metrika yandex

DEMOKRASİ VE TUNUS

Süleyman ARSLANTAŞ

02.08.2021

 Yunan site devletindeki rejimi tanımlamak için ortaya çıkan ‘demokrasi’ halkın kendi kendisini yönetme esasına dayanan bir rejimdir. M.Ö.5. ve 4.Yüzyıllarda ortaya çıkan bu kavram, zamanına göre tepkisel bir doğuştur.

Demokrasinin tarihi seyrini bir tarafa bırakarak ifade etmek gerekirse; günümüzde genelde kapitalizmin, özelde Hristiyan dünyasının bir sömürü ve hükmetme aracı olarak kullanılmaktadır.

Halkı Müslüman olan ülkeler ve üçüncü dünya ülkeleri için genel olarak tatbikine izin verilmeyen bir dünya görüşüdür.

Demokrasi konusunda iki ayrı görüş vardır:Bir kısım siyaset bilimci, siyasetçi, yazar, vs. demokrasinin bir yönetim biçimi olduğunu söylüyorlar. Abdülkerim Suruş, Haydar Nakvi, Roger Garaudy bunlardan bazıları. Keza bir başka görüşte demokrasinin bir dünya görüşü olduğu, belirli bir yasama kaynağının mevcudiyeti ki o da insan aklıdır ve yine temel akide (inanç) ve yasama kaynağı ile örtüşen bir nizamının, uygulama esas ve prensiplerinin olduğunu ifade eden görüş/görüşler. Bu görüşün başını Seyyid Kutup, kısmen Mevdudi, Aliya İzzetbegoviç ve M. Fadlallah çekmektedir. 

Ben, şahsen ikinci görüşten yanayım. Zira eğer demokrasiye bir yönetim biçimi dersek, Cumhuriyete ne diyeceğiz? Oysa demokrasi bir dünya görüşüdür. Hatta dinin genel tarifinden hareketle ifade etmek gerekirse, temel akidesi ve o akideye dayalı nizamı-uygulama esasları olan her görüş bir dindir.

Keza dinler iki kategoride ele alınır: vahye dayalı din ve vahiy dışı dinler. Yine dinlerin karakterini belirleyen temel unsurların başında yasama kaynağı gelmektedir. Bu cümleden olarak İslami dünya görüşünün yasama kaynağı 'vahiy'dir. Sair dinlerin yaşama kaynağı ise 'insan aklı'dır. Yasama kaynakları taban tabana zıt olan iki ayrı dünya görüşünün yakınlığı ya da ayniliği ifade edilemez. Zaten tüm peygamberler geldikleri toplumlarda onları Allah'a çağırmaktan çok, Allah'ı birlemeye/Tevhide, yerlerin ve göklerin hemen her şeyin hâkiminin Allah olduğu gerçeğini tebliğ etmeye çalışmışlardır.

Muhatapları ise bu tebliğe karşı iki nedenle muhalefet ettiler. Birincisi tek ilâh inancını kabullenmemek, ikincisi ise o tek ilâh olan Allah’ın Rabb’lık sıfatına katılmadılar. Yani Allah var, ortakları da var ve o Allah bizim dünya işlerimizi hükmedemez dediler. Bu nedenle de Allah'ın Rabb’lık sıfatını reddettiler. 

Şimdi, günümüzde demokrasi ve İslam’ı yakınlaştırmak isteyen görüş sahipleri, acaba İslami kimlikleri ile neyi istediklerinin ya da neye ortak olduklarının farkındalar mı?

‘Ben demokratım ve demokrasiye inanıyorum.’ diyen Müslüman, Kur'an karşısında, Resullerin sahih sünnetleri doğrultusunda kendilerini muhasebeye çekseler nasıl bir hükümle karşılaşırlar acaba?

Evet. Müslüman cumhuriyetci olabilir ama demokrat olamaz. Zira demokrasi bir dünya görüşü iken: Cumhuriyet bir toplumun tercih etmiş olduğu dünya görüşünün toplumun katılımı ile tatbik edilmesinin adıdır. Bu nedenle Demokratik Cumhuriyet olabilir, Sosyalist Cumhuriyet olabilir, İslam Cumhuriyeti olabilir. Ancak Sosyalist İslam olamayacağı gibi Demokratik İslam'dan da söz edilemez.

Niçin bu girişi yaptım?

Efendim! Dinlerinin dünyaya yönelik hükümler ifade etmemesi sonucu Hristiyan dünya için ya da Milâttan önceki özellikle şehirli toplumlar için ortaya atılmış bir dünya görüşüne İslami aidiyeti olan ülkelerde, İslami kimliği olan birey ve toplumlarda sahipleniyorlar. Oysa inandığımız din, İslam biz insanların/inananların nefsimizle, Rabbimizle ve diğer insanlarla olan tüm ilişkilerimizi tanzim eden bir dindir. Böylesine mükemmel bir dine sahip olanların, insan aklının ortaya koyduğu din ya da dinlere sahiplenmeleri kabul edilemez. Zaten onlar da bizi, Müslümanları - inananları kendilerinden kabul etmiyorlar. Yüce Allah Kur'an'da net bir şekilde buyuruyor: “Sen onların dinlerine uymadıkça, ne Yahudiler ve ne de Hristiyanlar senden asla razı olmazlar…” (2/120)

Halkı Müslüman olan ülkelerde ve özellikle demokrasiye sahiplenen, ülkelerinde demokrasinin geçerli olmasını isteyenler için bugüne kadar Hristiyan dünyası, onların önderleri acaba halkı Müslüman olan ülkelerde velev ki DEMOKRASİ yönetim biçimi olarak algılansa bile bu uygulamanın batı standartlarında tatbikine izin vermişler midir?

Türkiye 1946'dan bu yana sözde demokrasiye sahiplenen bir ülke. Ama başına ne geldiyse bu yüzden geldi. 1960 İhtilâlini yapanların neredeyse tamamı Amerika'da eğitim almış subaylardan oluşmaktadır.

Onlara kendi hatıratlarında halkın tercihi ile iktidara gelmiş olan DP’ye karşı 1954 seçimleri sonrası bizzat Amerikalılar tarafından ihtilâl komiteleri oluşturulduğu ifade edilmektedir. İşte size bir örnek MBK üyelerinden Orhan Erkanlı’nın: ’Anılar, Sorunlar, Sorumlular’ kitabı bu anlattıklarımızı neredeyse tek tek ortaya koyuyor. Ve yine Cumhuriyet Gazetesi’nin 1960 İhtilali sonrası Temmuz ayında başlayan ve Cevat Fehmi Başkut’un MBK üyeleri ile yaptığı röportajlar, 1960 ve sonrasındaki tüm darbe ve muhtıralarda Hristiyan dünyanın tertip ve oyunlarını sergiliyor.12 Eylül sonrası dönemin ABD Başkanı’nın darbeciler için kullandığı ‘bizim çocuklar’ sözlerini henüz unutmadık..

Bunların niçin anlatıyorum?

Malûmunuz geçtiğimiz günlerde Tunus Cumhurbaşkanı Kays Said hükümete karşı bir darbe yaptı. Kendisinin Cumhurbaşkanı seçilmesinde özellikle ikinci turda yoğun destek veren Nahda Partisi ve onun liderine karşı ciddi suçlama ve dışlamalarda bulundu. Yani Gannuşi’ye: “Sen ne kadar demokrat olursan ol, Tunus’a ne kadar demokrasi getirme heves ve çabasında olursan ol benim efendilerim Fransa, Avrupa, Amerika ve dahi Suudi Arabistan, BAE, Körfez ülkeleri sizi istemiyor.” dedi.

Niçin istemiyorlar?

Hristiyan dünyası bilinen tavrını sergiliyor. Türkiye örneğini verdik. Geçmişte somut Cezayir örneği de var. 1991 Cezayir seçimlerini hatırlayalım. 1989 Anayasası’na göre kurulan FİS ve onun lideri Abbas Medeni ve arkadaşları gayet demokratik olarak seçimlere girdiler ve İlk turda katılımın (%56) yaklaşık %78’ni aldılar. İkinci tur seçimlerin yapılacağı hafta askeri darbeyle yüz yüze geldiler. Dahası o darbe sonrası Cezayir Cuntası 120 bin Cezayirlinin katledilmesine imza attı. Ocak 2006'da Filistin’de eski ABD Başkanı Carter’in de gözlemci olarak katıldığı parlamento seçimlerinde seküler Fetih örgütüne karşı İslami aidiyeti olan Hamas 132 sandalyenin 76’sını aldı. Ne var ki bunu da kabul etmediler. Zira onlar Batı dünyası, Hristiyan dünya diyor ki demokratik seçimler sonuç itibariyle bizim tercih ettiklerimizin kazanması ile geçerlidir. 1995 seçimleri sonrası ve yine 28 Şubat sürecinde RP ve Erbakan'a aynı şeyi yapmadılar mı?

Tunus’ta Nahda Partisi ve onun lideri Gannuşi 22 yıllık sürgünden ülkesine dönerken gazeteciler ona sordular: “Humeyni modeli bir devrim mi yapacaksınız?” Gannuşi hayır dedi, demokratik bir Tunus inşa edeceğiz dedi. Hatta Türkiye'yi ve Recep Tayyip Erdoğan'ı da örnek gösterdi. Kendileri de ihvan çizgisinde bir parti ve lider olmalarına rağmen gayet yapıcı, toplum beklentilerine cevap olabilecek nitelikte cevaplar verdi. Nitekim Yasemin Devrimi (17 Aralık 2010) sonrası geldiği Tunus'ta iktidara da, Cumhurbaşkanlığı'na da talip olmadı. Mısır'daki İhvanın düştüğü hataya düşmedi. Ama buna rağmen başta Fransa ve BAE, Nahda’nın ve Gannuşi’nin varlığına, etki gücüne tahammül edemediler.

 Niçin?

Çünkü Nahda’nın benimsemiş olduğu demokratik yöntemi ne Batı / Hristiyan dünyası ne de Arap monarşileri asla istemiyorlar. Eğer halkı Müslüman olan ülkelerde halkın tercihleri kabul edilirse halklarına rağmen iş başında bulunan Arap yönetimleri sıkıntıya düşerler. Nitekim başta Şarku’l-avsat olmak üzere çeşitli Arap basınındaki yazarlar, iktidarda olmadıkları halde Nahda Hareketini ve Gannuşi’yi diktatörlükle suçlamaktalar. Raşid el. Gannuşi’nin: ‘İslam Devletinde Kamusal Özgürlükler’ kitabını değerlendiren Fahd Süleyman Şukeyran  (29.7.2021 Şarku’l-avsat) Gannuşi’nin adı geçen kitapta Hüsnü Mübarek'in: ‘İslamcı kuramların hepsinde amacı iktidara gelmek sonra da diktatörlük yapmak’ sözüne atıfla: Şuranın uygulanmasında, politikaların oluşturulmasında ve hükümlerin çıkarılmasında İslami özgürlüklerinin model alınması gerektiği tezinden hareketle Gannuşi’nin şahsında Nahda başta olmak üzere Tunus İhvanını mahkum ediyor. Zira onlara göre Hakk’ın ve halkın istekleri değil batının ve elitlerin istekleri makbuldür.

Tunus'taki darbede elbette Türkiye’nin de payı var. Zira Gannuşi ve Nahda Hareketi AK Parti ve Recep Tayyip Erdoğan'dan etkilenmektedir. Zira Türkiye'nin bilhassa Fransa'nın K. Afrika ve Batı Afrika'daki menfaatlerine çomak sokması, Libya’da Hafter'i devre dışı bırakması, Doğu Akdeniz politikaları, Ortadoğu'da, İslam coğrafyasında etkinliğinin artması başta Fransa olmak üzere tüm Avrupa'yı tedirgin etmekte. Keza İslami olmasa da halkın oyları ile neredeyse 20 yıl AK Parti iktidarının devam etmesi BAE şahsında monarşi ve krallık yönetimlerini rahatsız etmekte. Dolayısıyla Tunus’ta gerçekleşen Kays Said darbesini Türkiye'ye karşı yapılmış bir darbe olarak da okuyabiliriz.

Sonuç olarak demokrasi gerek yönetim biçimi ve gerekse dünya görüşü olarak halkı Müslüman olan ülkelere layık görülmemekte.

Varsın demokrasi her çeşidi ile onların olsun. İslam bize yeter.

2 Ağustos 2021 

Yorum Ekle
Yorumlar (7)
Yusuf Yılmaz | 18.08.2021 18:21
Din, insan yaşantısına yön veren kuram ve kurallar bütünüdür. Bu durumda insanlara, beşeri eksik akil ile yön veren (hatta zor kullanarak yaşam tarzına müdahale eden) demokrasi de bir dindir. Bütün ideolojilerin amaçları da, kendi ideolojileri doğrultusunda insanlara yön vermek istedikleri için de birer din olma özelliğini taşıyorlar. Kapitalizm, Komünizm, Faşizm, Kemalizm, Budizm, ....... izm'leri çoğaltabiliriz. Hepsi birer dindir. İslâm da bir dindir. Allah'ı bilenler için söylüyorum, şu anda Allah indinde tek (Hak) Din, ( Ali İmran 19. Ayet) İslâm'dır. Diğer ideoloji sahipleri, oyun ve eğlenceden ibaret olan bu yalan dünyada sefih bir şekilde, yaşantılarının keyfine! Baksınlar.
Yusuf YILMAZ | 16.08.2021 16:11
Vali olmuş ama adam olmamış, bakan olmuş ama adam olmamış sözü de netekim yine tekerrür etti. Doktor kılıklı arkadaşımız, doktor olmuş ama adam olmamış hesabı, yazdığı yorumunu bir başlık konulmak istense; "Hakaret Nasıl Edilir" gibi bir öğreti olurdu. İnsan biraz yaşından, başından utanır. Süleyman Bey'i ve onun bahsettiği kişi ve olaylara hakaret etmeden önce, bu olayların gerçek boyutunu araştırsaydın adam gibi, böyle galiz bir şekilde hakaretler etmezdin. Atasözü: Nice elbiseler gördüm, içinde adam yoktu, nice adamlar gördüm, üzerlerinde elbise yoktu". İnsanın adam olması; unvan, kariyer, demokrat kafalı bir hiç olmakla değil, insan gibi, insana değer veren ve eleştiri kavramlarını sık sık kullansa dahi, asla insanlara hakaret etme ahlaksızlığını kendi bulmamakla olur. Aslında boşuna çenemi yorumayım, yazılacak çok şey var, ben sadece bütün katmanların bir katmanı ile yorumu yazdım.
Süleyman ARSLANTAŞ | 10.08.2021 09:57
Sayın Hasan Börekçi!Sanıyorum hekimsiniz.Nezaket her insan grubunun,her insanın,her meslek sahibinin dikkate alması gereken bir husustur.Ne yazık ki makaleme yönelik eleştiri ve yakıştımalarınızda ne İsâmi,ne insani hiç bir boyut yok.Ben,evet astsubaylıktan emekli olmuş,görevini de şerefle yapmış birisiyim.Ne Ercümentciyim,ne İrancı,ne tarikatcı ,ne de cemaatcıyım.Sadece müslamanım.Hayatım boyunca da Hizbut tahrir ile hiç bir yapılanmanın içerisinde olmadım.Hasbelkader düşünen ve düşündüklerini paylaşan birisiyim.Sizden ricam cahilliğin de bir seviyesi olmalı,en azından ona sahip olmanızdır!..
Hasan Börekçi | 08.08.2021 17:47
İhtilalci Ercüment Özkan'ın çömezi Arslantaş'ın baş sonra demokrasiye küfrettiği yazısı neresinden baksanız tel tel dökülüyor... Bunların siyasal islamcı sapkın anlayışlarının ve militanlarının takiye ile görev aldıkları AKEPE sürecinde devleti nasıl soydukları ve semizlendikerli malum... Yazıda demiş ki: "....12 Eylül sonrası dönemin ABD Başkanı’nın darbeciler için kullandığı ‘bizim çocuklar’ sözlerini henüz unutmadık" söz gazeteci M.Ali. birand'ın 12 Eylül kitabında geçer ve Paul Henze'ya aitdir. Başkan J. Carter'a söylendiği iddia ediliyor... Buradan hareketle emekli astsubay olan Arslantaş Türk Ordusu'nun emir komuta zinciri içinde yaptığı yönetime el koyma hadisesini çarpıtmaktadır... ve tüm TÜrk subaylarına hakaret etmektedir... ekmeğini yediği kuruma nankörlüğü bir yana Türk Subayına yalakalığını yaptığı RTE döneminde çuval geçirilmesi hadisesi dahi TÜRK ordusunun şerefli ve hakaret edildiği gibi Amerikan kuklası olmadığını da ispat eder... Öte yandan, müridi oldukları Humeyni'nin kurduğu sistemin ve IRak'ın parçanalıp İran güdümüne sokulmasını da dikkate alırsak... Üstelik devrilen Şah'ın İran ordusunu bölgede İsrail'den daha güçlü kılmak için çabaladığını ve dincilerin bu planı bozarak gerçekte amerika ve israil e hizmet ettikleri de ortadadır... Hasılı demokrasi bir din değildir... 1961 Anayasası ile sağlanan hak ve özgürlüğü istismar eden Hizbi Tahrir artıkları ajanların çarpıttıkları gibi de bir sömürü rejimi değildir... Amerikayı eleştiriyor ama orda komünist parti bile varken İran'ın molla faşizminde sünni cami açmak türkçe eğitim yapmak bile yasak... TUNUS 'da darbe yapıldı diyen ise gerçekten gülü nç... MEşru Cumhurbaşkanı dinci faşizmi engellemek için mevcut meclisi anayasal yetkisi ile feshetmetmişdir... Olayı çarpıtan ise gönüllü ajanlığını yapan Ercment'in çömezleridir... Türkiye'de de piliniz bitdi MHP- Bahçeli Erbakan2ı sıfırladığı gibi AKP führerini de aynı akıbete yolluyor da...
Kudret Aktaş | 06.08.2021 22:13
Yazınız için çok teşekkür ediyorum gönlümüze tercüman oldunuz.
Süleyman Arslantaş | 03.08.2021 17:19
Elbette tesbitleriniz doğru.Zaten Yusuf suresi106.ayette sizi doğruluyor.Hangi İslam sorunuzun cevabı elbette Allah'ın kitabı ve Resulunun sünnetinden Neşet eden İslam.M.İkbal 75 Yıl oncesinden'kaç bu müslümanlardan,sığın müslümanlığa'demiyor muydu?Selamlar
Belgin Ertürk | 03.08.2021 15:53
İslam bize yeter, öyle mi? 1. Hangi İslam? 2. Hangi ülkede yetiyor? 3. Kendini böyle sananlardan hangi ülkenin halkı huzurlu... Önce hangi İslam, diyelim: Zira bilindiği gibi kaç çeşit İslam olduğunu saymaya elin ve ayakların parmakları yetmez. Ayrıca bilinçli Müslüman olduğunu iddia edenlerin çok önemli ve çok yoğun işleri var. Onlar, kafirlerin bedava verdikleri veya kafirlerden parayla aldıkları silahlarla dünyanın her yanında Müslümanları katlediyorlar. Yani birbirini öldüren, kendini, kimliğini kaybetmiş bir kitleye, bir de siz 'Müslümanlar' demiyor musunuz, inanın canım sıkılıyor. Mümkün olsa da Allah yeniden bir elçi gönderseydi yüzde bir tirilyon eminim ki sizin Müslüman dediklerinizin hepsine müşrik derdi. Ama bizim ne kendimizden bu anlamda bir korkumuz var ne de şirki boyunu aşanlara bir sözümüz... Tunus'ta darbe olmuş, olur... Her köpek sahibine kuyruk sallar...