olan varya ah .!
sonradan gelenlerin peygamberliğinin ispatı için 
üzerinden mucize uyduranlar varya…
sahi görmezler mi ki bu eşsiz güzelliklerini?
 
peygamber onları yargılamıyor 
'siz ne yapıyorsunuz?' demiyor, 
'ey ali ne diyorsam onu yaz!' demiyor.
'ömer'e dönüp haddini bil.' demiyor. 
'siz ne hakla kurbanlarınızı kesin ve ihramdan çıkın dediğim halde 
bir peygamberin emrini duymazdan geliyorsunuz.' demiyor.
'çarpılırsınız ,cehenneme gidersiniz.'demiyor.
'biatı dün ne üzre verdiniz' diye aşağalamıyor..
 
'sizi cennette taşıyacak allah’ın resulunu ne hakla yargılıyorsunuz. 'demiyor .
 
ne diyor,
'tamam ali, tamam, sen onu yapma ben yapayım' diyor… 
 
kurban kesin ve ihramdan çıkın  sözünü tutmayan topluluğa 
eşinin tavsiyesiyle
haraketiyle örnek olmak için kendi saçını ve kurbanı kesiyor, ihramda çıkıyor...
ve iman edenler o'zaman işin ciddiyetini anlıyor ve tabi oluyorlar 
 
yani peygamber 
onları anlamaya çalışıyor. 
burası çok önemli
yargılamıyor, 
anlamaya çalışıyor ve onlara 
‘’kol kanat geriyor… ‘’
 
 
ne mi derim ?
yaşamadığımız şeyler için bilmediğimiz, tatmadığımız işte ne varsa 
yargılamalarımız olur çok zaman.
bilirsiniz değil mi.. ?
öyle işte. 
‘’nasıl yaparsın bunu’’ diye özellikle yakınlarımız ve özelde müslümanlar için 
dillerimiz en keskin cümleler kurar. 
 eksik görülen kararlar için, hayatlar için tepkilerimiz olur .
kendi özelimizde sayısız ‘’çalı ‘’dolaşırız 
ama bizimkinin adı "akılı" olmaktır. 
bir başkasının görülen bizim için yanlış tercih dediğimiz şey
acımasızca  ‘’taviz ‘’diye işaretlenir.
 
bilemeyiz, bilmek istemeyiz işte..
küçücük dünyalarda kopan fırtınaların muhatabını neye zorlandığını. 
boyun büktürdüğünü, elleri kolları nasıl bağlandığını bilemeyiz. 
iki kötü olan şeyden daha iyisi olan seçilmiştir 
ve 
anlamak için ‘’niye öyle yaptın ki ‘’ demek yerine
yargılamak için ‘’nasıl yaparsın bunu’’ deriz..
 
ey yolcu 
 
bilir misin?
ehemmi mühimme tercih edilir 
ve 
hayat insana buna zorlar ve 
çok zaman da kişiye özeldir.
 
‘yargılamak’ çok kolaydır..
‘anlamak’ için çaba lazım gelir.
zordur, 
valla…
 
Not;  yazılarımın, dilediğiniz kısmı dahil, dilediğiniz şekilde dostlarınıza ikram etmeye açıktır.
Paylaş