metrika yandex

İnsan Hasletleri -2- (İyi-Kötü Ölçütü)

Mustafa YILDIZ

22.02.2021

İstisnasız her insan nihai hedef olarak iyi olanı, güzel gördüğünü, doğru bildiğini, faydalı sandığı şeyleri hep nefsi için de arzu eder.Zararlı saydığı, kötü gördüğü ve yanlış bildiğini de kendine reva görmez.Bu arzu ve istekler insanoğlunun hayat bulduğu her yerde, her mekanda ve aklı başında olan her insanın arzu ettiği şeylerdir.Hatta, dünya ni’metlerinden mahrum olan yörelerinde yaşayan, ekranlardan izlerken insanların ilkel gördüğü, dünyevi imkanlarla henüz buluşmamış insanların bile bu nefse hoş gelen şeyleri en azından diğer insanlar kadar onlarında arzu ettiklerini ve onların da talep ve beklentileri arasında yer aldığı bilinmelidir.

Peki, sosyal hayatı tanzim eden, kural belirleyen, toplum tarafından iyi veya kötü diye adlandırılan bu kavramları kim, nasıl belirliyor? ya da iyi-kötü tabirleri kime göre, neye göre belirleniyor? diye bir sorunun cevabını toplumu idare eden ve kural koyanlar tarafından verilmelidir.Yukarıdan bakıldığında insanların var olan kurallara uyum sağladıkları ve gönülden rıza gösterdikleri zannedilir.Ancak, düşünce bazında ve felsefik olarak kimi zaman anlaşıyorlar mış gibi görünseler dahi, kavramlar küçültülüp somut hale getirilince neyin iyi, neyin de kötü olduğu o zaman tartışma konusu olur.Dolayısıyla, meğer iyi-kötü ölçütü inançlara göre, ideolojilere, örf ve geleneklere bazan da mahalli yörelere göre bu kavramların renk ve ton değiştirdiği görülür.Hatta, bazan aynı inanç sahipleri arasında bile iyi-kötü, faydalı-zararlı, doğru-yanlış kavramları somutlaştırılınca bariz bir şekilde aralarında ayrışmaların yaşandığı daha net olarak görülür.

Öncelikle bu kelimelerin sözlük anlamlarına bakacak olursak şayet, İyi:”Uygun ve istenilen nitelikleri taşıyan, nitelikçe beğenilecek düzeyde olan, yarar sağlayan, kazançlı, yararlı, faydalı.” şeklinde tanım ve tarif edilirken, kötü ise:”Güzel olmayan, telikeli, zararlı olan, sevimsiz, işe yaramaz.” şeklinde tanım ve tarif edilmiştir.

Batı felsefesinin kabül ettiği iyi ve kötünün ortak ölçütü de kabaca şöyledir;”Ahlâk felsefesinde yapılan/yapılması uygun görülen, önerilen davranışlara iyi, yapılması yasaklanmış, ahlakın uygun görmediği eylemlere ise kötü” denir.Bu genel tanımın yanısıra bazıları da, yapılan bir eylemin sonucu fiili olarak iyi sonuçlanmışsa demek ki iyi, niyet iyi ise şayet, yapılanlar kötü sonuç vermişse bile yine de o fiili iyi sayarken, kimi de yapılan eylemin sonucu kötü sonuçlanmışsa şayet o davranışta demek ki kötüdür.Şeklinde yorumlanmıştır.Yapılan/yapılmış bir başka tarif ve tanım da şöyledir;”Ahlâki bakımdan olumlu bir anlam taşıyan şey iyi, insanda olumsuz bir çağrışım uyandıran şey de kötü” şeklinde tanımlamalar da yapılmıştır.

Bazı batılı felsefecilerinin bireysel olarak yaptığı iyi-kötü değerlendirmeleri de şöyledir.Kant’a göre:”İnsan için ahlâk yasasına uygun davranmak, ödev duygusu ile hareket etmek ve daima iyiyi istemek iyidir.Ödev duygusu taşımadan ve iyiyi istemeden yapılan eylemler de kötüdür.”, Aristoteles’e göre:”İnsan daima ölçülü olmalıdır.Orta yol tercih edilmeli, kararlı ve dengeli olunmalıdır.Orta yolu amaçlayan eylemler iyi, aşırı uçlardaki eylemler de kötüdür.”, Platon’a göre:”İnsan eylemlerini belirleyen bizim dışımızda olan ezeli ve ebedi idealardır.En yüksek iyi, iyi ideasına uygun olandır.Kötü ise bu ideadan payını almamış eylemlerdir.”, ”Sokrates’e göre ise:En yüksek seviyedeki iyi bilgece yaşamaktır.Bunun yolu da bilmektir.İnsan bilerek hata yapmaz.Bilmek bize doğru seçimler yapmayı sağlar.”, Bentham’a göre de:”En yüksek iyi faydalı olandır.İnsanın faydasını ölçü alan eylemler iyi, bunu sağlamayanlar da kötüdür.” Epikür’e göre de:”İnsanın amacı mutluluktur.İnsana mutluluk veren şey iyi, acı veren şeyler de kötüdür.” şeklinde farklı tanımlamalar yapılmıştır.Görüleceği gibi, yapılan tanımlamalarda bir ittifakın olmadığını görebiliyoruz.

İslam bilim insanlarına göre yapılan/yapılmş iyi-kötü tarifi ise kısaca;”Allâh’ın hoş gördüğü şeyler iyi, Allâh’ın hoş görmediği şeylerde kötüdür” diye bir çerçeve çizilerek tanımı ve tarifi yapılmıştır.Ancak, islâm ilahiyatçıları batılı felsefeciler gibi olayları siyah-beyaz, tez-antitez şeklinde değil de, daha toleranslı davranmış, kimi davranışları örf veya geleneklerden gelen, islâm inancına aykırı düşmeyen, aklın ve ilmin de onayladığı, insanların güzel gördüğü, hatta, yörelere göre farlılıklar arzeden kimi davranışların bile hareket alanları geniş tutularak iyi veya kötü olarak adlandırılarak ahlâki bir kural olarak vasıflandırılarak bağlayıcı olmuşlardır.

Bu tarif ve tanımlamalar yapılmasına rağmen yine de bu mevzular yıllarca müslüman ilahiyatçıların hafızasını meşkul etmiş, oluşan zihni bulanıklıklar giderilsin diye günümüz kimi bilim insanı bu konularda daha müsamahakâr davranarak insanın hareket etme alanı alabildiğince geniş tutmuşlardır.Bu toleranslara rağmen bazı müslüman bilim insanları arasında şöyle bir görüşte kabül görmüştür;”mutlak iyi veya mutlak kötü olan şeyler, Kur’an’da ismen belirtilen şeylerdir”, şeklinde bir çerçeve de çizmişlerdir.Bunların da dışında kalanlar insanlara seçme hakkı tanıyarak zaman ve şartlara göre konuyu akla havale etmişlerdir.Aklın kendisine havale edilmiş olması, kişinin şüpheli şeylerde kalbine yönelmesi, şartlara uygun hareket etme/edebilme hakkını kullanarak, aklı da devreye sokarak kendisine çıkış yolları bulmasını ve bazı sorumlulukları da aklın üstlenmesi gerektiğini daha doğru görmüşlerdir.[Yunus:100]

İslâm dininde iyi veya kötü diye tanımlanmış fiillerin bazısı da değişmez metinlere dayalı olarak ismen belirlenirken, bazıları da islâm bilim insanları tarafından kıyas yapılmak süretiyle tespitleri yapılmıştır.Kur’an’da açıkça kötü olarak tespiti yapılan şeylerin dışında kalan ve iyi-kötü diye isimlendirilen şeyler, genelde ilahiyatçılar arasında daima ihtilaf konusu olmuştur.Hatta; Kur’an’da belirtilen kimi ahlaki kuralların sınırını çizmenin dahi insandan insana değişebildiğini de iddia etmişlerdir.Zira, “Ben güzel ahlâkı tamamlamak için gönderildim.” mesajı, müslümanlarca nelerin güzel ahlak olarak sayılacağı, iyi ve kötüyü tespit ederken hangi devranış biçimlerinin güzel ahlâkı kapsadığına dair bir tespit yapmanın gereğinin de sonderece önemli olduğuna dair bir yükümlülüğün olacağı da bilinmelidir.

Mesela;”…..onlardan biri veya ikisi senin yanında yaşlanırlarsa onlara öf bile deme! onları azarlama! ikisine de gönül alıcı güzel sözler söyle.”[İsrâ:23] ayetinde geçen güzel söz söylemedeki maksat anne babayı memnun etmek, gönlünü hoş tutmak olduğuna göre, bunu ayarlamakta tamamen kişinin insiyatifine bırakılır.Çünkü;her anne ve babanın sevdiği, gönlünün hoş tutulacağı sözler farklı olabileceğinden, kişi, anne ve babasını hoş tutacak şeyleri kendi içtihadı ile tespit etmeli/edebilmelidir.

Ancak, farklı inanç sahibi bireylerden oluşmuş/oluşan toplumlarda birlikte yaşama adına iyi ve kötünün ölçüsünü kim nasıl belirleyecek? derseniz şayet;sadece inançlara atıfta bulunularak kural koyulması halinde toplumsal barışı zedeleme ihtimali söz konusu olabileceğinden müşterek kurallar koyma, inançlara dayalı olmaktan ziyade insan olma hasletleri öne çıkartılarak asgari müştereklerde kabül gören/görmüş kuralların tespiti öne çıkarılmalıdır.

Mesela, Robin Hood’un bizdeki adı eşkiyadır, şakidir, bağidir.Ama Avrupa’daki namı;eşit bölüşümü sağlamayan sisteme karşı bir başkaldırıdır ve Robin Hood bir kahramandır.Rahibe Teresa’nın bizdeki yaşam tarzının tanımı da farklıdır ama Avrupa’da ve dünyadaki namı ise iyilik meleğidir.Demek ki, bir şeyin iyi veya kötü olduğunun ölçütü;inançlara göre, örflere, geleneklere ve yörelere göre değişebiliyor.Çünkü;iyiyi ve kötüyü bir standarta oturtarak tanımlamak oldukça zordur.

Medinede ilk yazılı metin sayılan ve toplumsal barışı sağlama adına, çeşitli farklı inanç gruplarının müştereken yaptıkları mini bir sözleşme olan Medine sözleşmesi günümüz müslümanlarına da örneklik teşkil etmelidir.Demek ki, yıllar öncesi birlikte yaşamanın zeminini oluşturmanın yollarını aramanın hiç bir mahsuru olmadığını bizzat peygamberin kendisinin göstermiş olması manidar görülmelidir.Müslümanların zayıf döneminde yapılmış bir sözleşmesi diye yorumlanabilir belki ama, bugün müslümamlar çok mu güçlü? Ayrıştırmanın suçunu da bir şekilde inançlara yüklemenin gereği yoktur.Peki öyleyse, “Fitneden (Fitne:Karışıklık, kargaşa,huzursuzluk, arabozuculuk, karıştırıcı kimse) eser kalmayıncaya kadar”[Enfâl:39, Bakara:193] bu kötülüklerle mücadele nasıl yapılacak.? sorusuna ne demeli? derseniz şayet, bu hususlarda ehil olupta inananlara çare bulamayan, çözüm sunamayan entelektüellerin görevleri olduğunu, sorunu da onlara havale etmeyi unutmamalıdır.Zira bu konunun ehli olan müslümanların sorun çözmede kuşkusuz payı büyüktür ve omuzlarındaki yükleri de gittikçe ağırlaşmaktadır.

Hülasa, herkesin doğrusu ve yanlışı, iyi ve kötü algısı görüldüğü gibi değişebiliyor.İşte, burda insanlık için adaleti temin etmek, barışı sağlamak ve bütün insanlık için çözüm olarak çıkış yolları bulmak adına devreye son tahlilde müslüman entelektüellerin girmesi gerekiyor.İsmi barış olan İslâm dini mensupları devreye girmeden de dünyaya huzurun gelmesi de oldukça zor görünüyor.

Mustafa YILDIZ/ANKARA

Yorum Ekle
Yorumlar (1)
Talip KOÇ. | 22.02.2021 14:38
Sayın Mustafa beyim. Öncelikle elinize, zihninize ve kaleminize sağlık diyorum. Konu başlıklarınız gerçekten çok isabetli bir o kadarda yalın anlatımınızla bize ve emin ki okurlarınıza faydalı olmaktasınız. Allah, daha nice güzel konularla buluşmamızı nasip etsin inşallah. Başarılar diliyorum.