İPOTEKLİLER YA DA BEYAZ SÜPRÜNTÜLER
Alev Alatlı hanımefendi'nin "hayatımın hasadı" diye takdim ettiği serinin ilki olan "Fesubhanallah" kitabını, muhtemelen görmüşsünüzdür. Kitap, menşei Avrupa olan ABD'nin, olabildiğince kodlarını çözümlüyor ve "Amerika'yı anlamak istiyorsan Avrupa'yı iyi tanı" diyerek, esasen 1776'dan bu yana, ama özellikle 8 Ocak 1918 Wilson ilkeleriyle başlayan ve bugüne kadar devam eden küresel bir fırtınaya sebep olan ülkenin, sömürgeci, barbar Avrupa'nın, kıta aşımı bir devamı olduğunu ortaya koyuyor.
Ona göre ABD, bir yönüyle Avrupa'nın ötekileştirilmiş ve "beyaz süprüntü" diye aşağıladığı "ipoteklileri" tarafından kurulmuş bir ülkedir. Kuruluş yıllarında, yerlilere ve köle olarak taşınan siyahlara zulmeden beyazların, daha beyaz olanlarca sevk ve idare edildiği bir işgal coğrafyasıdır. En az otuz bin yıldır orada yaşayan yerlileri boğazlayarak kendilerine yerleşim yeri açan bu ipotekli beyaz süprüntüler, halen, daha beyaz efendilerine aynı katkıyı sunmaya devam ediyorlar.
Alev Alatlı hanımefendi'nin dediği gibi, gerçekle yüzleşmeyi reddeden "korkak", gerçeği idrak edemeyen "cahil" ya da gerçeği tahrif ederek kendi çıkarları peşinde koşan "hain"ler buldukça da alan açmaya devam edecekler.
Amerika, Avrupa'nın çelikten manivelasıdır. Kaldırmak istediği taşın altına soktuğu bir manivela. Kendi sözde çağdaş refah seviyesi ve doymak bilmeyen iştihaları için dünyaya, nasıl bir acımasızlıkla özdeşleştiklerini göstermek için kullandıkları bir manivela. Daha beyazların, az beyazlar ve diğer renkler üzerindeki bu tahakkümü, sadece son yüzyılda milyonlarca insanın hayatına maloldu. ABD, kuruluşu kendisi gibi işgal ve katliam üzerinden olan İsrail'in, tek yumurta ikizidir ve ilginç olan her ikisi de, Avrupa'yı temsilen temayüz eden İngiliz peydahlamasıdır. Ve İngiltere halen her iki ülkenin de tüm detaylara kadar, nerede ve nasıl olması gerektiğini planlayan ülkedir.
Amin Maolouf bir söyleşisinde, artık dünyanın yeni bir yönetim sistemine ihtiyaç duyduğunu ve bu kadar dijital ve bu kadar sosyal medya ile iç içe yaşayan insanların süreçle dört ya da beş yılda bir sandığa gitmekle yetinmeyeceğini söylemişti. Buna delil olarak da batıda ve doğuda bir çok ülkede halkın yönetim ve yönetimin yansımaları üzerinden yaptıkları eleştirilerle, sokaklara dökülmesini göstermişti.
Tespitin doğruluğunu zaman gösterecek, ama insanların daha doğru ve daha adil bir biçimde yönetilme arayışı devam edecek. Bu, insanlığın değişimi kadar dinamik bir durumdur. Çünkü sosyolojinin ve onu kuşatan değer ve değersizliklerin yoğun bir biçimde değiştiği bir çağda, o sosyolojiyi yöneten sistemin yüz yıl öncesinden kalmış olmasını ve yeterli olduğunun söylenmesi kabul edilebilir bir durum değildir.
Aşağı yukarı her yüzyılda bir sarsılma ve dönüşüm yaşandığına göre, hamilelik döneminin son evrelerini yaşıyor olabiliriz. ABD ve batının hangi zorluklar içinde olursa olsunlar, doğacak çocuğun kendilerine benzemesini istemek, dahası benzetmek için çabalamak arzusu, kaçınılmazdır. Sorun, bizim ne yapacağımız ve nasıl bir yol izleyeceğimizde. İçimize kapanıp, ertelenmiş düşlerin, bestelenmiş şarkılarıyla mı avunacağız, yoksa sahaya inip bir aksiyon mu ortaya koyacağız?
Şöyle bir beklenti, ister birey aklı, ister devlet aklı olsun aptallıktır. Sana, senin olanı mücadele etmeden verirler. Böyle bir şey yok. Senin coğrafyanı senin yönetimine, onları kovmadan ulaştıramazsın. Bunun küresel insan hakları ve saygı duyulası bireysel tercihler bağlamında verileceğine inanmak, saçmalıktır. Bırakın son üç beş yüzyılı, İnsanlık tarihinin hiç bir dönemi, böylesi bir erdeme tanıklık etmemiştir.
O sebepledir ki insanlığın özgürlüğü, kendileri var oldukça diğerlerine, az beyaz, sarı ve siyah gibi renkler üzerinden "kast" oluşturup sömüren "küresel daha beyaz beyler" ve onların uluslara dağıtılmış tröstlerinin ahtapot kollarının kesilmesindedir. Onlar var olmaya devam ettikçe, insanlığın insanlar eliyle yazılmış metinler ya da BM gibi işaretle kurulmuş ve işaretle çalışan yapılar üzerinden mutlu edilmesi mümkün olmayacaktır.
Yorumlar
1