metrika yandex
  • $31.81
  • 34.54
  • GA15470

Haberler / Yazı Dizisi

İRFANDAN BİRKAÇ DAMLA -2- / Keramet de Neymiş? / Ahmet Hakan ÇAKICI

21.01.2022

Dergahtan Kerametler - 2

Keramet de neymiş?

Birkaç arkadaş bergamut aromalı çayın etrafında toplanmış sohbet ediyoruz. Konu dönüp dolaşıp keramet bahsine geliyor. Bir şeyhin efradından olan beyefendi, meal sohbetlerinden yetişme aynı zamanda hemşerim de olan arkadaşa, “Yavvv, geç! Uğraşma bu uçtu kaçtı hikâyeleriyle” deyince sinirleniyor ve ciddileşerek:

- Bendeniz, bizzat şahidim, dedi.
- Neye şahitsin.
- Keramete!

Bizimki bıyık altı gülümsemesini gizleyemeyerek istihza ile;

- Anlat da nasıl bişimiş, biz de bilelim, dedi.

- Müsaade etde, anlatayım! Ramazanın sonbahara denk geldiği günlerdeydi. Oldukça yorulduğumuz, iyice acıktığımız ve susuzluktan dilimizin kuruduğu bir günün ardından elimizdeki işleri apar topar bırakıp hızlıca –bizim bir Hüsamettin abimiz var- onun iftar davetine yetişmek için yola çıktık. Yola çıktık ama vakit biraz geç. Anladık ki, eğer eve bırakırsak ikindi namazı gidecek. Yol üstündeki bir camiye sapıverdik. Alel acele abdestler alındı. Beyefendi de abdestini ayaklarını mesh ederek alıp, camiye doğru seğirtti. Uzaktan göz ucu ile bizi takip eden, caminin yan tarafındaki Kur’an Kursunda talebe olan ve tuvalet nöbeti tuttuğunu tahmin ettiğim 14-15 yaşlarında bir delikanlı, bunu görünce arkadan koşup Beyefendiye “Bey Amca sen ne yaptın beyaaaa? Böyle abdest mi alınır; ayaklarını yıkamadın. Gel sana ben, abdest almayı öğreteyim” dedi.

Beyefendi tekrar abdesthaneye geri döndü ve delikanlının elini, diğer elinin üzerine getirip parmaklarının arasını ovalayarak tarife başladığı “abdest öğretme işine” teslim oldu. Ayaz nedeniyle az önce mesh edilen ayaklar, şimdi çift kat çoraplarından çıkarılıp, buz gibi su ile iyice ovalandı.

Bu esnada, bizim dostlar gayet sakin. Sanki kiminle, neyle konuştuğunu bilmeyen, cesareti ilminden büyük bir veled, 70’li yaşlara gelmiş Şeyh Efendiye abdest almayı öğretmeye kalkmıyor da, Beyefendi çocuğa ders veriyormuş gibi sessizce ve sabırla seyrediyorlar. Bense yerimde duramayıp dolanıyorum: “Yapıştı veled bizim Şeyhe, yakasını bırakmıyor” diye söyleniyor,  “Davetliyiz, beklerler, yetişemeyeceğiz, geç kalıyoruz” diye sabırsızlanıyorum. Kızdığım, oruçlu olmam yani açlık ya da susuzluk değil, işin manasızlığı. Kendi kendime homurdana söylene Beyefendiye çaktırmamaya çalışarak- gözlerimle çocuğu Şeyh Efendinin yakasından düşürmeye çalışıyorum.



Sonunda abdest alındı. Beyefendi delikanlıya “Zahmet buyurdunuz. Çok teşekkür ederim. İstifade ettim” diyerek camiye yöneldi. Namaz kılındı. Camiden çıkıyoruz: Oda ne?” Veled kapıda dikilmiş bizim çıkmamızı bekliyor. Beyefendiye yanaşıp “Bey Amca sen Allah bilir, gusül abdestini de bilmiyorsundur. Gel sana onu da öğreteyim” demez mi? Bacak kadar bir veled bizim şeyh Efendiye gusül anlatacak… Süphanellah, süphanellah diye söyleniyorum. Arkadaşlarda hiç bir tepki yok.

Ben ne kadar öfkelensemde, vaktin iyice yaklaşmasına rağmen oruçlu haline aldırmayıp Şeyh Efendi “Lütfedersiniz” diyerek çocuğun peşine takılıyor.  Yakamızı ancak Tophane sırtlarından atılan iftar topunun sesini duymakla kurtarabildik.

Dedi ve bu uzun konuşmanın ardından arkadaş, uzunca sustu.  Bunun üzerine hemşerim:

- Eeee sonra? dedi.

- Sonra ne olacak davete gittik, dedi, Şeyh Efendinin öğrencisi.

- Keramet, dedi kerameti bekliyoruz. Hani onu anlatacaktın?

- Keramet kişinin HAKKIN hatırını kendi menfaatine tercih edebilmesidir. Sen, tanımadığı bir çocuğun “hayrına engel olmamak ve heyecanını kırmamak” için çocuğun kendisine abdest öğretmesine en küçük bir imada bulunmadan ve gayet ciddiyetle boyun eğebilecek ve bunun için davet edildiği iftar sofrasını yarım saat bekletebilecek kaç kişi tanıyorsun?

Keyifle güldü bizim hemşeri,

- Hiç, dedi hiç kimseyi tanımıyorum. Harbi harbi kerametmiş.

Keramet HAKK’In hatırını kendi menfaatinden üstte tutabilmektir.

Keramet HAKK’ın hatırını kendi nefsine tercih edebilmektir.

Keramet HAKK’ın hatırını çıkarına, zevkine, keyfine, beklentine, ümidine, işine, eşine rağmen koruyabilmektir.

Bunu başarana uçup kaçmasa da, ateş üzerinde yürümese de “HAKK dostu” denir, diye ilave etti, bir dostumuz.

        
Derleyen: Ahmet H. ÇAKICI
Cemaziyelahir, 1443 

Yorum Ekle
Yorumlar (9)
Songul | 12.02.2022 23:34
Allah razı olsun .Yine güzel bir paylaşım.
Songül Cicek | 10.02.2022 18:10
Allah razı olsun hocam
Kevser Kıran | 06.02.2022 18:43
Ne güzel bir hatıra imiş barekallah. Bizler hasret kaldık böyle kimselere
Gülsima | 06.02.2022 17:11
Bu yazınız da çok iyi ve manidar. Yazıda bahsi geçen Beyefen'dinin sabrına, nezaket ve tevazusuna hayran kaldım.Müslümanlar konuşmalarından çok davranışlarıyla tebliğ ederler. Sözünün canlı örneği olmuş. Hayatta ise kendisine selam ve hürmetlerimi sunuyorum.
Ahmet | 28.01.2022 01:10
Allah razı olsun Hakan hocam.
Esref esen | 22.01.2022 12:03
Cok guzel. Dini literature dair bu davranis biciminin dunyevi bir maslahatta iliskide Hak adina gosterilmesinde de ayni sonuca varilir mi
Günay YILMAZ | 21.01.2022 20:39
Gerçekten çok etkilendim.Hocam hiç sasirtmadiniz beni . Emeğinize sağlık.
Ycl Gnl | 21.01.2022 19:29
Televizyonlardaki son moda cümle."keskin feraset,keramete nal toplatırmış."
z.dilek | 21.01.2022 12:18
Ne güzel maşallah. Kerim olan Hakk'ın rızasını kendi nefsinin üstünde tutup, emrettiği ahlak ile ahlaklanan; nezaket, merhamet ve şefkatle maarif eden böyle insanlara ne kadar da çok ihtiyacımız var. Evet görmek, anlamak isteyene bundan ala keramet mi olurmuş. Teşekkürler..