metrika yandex
  • $32.1
  • 34.85
  • GA17500

Dünya Müslüman Alimler Birliğinde “Batı Sahra” Çatlağı

Prof. Dr. ENVER ARPA
20.08.2022

 

Dünya Müslüman Alimler Birliği Başkanı Fas’lı alim Ahmet Raysunî’nin bir televizyon programında Batı Sahra, Moritanya ve Cezayir’le ilgili yaptığı açıklamalar Birlik içerisinde derin bir kriz yaratmış bulunmaktadır. Raysunî, Batı Sahra’yla ilgili bir soruya verdiği cevapta sömürge döneminde bölge ülkelerinin sınırlarının değiştirildiğini, Batı Sahra bölgesinin, Moritanya’nın ve günümüzde Cezayir sınırları içerisinde kalan Tinduf eyaletinin Fas’ın bir parçası olduğunu, Moritanya’nın sömürgeci ülkeler tarafından suni olarak oluşturulan bir ülke olduğunu ifade ederek Cezayir halkının gerekirse tekrar Batı Sahra’ya hatta Tinduf’a kadar milyonlar halinde çıkarma yapmaya, bu uğurda malı ve canıyla cihad etmeye hazır olduğunu dile getirdi. Raysuni’nin bu açıklamaları başta Cezayir’li ve Moritanyalı alimler olmak üzere bölgedeki çeşitli kurumlar ve şahsiyetler tarafından sert tepkilerle karşılandı. Başkanlığını yapmakta olduğu Dünya Müslüman Alimler Birliğinin bazı üyeleri bu açıklamayı uygun bulmadıklarını, bunun ümmet arasında derin yaralar açacağını ifade ettiler. Cezayir Müslüman Alimler Birliği ise çok sert bir tepki ortaya koyarak Raysunî istifa etmezse kendilerinin Birlikten çekileceklerini açıkladı. Özetle söylemek gerekirse Raysunî’nin açıklamaları Birlik üyeleri arasında derin bir çatlak oluşmasına yol açtı. Raysunî’nin tepki çeken bu açıklamasını değerlendirmeden önce bu denli ayrışmaya sebep olan Batı Sahra meselesi hakkında kısaca bilgi vermekte fayda vardır.

Batı Sahra, Fas ile Moritanya arasında yer alan ve Atlas Okyanusu'na kadar uzanan 266.000 km2 yüzölçümüne sahip bir bölgedir. 1975 yılında sömürgeci İspanya tarafından terk edilince Fas ve Moritanya tarafından paylaşılmıştır. Ancak 1973 yılında İspanya sömürgeciliğine karşı mücadele etmek üzere kurulan Polisario Cephesi isimli örgüt, bağımsızlık mücadelesinden vazgeçmemiş ve bu defa Moritanya ve Fas’a karşı mücadele etmeye başlamıştır. Bölge üzerinde söz sahibi olmak isteyen Cezayir ise bu bölüşüme rıza göstermeyerek bağımsızlık için mücadele eden Polisario cephesine destek vermiştir. Gerek maddi ve gerekse askeri imkanlar yönünden zayıf olan Moritanya, 1979 yılında Polisario Cephesi ile anlaşarak bölge üzerinde hak talebinde bulunmaktan vazgeçmiştir. Fas, bunun üzerine Batı Sahra'nın Moritanya'ya ait bölümüne de tek taraflı olarak el koymuştur. Fas, bu bölgenin kolonyal dönemden önce kendisine ait olduğunu dolayısıyla şimdi de tümüyle Fas’a bağlı kalması gerektiğini ileri sürerek bölgeyi kendisine ilhak etmiştir. Bölgenin üçte ikisi halihazırda Fas'ın kontrolü altındadır. Polisario Cephesi ise hakimiyeti altındaki bölümde Sahra Arap Demokratik Cumhuriyeti isimli bir devlet kurmuşsa da bu devlet BM tarafından tanınmamaktadır.

19. yüzyıl Afrika kolonyalizminin geride bıraktığı önemli sorunlardan biri de Batı Sahra meselesidir. Afrika’nın birçok bölgesinde olduğu gibi kuzeybatı Afrika bölgesinde yer alan ve Mağrib olarak isimlendirilen bölge de bu yapay sınırlar yüzünden nizalı bir alan haline gelmiş bulunmaktadır. İspanya ve Fransa sömürge yönetimi döneminde postkolonyal dönemde sorun oluşturacak şekilde belirlenerek günümüzdeki Fas, Cezayir, Batı Sahra ve Moritanya sınırları oluşturulmuştur. Bu sınırlar, Batı Sahra üzerinde hak iddiasında bulunan Moritanya, Fas ve Polisario Cephesini karşı karşıya getirmiştir. Bölgeye komşu olan Cezayir ise kendi stratejik perspektifinden ortaya koyduğu yaklaşımla meseleye müdahil olmakta ve sorunun çözümü yerine daha da derinleşmesine sebep olmaktadır. Fas, bölge üzerinde tarihsel gerekçelerle hak iddiasında bulunurken sorunun direkt tarafı olmayan Cezayir kendi sınırları içindeki bazı bölgelerin de bu bakış açısıyla tartışmalı hale geleceğini düşündüğünden buna karşı çıkmakta ve dolaylı olarak sorunun bir tarafı haline gelmektedir. Günümüzde Batı Sahra meselesi daha çok Fas ile Cezayir arasında yaşanan sorunlar bağlamında gündeme gelse de Kuzey Afrika ülkelerinin tümünü direkt veya dolaylı olarak etkileme potansiyeline ulaşmıştır. Fas ile Cezayir arasında bu sorundan kaynaklandığı açık olan bir gerilim her geçen gün yükselmektedir. İki ülke birbirini sert söylemlerle eleştirmeye ve gerginliği tırmandırmaya devam etmektedir. Bu gerginliğin sonucunda Cezayir, geçen yıl Eylül ayında Fas’la diplomatik ilişkilerini keserek hava sahasını Fas’a kapattı.

Meseleye yönelik uluslararası müdahaleler de sorunun çözümsüz kalmasında önemli bir faktöre dönüşmüştür. Bölgeyle ilgili ülkelerin dışında pek çok dış aktör direkt ya da dolaylı olarak konuya müdahil olmaktadır. Farklı stratejilere ve yaklaşımlara sahip olan bu ülkeler, kendi hesapları doğrultusunda pozisyon alarak sorunu karmaşık hale getirmekte ve çözümsüzlüğe mahkum etmektedir. Sorunun tarafları olan İspanya, Fas, Moritanya ve Cezayir, kendi stratejileri doğrultusunda adımlar atarken Fransa, Almanya, İngiltere, Rusya, Çin ve Amerika Birleşik Devletleri gibi sorunla direkt alakası bulunmayan ülkeler ise kendi siyasi ve ekonomik çıkarları doğrultusunda konuya müdahil olmaktadır. Bu ülkeler arasındaki çıkar çatışmaları, konunun çözümsüzlüğe sürüklenmesinde önemli bir faktördür. Bir başka ifadeyle söylemek gerekirse Batı Sahra meselesi bu ülkelerin çıkar stratejilerine kurban edilen bir mesele haline gelmiş bulunmaktadır.

Batı Sahra sorunu siyasi ve askeri düzeyde ciddi bir gerilim yaratsa da halklar düzeyinde aynı yoğunlukta tartışılan bir mesele değildi. Yöneticiler veya askeri otoriteler tarafından yapılan açıklamalar siyasi düzeyde değerlendirilen açıklamalar olarak kabul ediliyordu. Raysunî’nin bu beklenmedik açıklamaları soruna yeni bir boyut kazandırdı. Zira Raysunî idari veya askeri bir görevi bulunmayan sivil kanadın önemli dini şahsiyetlerinden biridir. Fas toplumunda saygın bir konumu bulunan, akademik ve ilmi çalışmalarıyla öne çıkan bir İslam alimidir. Onun bu açıklamasıyla birlikte konu tekrar ısıtıldı ve geniş kesimlerce tartışılmasına, kızgınlıklara ve sert eleştirilere sebep oldu.

Bu sert tepkilerin sebebi, Raysunî’nin açıklamasının, onun konumu ve bilinen genel tutumuyla bağdaştırılmayan açıklamalarda bulunması olarak ifade edilebilir. Zira ondan beklenen sorunların çözümünde uzlaşmayı, kardeşliği öne çıkaran bir tutum ortaya koymasıydı. Öteden beri toplum üzerinde etkili olan, sözü dinlenen alimlerden, kanaat önderlerinden beklenen Müslüman toplumları birbiriyle kenetlemeye, yönetimleri buna teşvik etmeye çalışmak olmuştur. Raysunî’nin bu açıklaması ise siyasi veya askeri yetkililerin açıklamalarının da ötesinde, Moritanya ve Cezayir’i de hedefe koyan ve çatışmayı öngören bir özelliğe sahiptir. Raysunî açıklamasında Fas da dahil tüm dünyanın varlığını tanıdığı Birleşmiş Milletlere üye olan bir ülkenin meşruiyetini sorgulayarak, aynı şekilde artık tartışmasız bir şekilde Cezayir’in bir parçası olan Tinduf eyaletini de tartışmaya açarak Fas hükümetinin pozisyonunu da aşan bir tutum ortaya koymuştur. Raysunî, konuşmasında, Fas ve Cezayir devletlerinin anlaşmalarla kabul ettikleri sınırı adeta reddederek Fas halkının Batı Sahra ve Tinduf için gerekirse malıyla ve canıyla cihat etmeye hazır olduğunu ileri sürmüştür. Diğer bir ifadeyle Fas halkıyla Cezayir halkının savaşmasını cihad olarak nitelendirmiştir.

Doğrusu Raysunî’nin açıklamalarını sosyal medyada ilk gördüğümde bunun bir tezvirat olduğunu düşündüm. Zira bu tür bir açıklamanın ondan sadır olmasına ihtimal veremedim. Ancak yaptığım araştırmadan sonra bu açıklamasını içeren videoyu bulup izlediğimde durumun gerçekliğini kabullenmek zorunda kaldım. Raysunî’nin hayatı boyunca ortaya koyduğu anlayışı, vahdeti, ümmetin birliğini, dayanışmasını savunan genel tutumunu göz önünde bulundurduğumuzda ortada sarsıcı bir çelişki olduğunu söylemek gerekiyor. Kuzey Afrika’da yoğun bir teveccüh bulan ve İslam düşüncesinin modern dönemde içine düştüğü  krizin önemli bir çaresi olarak görülen Mekasıdçı anlayışın dikkat çeken şahsiyetlerinden biri olan ve bu konuda yaptığı çalışmalarla dikkat çeken bir düşünce insanının bu denli ülkesel ayırıma dayalı bir yaklaşım ortaya koyması üzüntü verici olmuştur. Fas halkını milyonlar halinde bir Müslüman beldeye (Tinduf’a) yürümeye davet etmek ve bunu cihat olarak isimlendirmek, Raysunî’nin hayatını adadığı İslami düşünceyle örtüşen bir durum değildir. Bu yaklaşımı Vahdet anlayışıyla, ümmet anlayışıyla uyumlu görmek kabil değildir. İki Müslüman ülkeyi birbiriyle savaştırmanın cihad olarak isimlendirilmesi hayreti muciptir. Zira İslam düşüncesinde cihad, İslam’ı ve Müslümanları korumak için düşmana karşı verilmesi gereken mücadeleyi ifade eder. Batı Sahra’da, Cezayir’de ve Fas’ta yaşamakta olan halkların tümü Müslümandır ve aynı akideye, aynı geleneklere sahiptir. Bu toplumlar arasında yaşanacak bir savaşı cihad saymak ne kadar uygun olacaktır. Burada vurgulamak istediğimiz husus coğrafi alanlar üzerinde hangi ülkenin hak sahibi olup olmadığını tartışmak değildir. Bu mesele, bölge halklarının karar vereceği bir husustur. Dikkat çekmek istediğimiz husus, saygın bir İslam aliminin Müslüman devletler arasında ihtilaflı olan bir konuyu çözüme kavuşturma konusunda uzlaşmaya, görüşmeye, kardeşliğe davet etme yerine ümmeti tefrikaya sevkeden cihad önerisinde bulunmasıdır. Bu tutumun İslam’ın temel yaklaşımıyla örtüştüğünü düşünmek açık bir zorlama olup Raysunî’nin başkanlığını yapmakta olduğu Müslüman Alimler Birliğinin misyonuyla da taban tabana zıt düşmektedir.

Bu yazıyı kaleme aldıktan sonra ortaya çıkan bir durumu da ifade etmek gerekiyor. Raysunî, kendisine yapılan uyarılardan sonra bu açıklamasının yarattığı sıkıntıyı farketmiş olacak ki yaptığı yeni bir açıklamayla sözlerini tavzih etmeye çalışmıştır. Doğrusu bu ikinci açıklamasında Mağrib Birliği’nin yeniden canlandırılması, bölge halklarının birbirine eşitliği gibi argümanlarla beslediği daha yumuşak bir tutum koysa da genel tutumunda ısrar ettiği anlaşılmaktadır.

Prof. Dr. Enver ARPA

ASBÜ Bölge Çalışmaları Enstitüsü Müdürü

Yorum Ekle
Yorumlar (1)
Talip Özçelik | 22.08.2022 16:06
Kaleminize sağlık Enver hocam,güzel bir yazı olmuş.Allah alimlerimize dünyayı tanıma ve basiret nasip eylesin