alçakta meyve olmak!

alçakta meyve olmak nasıl bir şeydir
bilir misin dost?
ben bilirim.
evet, ömrü bahçeli bir evde geçen biri olarak ben iyi bilirim…
daha olgunlaşmadan uzanacak yerde
yani alçakta olan meyve ilk çocukların hışmına uğrar,
koparılır ve ilk diş geçirdiğinde ham olması nedeniyle çöp olur ve ağacın altına atılır
ağacın onca emeği boşa gitmiştir işte…

ağacın yüksek kısımlarına çıktıkça meyveler olgunluk ömrünü tamamlar
hatta en yüksek yerdeki meyveler ulaşılmazdır ağaçta kalır

ne mi derim,
dediğim şey, her elin ulaştığı yerde olanlar en çok acı çeken, rahatsız edilenlerdir.
güçsüz olan, sosyo ekonomik zayıflığı olan,  aşireti, çevresi olmayan
arkası, yani kalabalığı diyorum
çok zaman alçakta olan meyve gibi muamele görür…

böylesi durumda peki ne yapmalı derseniz eğer;
ortaya fazla saçılmamak gerekir derim.
göze batmamak yani…
şamar yiyeceğimiz yerde gezinmemek derim
belayı defetmek gücümüz yoksa
“çalıyı dolaşmak gerek” derim.

ne oldu dost çok ağırına mı gitti?
gitsin! dalından koparılmadan kalmak için zaman kazanmak gerekir,
bu olgunlaşmak demektir
kendinize yani olmak istediğimiz kıvama gelmek demektir
veya yararlı olacak hale dönüşmek demektir.

olmadan olmuş gibi korumasız yerlerde durmak, sadece kendimize değil
içinde bulunduğumuz topluluğa da zarar vermek
zalimi üzerinize çekmek demektir. benden söylemesi işte,
dalınızı kırdırırsınız…

gavurun, evet gavur işte dost bilirsiniz
sırf inanan biri olmanız nedeniyle hayatlarımıza tazyik etmelerine,
veya neslimizle oynaşmalarına engel olamıyorsak
bulunduğunuz yerden çıkmak, uzaklaşmak için hicret edilir
zor mu? valla zor!
hicret hangi çeşidi olursa olsun işte tam da bunun için yapılır.

onun için işte hicret bir kaçış değil
aksine, olması gereken olsun diye gitmektir, geriye çekilmektir.
hicret: ‘olma’nın yolculuğudur.
yola düşmek “ermek” için gerekli şarttır.

mesela, mahalle değiştirmek,
ne bileyim
size zor gelse bile yaşadığınız şehri değiştirmek
sosyal çevreyi değiştirmek için gerekirse işinizi değiştirmek
hatta baskı ve dayatma adeta eziyet seviyesine gelmişse
ülke değiştirmek…

acısı olur mu bu ayrılığın!
olmaz mı hiç... ah!
ama görünen kısmı gönüllere böylesine derin yaralar bırakırken,
diğer yandan  
her bir hicret,
sanki toprağın altını üstünü getirerek taze münbit toprağı ortaya çıkarmak  
nadasa bırakmak gibidir

insan ve müslüman kalabilmenin mücadelesidir hicret.
tarihte iz bırakan tüm medeniyetler ve tarihin en büyük inkılaplarına önderlik edenlerin hikayesinde illa ki hicret vardır
hz ibrahim, hz musa, hz yusuf, hz muhammed ve tüm peygamberlerin işte…

ökkeş derin bir nefes aldı ve
ismaili olanların hacer misali hicreti ve say mücadelesi olur

sahi dost,  hangi “kıymetli” için hicret ve say ederiz ki,
bi söyleseniz?
dedi

sonra
فَاٰمَنَ لَهُ لُوطٌۢ وَقَالَ اِنّ۪ي مُهَاجِرٌ اِلٰى رَبّ۪يۜ اِنَّهُ هُوَ الْعَز۪يزُ الْحَك۪يمُ

ankebut 26
bunun üzerine Lût, İbrâhim’e iman etti. İbrâhim: “ben, dinimi yaşayabilmem için rabbimin emrettiği yere hicret ediyorum. şüphesiz O, kudreti dâimâ üstün gelen, her hükmü ve işi hikmetli ve sağlam olandır”
okudu ve sustu

af buyrun!, anlamadım?
ama mahallem, şehrim, işim gücüm veya “vatan” mı dediniz.
“Allah'ın arzı geniştir” valla!

paylaşmaya değer gördüğünüz yazılarımın dilediği kısmı dahil dostlarınıza ikrama açıktır.
bir gönle daha temas etmek iyidir. valla!

Paylaş