Cumhuriyet Halk Partisi, 18 Aralık 2025 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde kurulan Komisyona bir rapor sunmuştur. Son yerel seçimlerde birinci parti konumuna gelen ve Türkiye’nin en eski siyasi partisi olan CHP’nin, Kürt Sorunu gibi tarihsel ve yapısal bir meseleye ilişkin yaklaşımı bu nedenle özel bir önem taşımaktadır.
Bu çerçevede Komisyona sunulan rapor dikkatle incelendiğinde, metnin Kürt Sorunu’na temas etmekle birlikte bu soruna özgü bir analiz ve çözüm perspektifi geliştirmekte yetersiz kaldığı görülmektedir.
Rapor, komisyonun kuruluş biçimine yönelik eleştirilerle başlamaktadır. CHP, Komisyonun demokratik meşruiyetinin, yargı eliyle yürütülen siyasi operasyonlar ve süregiden antidemokratik uygulamalar nedeniyle zedelendiğini ifade etmektedir. Bu tespit, sürecin demokratik niteliğine ilişkin bir eleştiri olarak değerlendirilebilir. Ancak raporun devamında bu eleştirinin, Kürt Sorunu’nun tarihsel ve özgül niteliğini dikkate alan bir çözüm çerçevesine dönüştürülmediği görülmektedir.
Raporda yer alan “Oysa Kürt sorununun çözümü toplumsal barışın bütüncül bir anlayışla inşasından geçmektedir. Bu da ancak demokratik reformların yapılarak, hukuk devletinin yeniden inşası ile mümkündür.” tespiti, kulağa doğru gelen ancak içeriği belirsiz bırakılmış bir önermedir. Demokratik reformlar ve hukuk devletinin yeniden inşası kuşkusuz Türkiye’deki birçok yapısal sorunun çözümüne katkı sunacaktır. Ancak bu yaklaşımın Kürt Sorunu’nun çözümü açısından yeterli olup olmadığı tartışmaya açıktır. Dahası, raporda “demokratik reform” kavramının somut içeriği açıklanmamaktadır. Anadilde eğitim, herkesin Türk sayıldığı etnik temelli vatandaşlık tanımı ve mevcut anayasal çerçevenin değiştirilmesini gibi Kürt Sorunu’nun merkezinde yer alan başlıklara ilişkin herhangi bir net tutum ortaya konulmamaktadır.
Rapor, “Kürt sorunu” kavramını sıkça kullanmakla birlikte, bu sorunun neyi ifade ettiğini tanımlamamakta ve soruna özgü somut çözüm önerileri geliştirmemektedir. Metnin genelinde Türkiye’deki hukuksuzluklardan, yargı bağımsızlığının ortadan kalkmasından ve demokratik gerilemeden söz edilmekte; nihayetinde 86 milyonun yaşadığı sorunlar Kürt Sorunu ile eşitlenmektedir. Oysa Kürt Sorunu, 86 milyonun yaşadığı sorunlardan ortak olanlar dışında kalan, sadece Kürtlerin Kürt olmalarından kaynaklanan yapısal ve tarihsel sorunları ifade eder. Elbette Kürtler de ülkedeki herkes gibi adaletsizlikten, hukuksuzluktan ve ekonomik krizden etkilenmektedir. Ama Kürt Sorunu kavramıyla, mantıksal olarak, ortak toplumsal sorunları değil; sadece Kürtlere özgü sorunlara işaret edildiği açıktır. Başka bir deyişle herkesin yaşadığı sorunlardan farklı olarak sadece Kürtlerin yaşadığı sorunlara Kürt Sorunu denmektedir.
CHP’nin rapordaki aksi yöndeki bu yaklaşımı ne yazık ki sorunu doğrudan inkâr etmeyen, fakat onu genelleştirerek silikleştiren; sözde varlığını kabul ederken özde görünmez kılan bir çizgiye işaret etmektedir. CHP’nin buradaki hatalı yaklaşımı sorunu teğet geçmesine yol açmaktadır.
Raporda yer alan “eşit yurttaşlık” vurgusu da benzer bir belirsizlik taşımaktadır. Tüm yurttaşların kimliği, dili ve inancı ne olursa olsun aynı haklara sahip olması gerektiği ifade edilmekte; ancak bu ilkenin pratikte ne anlama geldiği açıklanmamaktadır. Anadilde eğitim, kamu hizmetlerine anadilde erişim, Kürt dili ve tarihine yönelik kamusal destek ya da eğitim müfredatındaki temsil meselesi gibi başlıklarda CHP’nin nerede durduğu rapordan anlaşılamamaktadır. Eşit yurttaşlık ilkesinin bu alanları kapsayıp kapsamadığı belirsizdir.
Raporda ayrıca Türk Silahlı Kuvvetleri ve İçişleri Bakanlığı personelinin özlük hakları, kurumlar arası maaş dengesizlikleri, MASAK, TÜİK ve TMSF’ye ilişkin yapısal düzenleme önerileri gibi birçok başlığa yer verilmektedir. Bu konular kendi başına önemli olmakla birlikte, Kürt Sorunu ekseninde hazırlanmış bir raporda bu denli geniş yer tutmaları dikkat çekicidir. Buna karşılık, Kürt Sorunu’nun merkezinde yer alan anadilde eğitim meselesi yalnızca “Anadil haktır” şeklinde soyut bir ifadeyle geçiştirilmiş; fiilen tartışmalı olan asıl sorun alanı kapsam dışı bırakılmıştır.
Raporda bireysel silahlanmaya ilişkin ayrıntılı değerlendirmeler bile yer alırken, yaklaşık elli yıllık silahlı bir örgütün fesih ve silah bırakma açıklamasına neredeyse hiç değinilmemektedir. Gezi Davası ve yolsuzluk operasyonlarına ilişkin tutuklamalar hakkında net talepler dile getirilirken, silah bırakan örgüt mensuplarının hukuki durumuna ya da infaz rejimi bağlamında nasıl bir yol izlenmesi gerektiğine ilişkin herhangi bir değerlendirme yapılmamaktadır. Öcalan’a umut hakkı gibi kritik bir tartışma başlığı da raporda karşılık bulmamıştır. Komisyonun PKK’nın silah bırakması ve kendini feshetmesinden sonra oluşturulmuş bir komisyon olduğu gözardı edilmiştir.
CHP’nin, Türkiye’deki demokratikleşme sorunlarına ilişkin geniş bir çerçeve sunma isteği anlaşılabilir. Ancak bu çerçevenin, Kürt Sorunu’nun çözümüne ve silahlı çatışma sürecinin sona ermesinin ardından ortaya çıkan yeni duruma dair açık ve somut bir yaklaşım ile tamamlanması beklenirdi. Raporda ise ülkenin genel olarak demokratikleşmesinin Kürt Sorunu’nu da kendiliğinden çözeceği, “ülke demokratikleştirildiğinde Kürt Sorunu da çözülecektir” varsayımına dayalı bir perspektif hâkimdir.
Bu varsayım iki açıdan sorunludur. Her toplumsal sorun, diğer sorunlarla kesişen yönlere sahip olmakla birlikte, nihayetinde kendi tarihsel arka planı ve özgül dinamikleri olan ayrı bir meseledir; bu nedenle çözüm yolları da kendine özgü olmak zorundadır. Kürt Sorunu da bu çerçevede, genel demokratikleşme sürecine indirgenerek ele alınamayacak ölçüde özgül bir tarihsel ve siyasal nitelik taşımaktadır. Ülke genelinde geçerli olan sorunlar çözüldüğünde Kürtlerin yaşadığı sorunların da kendiliğinden ortadan kalkacağını savunmak, Kürt Sorunu’nun tarihsel niteliğini ve can yakıcılığını göz ardı eden indirgemeci bir yaklaşımdır.
CHP’nin varsayımı şu açıdan da sorunlu ve gerçeklikten uzaktır.
Ülkenin bir bütün demokratikleştirilmesi yönünde güncel bir siyasal iradenin var olup olmadığı tartışmalıdır; buna karşılık Kürt Sorunu’nun çözüm iradesi güncel olarak kendisini dayatmıştır ve buna dair çözüm iradesinin varlığı tartışmasızdır.
Dolayısıyla Kürt Sorunu’nun çözümünü, gerçekleşip gerçekleşmeyeceği belirsiz bir genel demokratikleşme sürecine bağlamak, sorunu erteleyen ve fiilen askıya alan bir yaklaşıma karşılık gelmektedir. Bu yaklaşımla Kürt Sorunu adeta somut bir çözüm alanı olmaktan çıkarılmakta ve belirsiz bir demokratikleşme ufkuna havale edilmektedir.
Macron: ABD, Avrupa'yı parçalamak istiyor
11.02.2026
Meclis'te Akın Gürlek gerginliği
12.02.2026
Park Holding, Ciner'e geri verildi
20.01.2026
Kavramı Taş Diye Atanlar KADİR ÇİÇEK 26.01.2026
Gardaş Ülke Özbekistan AHMET SEMİH TORUN 28.01.2026
Otoriterlik YUSUF YAVUZYILMAZ 01.02.2026