metrika yandex
  • $44.73
  • €51.42
  • GA51500

Haberler / Yorum - Analiz

Azerbaycan’da Başörtüsü Yasağı: Kardeşlik, İnsan Hakları ve İtidal / Mehmet Altuntaş

18.10.2026 20:28• Son Güncelleme: 18.10.2026 20:34

28 Şubat’ın acı tecrübesini yaşamış bir toplum olarak, başka ülkelerde insanların inançları nedeniyle eğitim haklarının sınırlandırılmasına sessiz kalamayız. Azerbaycan’da başörtüsü özgürlüğüne yönelik kısıtlamalara itiraz etmek kardeşliğe sırt çevirmek değil, kardeş bildiğimiz insanların haklarını savunmaktır. Bunu yaparken iki ülke arasındaki ilişkileri gözeten, hukuka ve karşılıklı saygıya dayalı bir dil kullanmak da sorumluluğumuzdur.

Kardeşlik, haksızlık karşısında susmak değildir

Azerbaycan’daki başörtüsü yasağına ilişkin gelişmeler Türkiye’de haklı bir hassasiyet oluşturdu. Ankara Sivil Toplum Platformu bünyesindeki değerlendirmelerin ardından Ankara İnanç Özgürlüğü Platformunun basın açıklaması yapması kararlaştırıldı. Böylece inanç özgürlüğünün yanı sıra sivil toplumun demokratik hakları da tartışmanın parçası hâline geldi.

Azerbaycan Başörtüsü

Azerbaycan; ortak tarihimiz, dilimiz ve kültürümüzle bağlı olduğumuz kardeş bir ülkedir. Karabağ meselesinde yaşananlar da hafızamızda özel bir yere sahiptir. Ancak kardeşlik, yanlış görülen uygulamalara susmak değil, onları yapıcı ve saygılı biçimde dile getirebilmektir.

İtirazımız Azerbaycan’a değil, inanç özgürlüğünü sınırlandıran uygulamalara yöneliktir. İnsan haklarını savunmakla iki ülke arasındaki ilişkileri korumak birbirine aykırı değildir.

28 Şubat’ı yaşayanlar neyi savunduğunu bilir

Türkiye, 28 Şubat sürecinde başörtüsü yasaklarının ve eğitimdeki katsayı engellerinin insan hayatında açtığı yaraları tecrübe etti. İnsanlar inançlarıyla eğitimleri ve gelecekleri arasında tercihe zorlandı. Türkiye’nin yeniden o günlere dönmesi istenmediği gibi, dünyanın hiçbir yerinde öğrencilerin inançları nedeniyle eğitimden mahrum bırakılması da kabul edilemez.

Bu ilke yalnızca Azerbaycan için değil; Özbekistan, Kırgızistan, Rusya, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ve benzer sorunların yaşandığı her yer için geçerlidir. İnsan hakları, ülkelere ve siyasi yakınlıklara göre değişen ölçüler değildir.

İnanç özgürlüğü uluslararası hukukun güvencesi altındadır

Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nin 18. maddesi din ve vicdan özgürlüğünü, 26. maddesi eğitim hakkını güvence altına alır. Medeni ve Siyasi Haklara İlişkin Uluslararası Sözleşme’nin 18. maddesi ile Çocuk Haklarına Dair Sözleşme’nin 14. maddesi de inanç özgürlüğünü korur. Azerbaycan bu sözleşmelerin tarafıdır.

Elbette her kıyafet düzenlemesi kendiliğinden insan hakları ihlali sayılmaz. Ancak sınırlamanın hukuki dayanağı, meşru amacı, gerekliliği ve orantılılığı değerlendirilmelidir. Bir öğrencinin inancı nedeniyle eğitimden dışlanması ciddi bir hukuki sorgulamayı gerektirir. Devletin tarafsızlığı, insanların inançlarını görünmez kılmak değil, temel haklarını eşit biçimde korumaktır.

Egemenliğe saygı, eleştiri hakkından vazgeçmek değildir

Azerbaycan bağımsız ve egemen bir devlettir; Türkiye bu bağımsızlığa saygı göstermelidir. Ancak egemenlik, insan hakları uygulamalarının eleştiri dışı tutulması anlamına gelmez. Türkiye’deki vatandaşların ve sivil toplum kuruluşlarının Azerbaycan’daki gelişmeler hakkında görüş bildirmesi, tek başına iç işlerine müdahale sayılamaz.

Karabağ meselesinde verilen destek kardeşliğimizin önemli bir parçasıdır; fakat geçmişteki dayanışma, bugünkü her uygulamanın sorgusuz sualsiz kabul edilmesini gerektirmez. Aynı şekilde eleştiri de Azerbaycan’ın bağımsızlığına saygısızlık değildir.

Kardeşlik, eleştiriden muafiyet değil; eleştiriyi karşılıklı saygı içinde yapabilme olgunluğudur.

İtidal, sessizlik değildir

Azerbaycan’ın bölgesel güvenlik kaygıları ve diğer ülkelerle ilişkileri elbette dikkate alınmalıdır. Ancak jeopolitik dengeler, olası hak ihlallerini kendiliğinden meşru hâle getirmez. Dış güçlerin etkisine ilişkin iddialar da somut kanıtların yerini tutamaz.

Eleştirinin dili de aynı ölçüde önemlidir. Azerbaycan yönetiminin bir uygulamasını eleştirmek Azerbaycan halkını suçlamak anlamına gelmez. İsrail politikalarını eleştirmek de Yahudileri bir bütün olarak sorumlu tutmayı haklı çıkarmaz. Kanıtsız komplo teorileri, ayrımcı ifadeler ve toplulukları hedef gösteren söylemler insan hakları mücadelesine zarar verir.

İtidal, haksızlık karşısında susmak değil; hakikati öfkenin gölgesinde bırakmadan savunmaktır.

Diplomatik hassasiyet, demokratik hakları ortadan kaldırmaz

Ankara’daki basın açıklaması sırasında alınan güvenlik tedbirleri de açıklığa kavuşturulmalıdır. ASTP dönem sözcüsü Nevzat Öylek’in aktardığına göre, çok sayıda çevik kuvvet polisi görevlendirilmiş, büyükelçiliğe giden yollar kapatılmış ve göstericilerin bölgeye ulaşması engellenmiştir. Öylek ayrıca polis tutumunu eleştirmiş, eylemcilerin itidalli davranmasının olayların büyümesini önlediğini belirtmiştir.

Bu anlatımın ilgili makamlarca açıklığa kavuşturulması gerekir. Elçiliklerin güvenliğini ve kamu düzenini sağlamak devletin sorumluluğudur; ancak tedbirlerin hukuki dayanağı, gerekliliği ve orantılılığı kadar barışçıl gösteri hakkının fiilen kullanılıp kullanılamadığı da önemlidir.

Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 34. maddesi ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 11. maddesi barışçıl toplantı ve gösteri özgürlüğünü korur. Bu hak mutlak değildir; fakat sınırlamalar hukuka dayanmalı, meşru amaç taşımalı ve demokratik toplumda gerekli ve orantılı olmalıdır. Yalnızca polis sayısından hareketle hukuka aykırılık hükmü verilemeyeceği gibi, güvenlik gerekçesi de barışçıl itirazın gereksiz yere engellenmesini otomatik olarak meşrulaştırmaz.

Azerbaycan Başörtüsü

Diplomatik hassasiyet başka, demokratik hakların bürokratik baskılarla sınırlandırılması başkadır. Barışçıl itiraz düşmanlık değildir.

Türkiye ne yapmalı?

Türkiye, Azerbaycan’la ilişkilerini korumakla inanç özgürlüğünü savunmak arasında seçim yapmak zorunda değildir. Cumhurbaşkanlığı, Dışişleri Bakanlığı ve ilgili makamlar, başörtüsü nedeniyle eğitim hakkının sınırlandırıldığı iddialarını diplomatik kanallardan gündeme getirebilir; hukuki dayanağın açıklanmasını ve varsa mağduriyetlerin giderilmesini isteyebilir.

Türkiye’deki yetkililer de diplomatik hassasiyetleri gözetirken sivil toplumun barışçıl gösteri hakkını korumalıdır. Yaşananlara ilişkin iddialar açıklığa kavuşturulmalı, güvenlik tedbirlerinin ölçülülüğü değerlendirilmelidir.

Sivil toplum kuruluşları ise mücadelelerini doğrulanabilir bilgilerle, ölçülü bir dille ve evrensel insan hakları ilkeleri temelinde sürdürmelidir. Somut gerçeklere dayanmak ve ayrımcı söylemlerden uzak durmak, haklı itirazın gücünü artırır.

Kardeşliğimizi de özgürlüklerimizi de koruyalım

Azerbaycan’ın bağımsızlığına saygı göstermekle oradaki insanların inanç özgürlüğünü savunmak mümkündür. Diplomatik ilişkileri korumakla sivil toplumun demokratik haklarını güvence altına almak da birbirine engel değildir.

28 Şubat’ın acı tecrübesini yaşamış bir toplum olarak başörtüsü yasaklarının sonuçlarını biliyoruz. Hiçbir insanın inancı nedeniyle eğitim hakkından mahrum bırakılmadığı bir dünya istiyoruz. İnsan hakları, diplomatik ilişkilerin elverdiği ölçüde savunulacak bir tercih değildir.

Haklılığımızı öfkeyle değil hukukla, peşin hükümlerle değil somut gerçeklerle ortaya koymalıyız.

Kardeşliğimizi koruyalım. İnanç özgürlüğünü savunalım. İnsan haklarımızdan vazgeçmeyelim.


 

 

Yorum Ekle
Yorumlar
Henüz Yorum Eklenmemiş