metrika yandex

Haberler / Yorum - Analiz

İSLAM ve AYDIN -1 / Cavit OKUR

21.04.2020

Batı Osmanlı'nın yıkılışı ve hilafetin kaldırılması ile birlikte gücünü ve varlığını Müslümanların yönetmine, Müslümanların içlerinden çıkardıkları insanı getirmekle ve aynı zamanda zihniyetlerini de yaymak ve yaşatmak için kendi içinden çıkardıkları güçlerle sağlamıştır.

Laiklik anlayışının bir eseri olarak düşünce yaşayış ayrışması körüklenmiş ve böylece Kur'an devlet ve hayattan çıkarılmıştır. Sürekli bu ayrışma mecburiyeti üzerinde baskılar yapılmış, devletin uygulamaları ile İslam arasında kalan insanlarda kişilik proplemleri yaşanmış, insanların düşüncesinde de inançta da bir düalizm meydana gelmiştir. Kanunu İslam koyar anlayışından geçilip görünüşte de halkın ilahlaştırılması asırlardır İslam'la haşır neşir olmuş bu toplumda uzun müddet bir kroki durumu meydana getirmiştir. Necip Fazıl'ın tabiri ile madde planında halkı kurtardıklarını iddia edenlerin mana planında ırza geçerken bunlara karşı koyacak bir güçleri olamamıştır. Başta da belirttiğim gibi, ülke yönetimi ellerine verilen görünüşte bizden olan bu yönetim Batı'nın telkini ve isteği ile en büyük savaşı müslüman halkın değelerine açmış. Buna karşı gelenleri de inancı ne olursa olsun öldürmekten, hapse atmaktan çekinmemiştir.

Devletin kuruluşunda birlikte olunan Hristiyan ve Yahudilerin, devleti kullanmasına müsaade edilmesi ile birlikte, sanki Hristiyan bir topluma yapılıyormuşçasına, dini, örfü, milli ve manevi duyguları ve kültürü kaldırmaya yönelik peşpeşe devrimler sıralanmaya başlanmıştır. Çağdaş ve muassır medeniyet iddiasiyle yapılan bu devrimler toplumun geçmişi ile ilişiğini kesip köksüz bir toplum üretmenin göstergesi olmasına rağmen, bunu idrak edenler bile yapılan baskı ve zulum neticesinde bu idraktan yoksun zihniyete karşı çıkamamışlardır. Tabi ki bunda yeni savaştan çıkmış olmanın etkisi de olabilir. Türkiye'yi yönetenler islam dışındaki dinlere gösterdikleri hoşgörüyü hiçbir zaman islama ve Müslümanlara göstermemişlerdir. Biz burada ülkemizi yazıyoruz. Yoksa başta da belittiğim gibi, Mısır da böyledir, Libya da böyledir, Cezayir de böyledir vb…..

Bu dönemi Müslümanlara rağmen Müslümanları yönetmek hem de islam dışı değerlerle diyebiliriz. Her türlü hak ve hakikata aykırı Mekkenin cahili dönemi müşriklerini bile aratırcasına. Dışarıdan yönetilmeyi esas olarak kendi yönetiyormuşçasına, sanki islamla bağımsızlık mücadelesine girmişlerdir. Ve bunu hemen hemen Osmanlıdan veya hilafetten kopan her devlet için bunu söyleyebiliriz. Özellikle ittihat ve terakki dönemlerinde yetişmiş, İngiltere, Fransa vb batı okullarında okumuş aydın olarak takdim edilen bir çok şair ve yazar bunlara çanak tutmuş ve bunları alkışlamıştır. Hoş! Cumhuriyet dönemi kadar yalakalığı meslek edinmiş şair ve yazar hiçbir dönemde yetişmemiştir. Bugün hala devletten beslenmeyi en büyük sanatkarlık kabul eden ve sanatı da inançsızlık olarak belirlemeye çalışan o şair ve yazarların çocukları ve yazarlarıdır.

Başlangıçta bunlarla ve bu anlayışla mücadele etmek için çalışan ve etraftakileri uyarmaya çalışan sadece son sadrazam Mustafa sabri olmuştur. Onun dışındaki, İslamcı veya değil bütün yazar çizer takımı, sonradan bir kısmı pişman bile olsalar, desteklemişlerdir. Elbette Necip Fazıl gibi, Osman Yüksel gibi, Eşref Edip gibi başta olmasa da sonradan Said Nursi ve Mehmet Akif gibi bu toplumun inancı ile mücadelesine, dinsizleştirilmesine, zulüm ve haksızlıklarına karşı çıkan özünde İslamı savunan aydın düşünce adamları da vardır. Bunların da yapabildikleri tek şey yazıları ile karşı çıkmaktır. Özellikle islam ilim adamlarının bile sustuğu bir dönemde Necip Fazıl'ın şair öfkesi ve yiğitçe çıkışı önemli yer tutar. Çıkardığı 'Büyük Doğu' dergisi, yazı ve şiirleri ölünceye kadar, ve halen de kitapları ile İslam düşünce hayatına büyük katkısı olmuştur. Belki de Türkiye'de yetişen İslamcı gençlik üzerinde İslami bakış açısından 1970,1980'ler için Seyyid Kutup’dan sonra en çok etkisi olandır.

Osmanlı'nın yıkılışı döneminde belki de gerçekten tehlikeyi sezip önlem alınmasını isteyen Mustafa Sabri efendiden başka kimse yoktur. Daha sonraki dönemlerde de tehlikeyi sezip topluma yol gösteren bir Aydın(!) çıkmamıştır.

Birlikte toplumu İslamlaştırma - cemaatleştirme değil - eski günlere dönüp bir ihya hareketinden söz edecek alim ve mütefekkirler de yoktur. Bilhassa ulema sayılan kişilerin tek parti yönetimi ile hareket ediyor görünmesi ve hatta bazılarının tek partiden (Mehmet Vehbi efendi gibi) milletvekili olması halk arasında güven duyulmamasını sağlamıştır. Etraflarında genç veya yaşlı bir topluluk bulamamışlardır. Müslüman alimlerin etkin olmaması İslam dışı düşünenlere ve bozgunculara da cesaret vermiştir. Böylece sadece bizde değil bütün Müslüman halklar nezdinde bir yozlaştırılmaya veya Batılılaştırmaya gidilmiştir. Artık Müslümanın ve İslamın özellikle ülkemizde hiç sözü olmadığı gibi yasaklarla cezalandırma devri başlamıştır. 1940'lara kadar İslam düşmanlığı alabildiğine devam etmiş ve cesurca buna karşı çıkan da olmamıştır. İçkili, çalgılı, danslı, batılı tarzı bir giyim kuşamı, batı müzikli, latin harfli vs. Halkın, dinine, örfüne, milli ve manevi değerlerine karşı bir devrim yapılmış, bunlar fazilettir diye halka zorla kabul ettirilmeye çalışılmıştır. İslam'ı yendik naraları atılıp giyim kuşam dahil olmak üzere islamı çağrıştıran her şey yasaklanmıştır. Enterasan olan bunları benimsemediği halde cesaretle karşı çıkan birisi çıkıp da, hiç olmazsa, siz İslam'ı yenemezsiniz belki şu an için Müslümanları yenmiş olabilirsiniz diyen bir mütefekkir, alim veya aydın çıkmamıştır. Çok partili dönemin hemen başından itibaren de görülmüştür ki İslam yenilmemiştir.

Ta ki 1940'lara kadar. Belki de en esaslı ilk çıkış Necip Fazlı Kısakükerek tarafından yapılmıştır. Öfke ile “Allah bir, siz bütün laboratuarlarınızda tanrılar üretseniz ben yine bir olan Allah'a tapıyor ve ona inanıyorum" diyerek kurmak istedikleri tanrısal sisteme meydan okumuştur. Necip Fazılı Necip Fazıl yapan yazı ve şiirlerinden öte belki de bu "mağrur öfke"sidir. Bu yiğitçe, mertçe çıkışıdır. Ve onun bu yanlışlara karşı çıkışı başına birçok gaileler açmasına rağmen ölünceye kadar devam etmiş ve bir çok gence, yazar ve şaire yol göstericilik yapmıştır. Belki biraz da burada Nurettin Topçu'yu anmak gerek.

Bizim bugün en büyük açmazımız aydınlarımızın olmayışıdır. Kendi elimizle içimize soktuğumuz resmi müdahalelerden kurtulmamız zor gözüküyor. Müslümanlara yol gösterecek hiçbir konu tartışma konusu yapılmıyor. Bence basit fıkhi ayrılıkları tartışarak büyük bir çatışmaya ve ayrıştırmaya çanak tutuluyor. İlimde, sanatta, düşüncede, adalette, ahlakta vb.İslamlaşmayı tartışan pek yok, tartışacak aydın dediğimiz sanıyorum İnsan da yok. Her türlü adaletsizliği, haksızlığı, ahlaksızlığı, yönetim adaletsizliğini alkışlayıp sonra da kendini aydın yerine koyan sistemden beslenen sahteleri mevcut. İslam'ın karşılaştığı sorunları bile tesbittten aciz islam adına ortaya çıkan yanlış, hurafe ve sapık inançlarını destekleyen cemaat, tarikat veya gruplara yazıları ile bile gerçekleri gösterecek kimseyi bulamıyoruz. Onun için laik sistem de, bunları sonuna kadar destekliyor.

Nerede ise İslam adına kalem oynatanlar da dahil -bir ikisi istisna- sisteme bağlı ve sistem tarafından beslenmektedirler, menfeat olarak sisteme bağlıdırlar. Elbette sistem tarafından beslenenlerden aydın çıkmaz. Müslümanlara lazım olan problemleri tesbit edecek, yorumlayacak ve çözüm üretecek Aydınlar lazım. Bir kişi değil bir kitle gerek. Bu gün İslamdışılıkla suçladığımız her hareket ve düşünce bunun yokluğundan kaynaklanmaktdır. Bidat ve hurafelerin, yanlışların, ahlaksızlıkların geniş yer kapladığı toplumlarda erdem aramak yanlıştır. Böyle bir toplumda ilerleme hangi yolda olabilir, onu da bir düşünelim. Allahın bir toplum kendini değiştirmedikçe değiştirmeyeceği ilahi düsturunu bilmeyenimiz yoktur. Batacağı umulan batıllara karşı bir tek bile alternatif üretmeden mehdi bekler gibi beklemek bu dinin özünde olmasa gerektir.

Topyekün bir İslamlaştırma hareketine girişemezsek, sonumuz hüsranlarla ve yarın yarın demekle geçecektir. İçimizden bunu yürütecek aydınlar çıkarmak zorundayız. Şu halimize bir bakın bu halkı, bir kısmı da olsa arkasından sürükleyecek bir tek alimimiz, mütefekkirimiz ve daha geniş bir deyimle bir tek aydınımız var mı?

Uyuşturulan cemaatler ve etrafını yalakaların sardığı sömürülen liderler, mevcut imam hatip liseleri ve diğer okullarla eskilerin tekrarı bir kültür, taassup ve kin, en önemli övünç kaynağı makamlar, Din bezirganlarının alim olmaları, cemaatler arası aşağılama ve kin, kadınların kadınlığı unuttuğu bir ve kendini bile farkında olmadığı köleleştirilmiş yaşam tarzı, sürekli tekrar edilen dini neşriyatlar, memurlara bırakılan bir din, bölünmüş cemaat ve tarikatlarlar sayısınca islam, haksızlık ve adaletsizlik karşısında kılını bile kıpırdatmayan aydınlar!...

Bu sorunları ülkemiz için daha fazla çoğaltmak mümkündür. Kurtların çobanlığına razı olmuşsanız veya binlerce sürüyü bir çobanın güdebileceğine inanmışsanız zaten baştan sürüyü yokluğa, hiçliğe salmışsınız demektir. Sahi eskiden baskı vardı hiçbir şey yetişmedi. Özgürlükte ne yetiştirdik bilen var mı?

Yorum Ekle
Yorumlar
Henüz Yorum Eklenmemiş