GELECEK PARTİSİ:SİVİL TOPLUM VAZGEÇİLMEZ DEĞERİMİZDİR
Gelecek Partisi Adalet Politikaları İzleme Kurulu, bu kanun ile dernekler ve STK’lar adeta baştan sona yeniden düzenlemekte ve tahammül edilemez para cezaları ve yaptırımlar öngörüldüğü belirtildi.
SİVİL TOPLUM VAZGEÇİLMEZ DEĞERİMİZDİR;
Gelecek Partisi Adalet Politikaları İzleme Kurulu tarafından yapılana açıklamada, bu yasanın Kitle İmha Silahlarının Yayınlanması ve Finansmanını önlemeye yönelik olarak BMGK kararı gereğince zorunlu olarak yapılması gerektiği iktidar milletvekilleri tarafından iddia edilse de, gerçekten BMGK kararına istinaden çıkarıldı ise müstakilen ve bu amaca yönelik bir kanun çıkarılması gerektiği vurgulandı.
Ancak gerekçe olarak gösterilen ilgi kararın hükümet üyeleri ve bürokratlarla ilgili hükümlerine yasada yer verilmemiş olması gibi bir çok husus gerçek niyetin başka olduğunu belirtilen açıklamada; izah edileceği üzere BMGK’nin bu kararı vesile edilerek sivil toplum üzerinde yeni bir baskı kurulmasının amaçlandığını ortaya koyulduğu belirtildi.
Düzenlemenin sadece 6 maddesinin BMGK kararıyla doğrudan ilgili olduğu, diğer tüm düzenlemelerin zorlama yorumlarla yasayla ilişkilendirildiği görülmekte olduğu ifa edilen açıklamada, ilgili karar ile doğrudan bir ilgisi bulunmadığı halde, STK’lar ve avukatlık mesleği başta olmak üzere bir çok temel hak ve özgürlüğe müdahale ve engelleme imkanı getiren bu yasanın Anayasa, AİHS ve uluslararası sözleşmelere ve bu hakları koruma altına alan ulusal mevzuata aykırı olduğuna kuşku olmadığı belirtildi.
Gelecek Partisi Adalet Politikaları İzleme Kurulu, bu kanun ile dernekler ve STK’lar adeta baştan sona yeniden düzenlemekte ve tahammül edilemez para cezaları ve yaptırımlar öngörüldüğü belirtildi.
7262 sayılı yasanın temel mevzuatlar (Anayasa, AİHS vs) dışında, demokratik hukuk devleti gereklerine de aykırı olduğu, temel hak ve özgürlüklerin özünü zedeleyecek şekilde kısıtlayabilecek hususlar içerdiği, sivil toplum olgusunu ortadan kaldırmaya yönelik olduğunun altı çizildi. Açıklamada, tüm sivil toplum, avukatlar, barolar ve geniş toplumsal kesimlerinin açık itirazlarına rağmen çıkarılan, totaliter ve baskıcı bir amaç ve üslup ile yapılan bu yasaya demokratik toplumun tepki göstermesi gerekli olduğu da söylendi.
Bu yasanın sadece Kitle İmha Silahlarının Yayılması ve Finansmanın önlenmesi amacıyla çıkarılmadığı, bir çok yasada özel maksatlı değişikliklere bahane olarak kullanıldığı açık oldu ifade edilen açıklamada: “ 2866 s.Yardım Toplama K., 5253 s. Dernekler K., 5271 s. CMK.,5326 s.Kabahatler Kan., 6415 s.TMK, 5549 s.Suç Gel.Önl.K., gibi kanunlarda önemli değişiklikler yapılırken konunun uzmanları, tarafları ve kamuoyu önünde tartışılmamış adeta oldu bittiye getirilerek bu düzenlemeler yapılmıştır. Ak Parti hükümeti, hep yapageldiği gibi bu yasayı kendi milletvekilleriyle dahi müzakere etmemiştir. Yapılan bu düzenlemenin bir çok maddesi Anayasanın 2, 9, 11, 17, 19, 20, 33, 35, 36, 37,38, 39, 40, 47. maddelerine açıkça aykırılıklar içermektedir. Yine AİHS nin 6, 8, 11, 13, 18, ek protokol 1. maddelerine ve anılan maddelerde belirtilen hak ve özgürlükleri korumak amacıyla yapılmış iç hukuktaki ilgili düzenlemelere açıkça aykırıdır. Sözü edilen tüm temel hak ve özgürlüklere aykırı bu yasa Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilmelidir. Aksi halde ülkemiz ve devletimiz bir çok örneği görülmekte olduğu gibi yeni davalar üzerinden itibarını kaybetmeye ve çok büyük ekonomik bedeller ödemeye mahkum edilecektir” denildi
STK’lara yönelik benzeri bir düzenlemenin daha önce yönetmelik olarak çıkarıldığı ancak Danıştay tarafından iptal edildiği ortada iken gösterilen ısrarın nedeni izah edildiği üzere sivil toplumu baskı altına almak olduğu belirtilen açıklamada, kişiler hakkında soruşturma ve dava açmanın dahi çok kolaylaştığı ülkemizde, STKların malvarlıklarının dondurulması, el konulması, milyonlarca liralık cezalar verilmesi ve yönetimine kayyım atanması ya da kapatılması Cumhurbaşkanın, bakanın, valinin veya vali yardımcısının hatta kaymakamın bir sözüne bağlı hale geldiği ifade edildi.
Açıklamada: “Kurulmasına karar verilen “Denetim ve İşbirliği Komisyonunu”nun tamamıyla iktidarın seçeceği bürokratlardan oluşturulması, özellikle muhalif STKlar için başlı başına bir baskı ve tehdit algısı oluşturacaktır. Hukuken muteber somut delil ve belgelerle değil de BMGK veya iktidarın çoğu siyasi emir ve talimatlarıyla işlerini yürüteceği belli olan komisyonun kararlarına karşı idari ve yargısal hiçbir denetim mekanizması da bulunmamaktadır. Türkiye’deki kurulu tüm STKların, baroların ve tüm demokratik kuruluşlar gibi Gelecek Partisi’nin de karşı çıkmasına rağmen yasalaştırılan düzenlemelerin oluşturduğu kaygılar karşısında, İçişleri Bakanı Sn.Soylu’nun STK lara işlem yapılmayacağına dair “kişisel kefaletinin” hukuk devletinde hiç bir anlamı ve karşılığı yoktur. Hukuk devleti düzeninde hiçbir kamu görevlisinin şahsi kefaletiyle yol yürünemeyeceği evrensel bir kuraldır. En kısa zamanda Sn.Soylu’nun kendisinin bizzat bu kefaleti bozacağı da karine olarak çok iyi bilinmeli ve unutulmamalıdır” denildi.
Gelecek Partisi Adalet Politikaları İzleme Kurulu tarafından açıklamada yine, bu yasanın 20.maddesinde yapılan düzenleme avukatlık mesleğine ihbar yükümlüğü getirilmiş bulunduğunu, bu düzenlemenin, avukatlık mesleğinin en önemli özelliğine ve avukatlık kanununun 36 madde ve meslek ilke ve kuralları başta olmak üzere tüm meslek gurupları için geçerli olan mesleki faaliyet içinde vakıf olunun sırların mahremiyetinin korunması ilkesine açıkça aykırı olduğu belirtilerek ; “Bir kısım istisnalar çerçevesinde düzenleme yapıldığı iddiası, Türkiye gerçeğinde inandırıcı olmadığı gibi, sayılan alanlarla sınırlı dahi olsa avukata getirilen ihbar yükümlülüğü sadece avukatların mesleki onur ve saygınlığına değil, mesleki faaliyetlerine ve kazançlarına karşı yapılmış açık bir saldırıdır. Avukatlar artık ihbar etmediğinde suç işlemiş, ihbar ettiğinde vekalet ilişkisine sadakatsizlik etmiş, ihbarı asılsız çıkarsa tazminat ödemek durumlarıyla karşı karşıya kalmıştır. İktidarın her vesile ile avukatlık mesleğine yönelttiği hasmane tutumun en sonuncusu olan bu düzenleme, zaten oldukça değersizleştirilmiş savunma mesleğini hepten sindirmeye ve ezmeye yönelik bir yaklaşımdır. Çoklu baro düzenlemesinde olduğu gibi bu yasada da avukatların ve sivil toplumun bütün itirazlarına rağmen iktidar, kamuoyunun beklenti ve taleplerini duymazdan ve görmezden gelmiştir. Demokratik bir toplumda muhataplarının karşı çıktığı bir düzenlemede ısrar edilmesinin izahı, hükümetin demokrasiyi ve yasama organını araçsallaştırdığıdır. Topluma yönelik dayatmacı hiçbir yaklaşımın demokratik meşruiyetinin olmadığı bilinmelidir” denildi
Yasalarla öngörülmüş sır saklama mükellefiyetinin dahi ortadan kalktığı, herkesin herkesi ihbar ettiği bir ortam, toplumsal barışın da ciddi manada tehlikeye düştüğü bir ortam oldu belirtilen açıklama
“ Hükümet, terörle mücadele amacıyla getirdiği “ihbarcılık/muhbirlik” uygulamasını hayatın diğer alanlarına da yaymaya çalışarak kop koyu bir korku atmosferi ve bu iklim üzerinden otoriter bir yönetim anlayışını oturtmaya çalışmaktadır. İktidar, bu yasalarla yanlışlarına muhalefet potansiyeli taşıyan tüm meslek guruplarının ve sivil toplumun etkinliğini kırmaya çalışmaktadır. Dikensiz bir gül bahçesi arayışına yönelik düzenlemeler, sadece sivil toplumu değil aynı zamanda demokrasiyi ve dolayısıyla iktidarın demokratik meşruiyetini de zedelemektedir” ifadeleriyle son buldu.
Yorumlar
0