İnsan Hakları ve Mazlumlar için Dayanışma Derneği (MAZLUMDER) tarafından "19 Mart Saraçhane Eylemleri" raporu hazırlandı.
Raporda, yaklaşık on gün süren kitlesel protestolar sırasında Türkiye'nin hukuk devleti ve insan hakları standartları açısından ciddi tartışmalara yol açan ihlallerini mercek altına aldı.
AV. KAYA KARTAL: RAPOR İNSAN HAKLARI PERSPEKTİFİ AÇISINDAN ELE ALINDI
Raporun önsöz kısmında, rapora ilişkin değerlendirmelerde bulunan MAZLUMDER Genel Başkanı Av. Kaya Kartal, MAZLUMDER olarak, 19-28 Mart 2025 tarihleri arasında yaşanan gelişmeleri yerinde inceleyerek toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkına getirilen kısıtlamaları, kolluk güçlerinin orantısız müdahalelerini, ifade ve basın özgürlüğüne yönelik ihlalleri, gözaltı ve tutuklama uygulamalarını insan hakları perspektifinden raporlaştırdıklarını ifade ediyor.
Kaya Kartal, raporun hazırlanmasında hukuki belgeler ve resmî açıklamaların yanı sıra sahadan elde edilen veriler, mağdur beyanları, gözlem raporları ve bağımsız hukukçuların değerlendirmeleri esas alındığınında altını çiziyor.
Kaya Kartal: "Bu rapor, hak temelli bir yaklaşımla devletin hukuki yükümlülüklerini hatırlatmayı ve kamuoyunu bilgilendirmeyi amaçlamaktadır. Hukukun üstünlüğü, temel hakların korunması ve insan onurunun güvence altına alınması için yaşanan ihlallerin tespit edilmesi ve sorumluların hesap verebilirliğinin sağlanması zorunludur. Hukuk devleti, olağanüstü dönemlerde dahi hukukun sınırları içinde kalmayı gerektirir. MAZLUMDER olarak temennimiz, bu raporun kamu otoriteleri, yargı organları, sivil toplum kuruluşları ve kamuoyu nezdinde hak ve özgürlüklerin korunmasına katkı sağlaması ve benzer ihlallerin tekrarını önleyici adımlara zemin oluşturmasıdır." diyor.

HUKUK DEVLETİNİN KRİZLERE MÜDAHALESİ VE YAPILAN GÖZALTILARIN HUKUKA UYGUNLUĞUNA BAKILDI
MAZLUMDER Raporunda, 10 günlük süre zarfında toplantı, gösteri ve basın açıklaması yasaklanmasına yasağına rağmen Saraçhane merkezli birçok protesto düzenlendiğini, Türkiye’nin farklı yerlerinde destek gösterileri yapıldığını, Saraçhane’deki gösteriler farklı noktalara taşınmışdığının altı çiziliyor.
Raporda ayrıca, kolluk güçlerinin protestolara müdahale etmesi neticesinde yaklaşık bin dört yüz kişi gözaltına alındığı da belirtilrek: "Gözaltına alınanlardan 263’ü tutuklanmış, geriye kalanlar hakkında ise adli kontrol ve ev hapsi gibi çeşitli tedbir kararları verilmiştir. Bu rapor, 10 günlük süre zarfında yaşanan hak ihlallerini kayda geçirmek maksadıyla kaleme alınmıştır. Yapılan gözaltıların hukuka uygun olup olmadığı yargıyla ilgili olarak yargı makamlarının karar verecek olması sebebiyle bu husus raporlama dışında bırakılmıştır. Ancak bir hukuk devletinin krizlere müdahalesi de hukuk çerçevesinde olması gerektiğinden, bu ilkeye uygun davranılıp davranılmadığını sorgulayacak ve yaşanan hak ihlallerini tespit etmeye çalışacaktır" deniliyor
MAZLUMDER raporunda, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu dahil yüzü aşkın kişinin gözaltına alınmasıyla başlayan süreçte, temel hakların kullanımına dair yapısal sorunların bir kez daha görünür kılındığını belirtildi.
MAZLUMDER, 19-28 Mart 2025 tarihleri arasında yaşanan gelişmeleri yerinde inceleyerek, toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkına getirilen kısıtlamaları, kolluk güçlerinin orantısız müdahalelerini, ifade ve basın özgürlüğüne yönelik ihlalleri, gözaltı ve tutuklama uygulamalarını insan hakları perspektifinden rapor hale getirdi.
Raporun hazırlanmasında hukuki belgeler, resmi açıklamalar, sahadan elde edilen veriler, mağdur beyanları, gözlem raporları ve bağımsız hukukçuların değerlendirmeleri esas alındı.
Rapor, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 34. maddesi ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 11. maddesiyle güvence altına alınan toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkının, Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu'nun. Bölümü'ndeki kısıtlamalarla valilere ve İçişleri Bakanı'na erteleme ve yasaklama yetkisi verilmesiyle anayasal hakkın özüyle çeliştiğini vurguluyor. Bu yetkinin, 20 Temmuz 2016 tarihinde ilan edilen OHAL döneminin izlerini taşıdığı ve o dönemin bazı uygulama ve tedbirlerini kalıcı hale getirdiği belirtiliyor.
İnsan Hakları ve Mazlumlar için Dayanışma Derneği (MAZLUMDER), 19 Mart'taki gözaltıların ardından İstanbul Valiliği'nin "kamu düzenini muhafaza etmek ve oluşabilecek provokatif eylemlerin önüne geçmek" gerekçesiyle 19-23 Mart tarihleri arasında her türlü toplantı, gösteri ve basın açıklamasını yasaklamasını "peşin hükümlülük" olarak nitelendiriyor. Rapor, henüz bir protesto yokken alınan bu kararın anayasal hakkı kullanmak isteyen kişileri kriminalize ettiğini ve hakkı fiilen kullanılamaz hale getirdiğini belirtiyor.
Raporda, keyfi yasakların ardından anayasal haklarını kullanmak isteyen göstericilere polisin orantısız güç kullanarak müdahale ettiği, yoğun biber gazı kullanıldığı, yaralama kastıyla fiziki şiddet uygulandığı ve yetki sınırlarının aşıldığı gözlemlendiği belirtiliyor. Ayrıca, bazı kolluk mensuplarının kişisel sosyal medya hesaplarında şiddeti öven paylaşımlar yaptığının tespit edildiği ve yetkili kurumların hukuka aykırı eylemlerde bulunan kolluk kuvvetlerini cesaretlendiren beyanlarda bulundukları iddia ediliyor.
Valilik yasaklarıyla birlikte seyahat hürriyetinin de kısıtlandığı belirtilen raporda, İstanbul'da bazı metro durakları ile belirli cadde ve sokakların trafiğe kapatıldığı detaylarıyla listeleniyor. Bu kısıtlamaların, protestocuların İstanbul Emniyet Müdürlüğü, İstanbul Adliyesi ve Taksim Meydanı'na ulaşımını engellemeyi amaçladığı, ancak bu durumdan diğer vatandaşların da etkilendiği ve mağdur edildiği ifade ediliyor. Özellikle Ramazan ayında iftar yoğunluğunun hesap edilmediği ve alternatif yollarda/toplu taşıma araçlarında olağandışı yoğunluk yaşandığına dikkat çekiliyor.
Rapor, 19 Mart 2025 günü sabah 07.00 itibarıyla resmi bir açıklama ve mahkeme kararı olmaksızın internette bant daraltması uygulamasına gidildiğini, X (eski adıyla Twitter), Youtube, Instagram, Facebook, Tiktok, WhatsApp, Telegram, Signal gibi sosyal medya platformları ve mesajlaşma uygulamalarına İstanbul çevresindeki kullanıcılar tarafından erişim sağlanamadığını belirtiyor. Bu uygulamanın, Anayasa'nın aradığı koşulları taşımadığını ve ifade hürriyeti ile haberleşme hakkının ihlali niteliğinde olduğunu savunmak oldukça güçtür.
Raporda ayrıca, 19 Mart operasyonlarının ardından muhalefetin çeşitli bileşenlerince iktidarla ilişkili olduğu gerekçesiyle bazı firmaların boykot edilmesi çağrısında bulunan 16 kişi hakkında "nefret ve ayrımcılık" ile "halkı kin ve düşmanlığa tahrik" suçlarından soruşturma başlatılarak gözaltı kararı verildiği belirtiliyor. Rapora göre, boykot çağrıları şiddeti teşvik etmediği müddetçe düşünce ve kanaati açıklama hürriyeti kapsamındadır ve sırf bu çağrılar nedeniyle soruşturma başlatılması, gözaltına alınma ve adli kontrol tedbirlerine maruz bırakılması başlı başına hak ihlali niteliğindedir.
Protestolar sırasında kolluk kuvvetlerinin, mesleki faaliyetleri nedeniyle gösteri alanlarında bulunan basın mensuplarını hedef aldığı, birçok basın mensubunun gözaltına alındığı ve bir kısmının şiddete maruz kaldığı iddia ediliyor. NOWTV muhabiri Ali Onur Tosun, Birgün yazarı Barış İnce, foto muhabiri Bülent Kılıç, gazeteci Zeynep Kuray gibi isimlerin gözaltına alınanlar arasında olduğu belirtilirken, bazı muhabirlerin darp edildiği ve fotoğraflarının zorla silindiği de raporda yer alıyor. İlgili kamu kurumlarınca bu ihlallere yönelik tatmin edici bir açıklama yapılmadığı, hatta gözaltına alınan basın mensupları hakkında soruşturmanın ötesine geçilerek kamu davaları açıldığı ve gazeteciliklerini ispat etmelerinin istendiği belirtiliyor.
Raporda ayrıca, RTÜK Başkanı tarafından medya organlarının protestoları yayınlama şekli ve usulüne ilişkin telkinlerde bulunularak idari yaptırım uygulamakla üstü örtülü tehdit edildiği, bunun basın hürriyetini açıkça hedef aldığı ifade ediliyor. Bilişim Teknolojileri Kurumu (BTK)'nun da keyfi kararlarla internet ve sosyal medya erişimini kısıtladığı ve yasal denetime tabi olmadan aldığı kararların halkın haber alma ve haberleşme hürriyetini engellediği vurgulanıyor.
19 Mart gözaltılarının ardından Saraçhane'de düzenlenen protestolara katılan çok sayıda eylemcinin "Toplantı ve Gösteri Yürüyüşü Kanunu'na muhalefet" gerekçesiyle evlerinden alınarak gözaltına alındığı belirtiliyor. Yaklaşık bin dört yüz kişiden iki yüz altmışının tutuklandığı, tutuklamaların büyük çoğunluğunun 2911 Sayılı Kanuna muhalefetten gerçekleştiği ifade ediliyor. Raporda, eylemcilerin şiddet eylemlerine bulaşıp bulaşmadığına bakılmaksızın sırf alanda bulunmalarının tutuklama için yeterli sayıldığı ve bunun hukuka aykırı olduğu belirtiliyor. Gözaltı ve tutuklama gibi istisnai tedbirlerin olağan hale geldiği ve adil yargılanma hakkının ihlal edildiği savunuluyor. Gözaltılar sonrası birçok avukatın müvekkilleri ile görüştürülmediği ve avukata ulaşım hakkının engellendiğine yönelik iddiaların basına yansıdığı da belirtilmiştir.

Rapor, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 3. maddesi ve Anayasa'nın 17. maddesi ile işkence ve kötü muamele yasağının hiçbir durumda istisnası olmadığını hatırlatıyor. Saraçhane eylemlerinde kolluk güçleri tarafından eylemcilere yönelik yer yer orantısız müdahalede bulunulduğu, sık ve yakın mesafeden biber gazı kullanıldığı, gözaltı işlemleri esnasında fiziki şiddete varan davranışlar sergilendiği gözlemlendiği ifade ediliyor. Ayrıca, kaçma veya başkasına zarar verme tehlikesi bulunmazken, normal kelepçeleme yerine daha acı verici olan ters kelepçe takılmasının keyfi ve orantısız müdahale niteliğinde olduğu belirtilerek, Anayasa Mahkemesi'nin bu konudaki kararları örnek gösteriliyor.
Raporda, 19 Mart operasyonuyla gözaltına alınan İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, Beylikdüzü Belediye Başkanı Mehmet Murat Çalık ve Şişli Belediye Başkanı Resul Emrah Şahan'ın tutuklanması ve İçişleri Bakanlığı'nca geçici tedbir olarak görevden uzaklaştırılmasına değiniliyor. Özellikle Şişli'de Kaymakam Cevdet Ertürkmen'in İstanbul Valiliği'nce Belediye Başkan Vekili olarak görevlendirilmesi, OHAL dönemi KHK'ları ile yerleşen ve kamuoyunda "kayyım ataması" olarak bilinen yeni görevlendirme usulü olarak değerlendiriliyor. Bu uygulamanın, demokratik hakları ve halkın iradesini yok sayan sistematik bir uygulamaya dönüştüğü ve seçmen tercihleri ile seçme ve seçilme hakkını geçersiz kıldığı ifade ediliyor. Belediyelerin atanmış yöneticiler yerine halkın oylarıyla seçilen kişiler tarafından yönetilmesinin hukuk devletinin temel bir gereği olduğu vurgulanıyor.
Rapor, eylemcilerin yasal haklarının sınırlarını aşacak davranışlarda bulunduğunu da kayıtlara geçirdi. Raporda, bazı eylemcilerin polis ekiplerine meşale, şişe ve benzeri yanıcı maddeler attığı, polis memurlarının yaralanmasına sebep olduğu belirtiliyor. Ayrıca bir polis memuruna asitle saldırıldığı, Ankara'daki eylemlerde de bazı protestocuların balta, tornavida ve havai fişek ile saldırarak polis memurlarının yaralanmasına sebep olduğuna dair iddiaların yer aldığı belirtiliyor. İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya'nın açıklamasına göre eylemlerde yüz elli polisin yaralandığı bilgisi aktarılıyor.
Protestolar esnasında Saraçhane Meydanı'nda bazı dükkanların camlarının kırıldığı, kaldırımlara, ağaçlara ve parklardaki oturma yerlerine zarar verildiği, özellikle Şehzadebaşı Camii avlusundaki mezar taşlarının tahrip edilmesi ve duvarlara yazılar yazılması gibi olayların büyük tepkiye yol açtığı belirtiliyor. Raporda, bu olaylar dikkate alındığında, eylemcilerin bir kısmının toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkını istismar ettiği, kanunun çizdiği sınırları aştığı ve diğer göstericilerin demokratik haklarını kullanmalarına da engel olduğu ifade ediliyor.
MAZLUMDER raporu, 19 Mart sonrası yaşanan protestoların Türkiye tarihinde önemli bir yer edindiğini ve kitlesel gözaltı ve tutuklama dalgalarının yaşandığını belirtiyor. OHAL sonrası dönemde toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkının Anayasa'ya rağmen daraltılarak "izin"e dönüştürüldüğü, valilikler eliyle sıkça yasaklandığı veya uzak meydanların gösterildiği eleştirisi getiriliyor. Raporda, devletin barışçıl gösterilere karşı tahammüllü olması, anayasal hakkın kullanımına saygı göstermesi ve hukuk devleti olmanın gereğini yerine getirmesi gerektiği vurgulanıyor.
Raporda, "işkenceye sıfır tolerans" politikasında bir geriye gidiş yaşandığı, siyaseten söylenen "benim askerim, benim polisim" gibi sözlerin keyfi tutumları ve cezasızlığı teşvik ederek polis devleti algısını güçlendirdiği belirtiliyor. Saraçhane olaylarında polis şiddetinin neredeyse canlı olarak yayınlandığı ve açıkça görüldüğü, bazı kolluk güçlerinin bu şiddeti sahiplenen ve öven sosyal medya paylaşımlarının hukuk devleti için kabul edilemez davranışlar olduğu ifade ediliyor. Rapor, kötü muamelede bulunan kolluk mensuplarının cezalandırılması yerine teşvik edilmesinin polis devleti imajını güçlendirdiğini ve idari/cezai soruşturma açılması gereken bu kişiler hakkında rapor tarihine kadar herhangi bir işlem yapılmamasını eleştiriyor.
Gücü temsil edenin her ne şart altında olursa olsun hukukun çizdiği sınırların dışına çıkması kabul edilemez.
"Son dönemde kolluk tarafından gerçekleştirilen şiddet eylemleri sıkça gündem olmakta, işkence iddiaları kamuoyunun gündemine gelmektedir. Mevcut hükümetin “işkenceye sıfır tolerans” sloganıyla başlattığı politikalarda bir geriye gidiş yaşanmaktadır. Siyaseten söylenen “benim askerim, benim polisim” gibi sahiplenici sözler teşvik görevi görmekte, keyfi tutumlar ve cezasızlık hata yapanı daha da cesaretlendirirken polis devleti algısını güçlendirmektedir. Bu durum toplumsal olaylarda ve göstericilere yönelik müdahalelerde iyice ayyuka çıkmaktadır. Saraçhane olaylarında da polis şiddeti neredeyse canlı olarak yayınlanmış ve açıkça herkes tarafından görülmüştür.
Bazı kolluk güçlerinin bu şiddeti sahiplenen ve 24 öven tarzdaki sosyal medya paylaşımları, hukuk devleti için kabul edilemez davranışlardır. Kolluk, güç kullanma yetkisini elinde bulunduran kurumdur. Gücü temsil edenin her ne şart altında olursa olsun hukukun çizdiği sınırların dışına çıkması kabul edilemez.
Şiddet, başka bir yol kalmadığında ve orantılı olmak kaydıyla meşrudur. Toplantı ve gösteri sınırları dışına çıkan bir kısım eylemcilerin bahane edilerek tüm topluluğa karşı orantısız müdahalelerde bulunulması, kötü muamelede bulunan kolluk mensuplarının cezalandırılmak yerine teşvik edilmesi polis devleti imajını güçlendirmektedir. İdari ve cezai soruşturmaya muhatap olması gereken polis memurları hakkında rapor tarihine kadar herhangi bir işlem yapılmamıştır. Hukuk devletinin gereği olarak bu şahısların geç de olsa tespit edilip yargılanması gerekmektedir.
Saraçhane olaylarında toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkı, seyahat hürriyeti, basın ve haber alma hakkı, ifade hürriyeti, seçme ve seçilme hakkı, adil yargılanma hakkı ile işkence ve kötü muamele yasağı ihlal edilmiştir.
Sadece gerekli şartların oluştuğu durumlarda kısıtlanabilecek olan haklar, özlerine dokunulacak şekilde kısıtlanmıştır. Devlet, gösteri ve yürüyüş hakkı bağlamındaki Anayasal yükümlülüklere uymamıştır. Bir kısım göstericilerin neden olduğu taşkınlıklar ve ihlaller nedeniyle adeta tüm göstericiler cezalandırılmış, Anayasadan doğan hakkını kullanmaya çalışan insanların temel hakları engellenmiştir."
ASTP:“Sudan’ın Yaralarını Sarma Vakti”
25.11.2025
'Cumhuriyet Muhafızı' biblosu yasaklandı
24.11.2025
Seyfettin Huca ile Derkenar
09.11.2025
Ulucanlar Cezaevi MEHMET YAVUZ AY 24.11.2025
İyi Öğretmen Kimdir? YUSUF YAVUZYILMAZ 23.11.2025
Ne Yapmalı? YUSUF YAVUZYILMAZ 09.11.2025