Yakın Tarihteki Medeniyet Yolculuğumuz-3-
Bak bize bir nazar oldu, Cumamız pazar oldu.
Ne olduysa hep bize azar, azar oldu.(Arif Nihat Asya)
Bir elde kadeh, bir elde kuran;
Bir helâldir işimiz, bir haram.
Şu yarım yamalak dünyada
Ne tam kafiriz, ne tam müslüman.(Ömer Hayyam)
Ülke dahlinde yıllarca batıya duydukları hayranlıklarını dillerinden düşürmeyen, Batının Sanayisini ve teknolojisini almakla kalkınacaklarını hayal edip, bu görüşlerinde de ısrar ederek dış destekli içerde muhalefet yapmayı ısrarla sürdüren ve Osmanlının yıkılmasını da hızlandıran, yardımcı olan bu ferasetten ve basiretten yoksun ancak; Aydın, Entelektüel geçinen dönemin münevverleri, yeni kurulan devletle bir kalkınma hamlesi yapacaklarını bekliyor ve öyle zannediyorlardı. Ama ne yazık ki, hiç bir şey umdukları gibi olmadı. Savaş sonrası kendilerine bu fırsatlar verilmediği gibi, ülkeye gelmesini hayal ettikleri Batının Sanayi ve Fenni şöyle dursun, yılların birikmiş hıncıyla ülkeye çullanan mütegallip devletler, taklit edilmeye çalışılan medeniyetlerine benzeşmesi hususundaki atılan adımların samimi olup olmadığının testini yapmak için de yapılan ve yapılacak devrimleri bile yakın takibe aldılar.
Kurulan bu yeni devletin kuruluş tarihinden(1920) sonra yapılan devrimlerle neyin ve nelerin dayatıldığını fark eden sağduyulu Aydın ve Ümera(Yönetenler), vaktin çok geç olduğunu anlamaya başladıklarımda artık geri dönüşün mümkün olmadığını da anlamış oldular. Meclis içinde dönen dolaplardan da başlarına geleni fark etmeye başlayan bazı sağduyulu Vekiller de, son hamlelerle ve duydukları pişmanlıkla mecliste yaptıkları son çırpınışları da bir şekilde pasifize edilmiş, halka taahhüt edilmiş verilen sözlerden ziyade, dışarıya verilen sözler zorunlu olarak bir bir yerine getirilmeye başlanmıştır.
Bin küsür yıl belli bir inanç ve geleneklerle yoğrularak gelen, doğrusu ve yanlışıyla halk tarafından büyük oranda benimsenen bazı gelenek ve görenekleri özümsemiş, büyük oranda cahil bırakılan, yorgun, bitap düşmüş halk; farklı bir medeniyetin değerleri ile yüzleşmesi ve buluşması ve çabucak adapte olması, hem yöneticiler ve hem de halk için son derece sıkıntılı olmuştur. Dış baskılar yöneticileri halka karşı despot bir yönetim dayatmayı bir noktada zorunlu hale getirmiştir. Sonuç olarak gelinen noktada kimileri kendi inanç değerlerini terk etmezken, kimi de özüne yabancı olan bir medeniyeti bir türlü hazmedememiş ve sonuç olarak hiç kimseye benzemeyen bir kimlik tipi ortaya çıkmıştır.
Mesela barış yıllarında imzalanan ve günümüzde de halen kimi kesimlerce tartışıla gelen, Lozan ve Sevr Anlaşmalarının yazılı olmayan ancak, anlaşılan kadarıyla yazılmamış ama taahhüt edilmiş bazı perde arkası sözlerin olduğunu mecliste acil olmadıkları halde aceleyle çıkarılmaya çalışılan ilgisiz yasalardan da anlamak mümkündür. Şimdi de, Meclisin Resmi arşiv kaynaklarından alınarak bize aktarılan şekliyle aşağıya yorumsuz olarak aldığımız ve özet olarak verilen bazı uygulamaların neden aceleyle ilk sıralarda ele alındığını ve bunu nasıl yorumlamamız gerektiğini de okuyucuların ferasetli yorumlarına bırakıyoruz. Örneğin;
-1919 Aralığında son Osmanlı Meclis-i Mebusan’ı için yapılan seçimlerde mebus olanlar, 1920 Mart’ında İngiltere ve Fransa’nın İstanbul’u işgal etmeleri sonucu Meclis-i Mebusan dağıtılmış ve vekillerin büyük bir kısmı Malta’ya sürülmüştü. İşte, bu ilk Meclis Malta’dan gelen ve Anadolu-Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyetlerinin belirlemede etkin olduğu isimlerle Vekil seçilenler 1920’de Ankara’da toplandılar.
-Birinci Meclise seçilen Vekil sayısı; Mahmut Koloğlu’ya göre 390 kişi, Ali Fuat Cebesoy’a göre 442, Damar Arıkoğlu’na göre 318, Mazhar Müfit Kansu’ya göre 399, Erik Jan Zurcher’e göre 324,Tarık Zafer Tuna’ya göre 338, Frederick Frey, Fahri Çoker ve Ahmet Demirel’lere göre 437, Ahmet Mumcu’ya göre 390, Yılmaz Altuğ’a göre 383, İlhan Gümüş’e göre 378 kişi olarak rakamlar ifade edilmiştir. 18 Ağustos 1920 tarihli ‘’Hukuk-u Esasiye Encümeni Mazbatasında’’ Vekil sayısı 365 kişi olarak gösterilmiş, 1 Eylül 1920 tarihli yasa tasarısında 360 kişi, 1 Mart 1921 tarihli Meclisin ikinci toplantı yılını açış konuşmasında M.Kemal tarafından 12’si Malta’da tutuklu, 68’i Meclis-i Mebusandan gelen, 270 kişide yeni seçilenler olmak üzere 350 üyeli olduğunu belirtmiştir. Demek ki, kesin rakam tam olarak bilinmemektedir.
-23 Nisan 1920 de açılan ilk Meclis, 24 Nisan 1920 günü Meclis Başkanlığı için yapılan seçimde, Celalettin Arif Bey’in aldığı 109 oya karşılık, 110 oy alan Mustafa Kemal ilk meclis başkanı seçilmiştir. İlk Meclise seçilen Vekillerin kahir ekseriyeti bağımsızlık adına ve vatanı kurtarma amacıyla, aynı hedefi ve aynı duyguları taşıyanlardan oluşuyordu.
-4 Kasım 1920’de M.Kemalin teklifi ile Meclis adına icraat yapmak üzere ‘’Meclis Başkanının belirlediği isimler arasından meclis seçer.’’ Teklifi sunularak ihtilaflı bir şekilde kabül edilir.
-2 Nisan 1923’te Lozan’da yapılan anlaşmada tavizler verildiği gerekçesiyle, mevcut vekiller tarafından meclisten geçmeyeceği anlaşılınca seçim kararı alınarak I.Meclisin görevine son verilir. Meclis adına seçimi yapmak üzere seçim bürosu kurulur ve başınada M.Kemal getirilir.
-28 Haziran 1923 tarihinde yapılan seçimlerde 72 seçim bölgesinden vekiller seçim bürosu tarafından yani bizzat M.Kemal tarafından seçilerek gelen 287 vekilden oluşarak yeniden toplanır. İlk meclisteki ateşli muhalefete karşın artık tek sesli, muhalefetsiz bir meclis oluşturulmuştur.
-İcraatlarına hızlı başlayan II.Meclis ilk açılışta yaptığı öncelikli icraatı 24 Temmuz’da imzalanan Lozan anlaşmasını 23 Ağustos 1923’te meclisten geçirmek olmuştur.
-20 Mart 1924’te Avrupanın çeşitli ülkelerinden alınan şablon bazı yasalar yeni Anayasaya monte edilerek büyük gürültülerle kabül edilir.
-17 Mart 1924 yılında ilk muhalefet partisi olan Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası Kazım Karabekir, Rauf Orbay, İsmail Canpolat, Dr.Adnan Adıvar, Rafet Bele, Ali Fuat Cebesoy, Bekir Sami vs.gibi isimler tarafından kurulur. Ancak, 3 Haziran 1925’te daha altı ayını doldurmadan İcra Heyeti Vekilleri tarafından parti kapatılır.
-9 Eylül 1923’te Mustafa Kemal tarafından kurulmuş olan CHP Türkiye Cumhuriyetinin ilk siyasal partisidir. İlk genel Başkanlığına da Mustafa Kemal getirilir. Başlangıçta adı ‘’Halk Fırkası’’ olan parti 1924 yılındaki kurultayda adını ‘’Cumhuriyet Halk Fırkası’’ olarak değiştirir. 1927 yılında da tüzüğüne ‘’Halkçılık’’, ‘’Milliyetçilik’’ ve ‘’Laiklik’’ ilkelerini ekler.
-13 Ekim 1923’te Ankara Başkent ilan edilir. (1402 yılındaki Timur’a karşı mağlup olan Osmanlı Ordusunun derin tarihine atıflar olduğu iyi incelenmelidir.)
-3 Mart 1924’te Hilafet kaldırılır. Aynı gün çıkarılan ilave yasalarla devlete bağlı Diyanet İşleri kurulur, Eğitim Millileştirilir ve Hanedan mensupları Türkiye Cumhuriyeti sınırları dışına çıkmaları istenir.
-25 Kasım 1925 yılında Şapka ve kıyafet kanunu, halkın tepkisini ölçmek için en müsait ve mutaassıp bir il olan Kastamonu tercih edilir ve orda ilan edilir.
-26 Aralık 1925 Miladi Takvimin kabül edilir.
-13 Şubat 1925’teki Şeyh Sait hareketi ilk etapta dağdaki bir Kürt hareketi olarak sıradan yapılan bir başkaldırı sayılırken, Mecliste kapsamı genişletilerek Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası kurucuları da dahil edilerek ülke çapında muhalifleri toplama hareketine dönüştürülür.
-14 Haziran 1926’da M.Kemal’in İzmir ziyareti sırasında suikast ihbarı alınır. Suikast yapan şahıs ifadesinde; olay M.Kemal’e olan kişisel husumetten kaynaklandığını itiraf etmesine rağmen, bu hadise fırsat olarak kullanıldı ve ülke geneline yaygınlaştırılarak aralarında Kazım Karabekir, Ali Fuat Cebesoy’un da olduğu cephede savaşan komutanlar da dahil edilerek, muhalif vekillerin ismine bakılmaksızın ülke genelinde muhalif olanların hepsi İstiklal Mahkemesi tarafından tutuklanır. Başbakan olan İsmet İnönü Kazım Karabekir için Ankara Emniyetine müdahale eder.Durum İstiklal Mahkemesi heyetine bildirilir. Mahkeme, kendisi Başbakan olmasına rağmen İnönü için de tutuklama emri verir. Durum büyüyünce, M.Kemal olaya müdahale ederek Başbakan İnönü’yü İzmire çağırarak görüşür. İnönü; ‘’mahkeme kararlarına saygı duyduğunu, alınacak kararlara da saygılı olacağını’’ beyan ederek işine döner.
-11 Temmuz 1926’da savcı jet hızıyla iddianame hazırlar, 13 Temmuz 1926’da da Mahkeme karar verilir. 16 kişi idama, bazıları sürgüne, Paşaların da Ordunun tepkisini göze alamadıkları için beraatlarına karar verilir. Mahkemede iki Millet Vekilide ‘’kararınızı temyize götüreceğiz.’’ Demeleri üzerine aynı gün idam edilirler.
-1 Temmuz 1926 yılında İtalyan ceza kanununa göre Mahkemeler yeniden düzenlenir.
-4 Ekim 1926 yılında İsviçre Medeni kanunu tercüme edilerek, borçlanma ve evlenme kanunu yeni şekliyle düzenlenir.
-Yine aynı yıl (1926) Almanya’dan Ticaret Kanunu alınırken, Fransa’dan da Deniz Ticaret Kanunu tercüme edilir. Alman Ceza Hukuku maddeleri de tercüme edilip ilgili maddeleri alınarak hukuki sorunların hemen hemen tamamına yakını Avrupa menşeili kanunlarla kararlar verilir hale getirilir.
-1925 ile 1927 yılları arasında görev yapan İstiklal Mahkemeleri; 5.010 kişiyi yargılar. Bunlardan 2779’u beraat ederken, 207’si vicahi, 213’ü gıyabi olmak üzere 420 kişiye idam cezası verilir. Ankara’da ise, 2436 kişi yargılanır, bunlardan 1343 kişi beraat eder, 150’si vicahi, 90’nı gıyabi olmak üzere toplam 240 kişiye idam cezası verilir.(Askerden firar edenlere verilen idamlar dahil değildir.)
-İzmir suikastı tarihinde Pariste bulunan Rauf Orbay Paşa 1935 yılına kadar İstiklal Mahkemesi Heyetinin oyuncağı olmamak için ülkeye dönüş yapmaz daha doğrusu yapamaz.
-1 Kasım 1928 Tarihinde Latin harflerini esas alan Türk alfabesi yürürlüğe konulur.
-Muhalefet yapanlara karşı yapılan bu temizlik harekatından sonra 1927 yılında yapılan seçimlerde 316 CHP Milletvekili ile Meclis açılır. Muhalifler tamamen temizlenmiş ve kimse kalmamıştır artık.
Devam edecek……..
Mustafa YILDIZ/ANKARA
Yararlanılan kaynaklar:
Taha Akyol: Ama Hangi Atatürk, Bilinmeyen Lozan
Celaleddin Vatandaş: Cumhuriyetin Tarihi.
Can Dündar: Sarı Zeybek.
Mustafa Armağan: Kazım Karabekir’in Gözüyle Yakın Tarihimiz, Abdülhamid’in Kurtlarla Dansı
Yorumlar
0